02 Ocak 2004 Cuma
 
 
 BİZE ULAŞIN | ARŞiV | KÜNYE | HABER İNDEKSİ |  SIK KULLANILANLARA EKLE |  AÇILIŞ SAYFASI YAP  
  ·  SON DAKİKA       
  ·  ANA SAYFA    
  ·  GÜNCEL         
  ·  SİYASET         
  ·  EKONOMİ         
  ·  YAZARLAR         
  ·  SPOR         
  ·  DÜNYA         
  ·  YAŞAM         
  ·  MAGAZİN         
  ·  SAĞLIK         
  ·  KADIN & MODA         
  ·  ASTROLOJİ         
  ·  OTOMOBİL         
  ·  ÇİZERLER         
  ·  BİLİM & TEKNİK         
  ·  TV'DE BUGÜN         
  ·  İŞ YAŞAMI         
  ·  OMBUDSMAN         
  ·  HAVA DURUMU         
  ·  CUMARTESİ         
  ·  PAZAR         
  ·  BUSINESS   
  ·  POPULER KÜLTÜR   



   
'İrtica', asker, AKP

       
    2004 yılında 'irtica' meselesi yüzünden ordu ile hükümet arasında çatışma çıkar mı?! İlk işaretler nasıl?
    "Mareşal üniformalı Atatürk" ve "Fatih Camii'ndeki manzara" konulu olaylarda asker sert tepki gösterdi ama, "irticai tehdit artıyor, irtica cesaret alıyor, Cumhuriyet tehlikede" gibi bildik alarm ifadeleri, hatta hatta "irtica" kelimesi telaffuz edilmedi. İktidarla çatışma olarak algılanabilecek sözler duymadık.
    Askerin tepkisi, AKP Adıyaman milletvekili Hüsrev Kutlu'nun çirkin 'provokasyon'uyla ve Fatih Camii'nin avlusundaki birkaç yüz kişilik kalabalıkla sınırlı idi. Bunu çok anlamlı buluyorum.
    (Aynı milletvekili daha önce de Apo'nun "tecrit"ten çıkarılıp F tipi cezaevine naklini istemişti!)
    ***
    ASKER, pek çok ülke gibi bizde de 'tarih yapıcı' ve 'ulus kurucu' unsurların başında gelir. Bizde ve Doğu milletlerinde asker modernleşmenin tarihsel öncüsüdür aynı zamanda.
    Atatürk, hem uluslaşmanın hem modernleşmenin simgesidir. "Gazi" ve "mareşal" unvanlarını sözde Devrim Komuta Konseyi veya Merkez Komitesi kararıyla da değil, gerçek Türkiye Büyük Millet Meclisi kararıyla almıştır. Bu, onun için de, Meclis için de, asker için de bir şereftir.
    Asker elbette bu şerefe sahip çıkacaktı. Dikkat çeken husus, askerlerin bir süredir bu tür olayları vesile ederek "irticaya karşı toplum mühendisliği" eğilimine girmiyor olmasıdır.
    Üniformalı toplum mühendisliğinin son heveskarı, Çevik Bir'di.
    Bilimin tespitidir: Köylü toplumlarında ordu modernleşmeye öncülük eder, askerlerde 'toplum mühendisliği' güdüsü güçlüdür; siyasete, kültüre, hatta ekonomiye yön vermek isterler. Kemalizm modernleşmenin bu aşamasını temsil eder.
    Fakat modernleşme gelişip aktif ve çoğulcu orta sınıf toplumu oluştukça, modernitenin birçok işlevi sivillere geçer. Ordunun işlevi "profesyonel" alana çekilir, darbe fikri ve 'toplum mühendisliği' cazibesini kaybeder.
    Bakın, Türkiye'de mesela MGK'nın yetkileri daraltılıyor. Asker artık 'muhtıra'larla manşetlerde değil.
    ***
    AKP de aynı 'orta sınıflaşma' sürecinde üç işleviyle dikkat çekiyor:
    • Demokratik istikrarın sağlanması: Türkiye yıllardan beri ilk defa siyasi istikrara kavuştu. Yelpaze tekrar parçalanmamalı, sol kendini toparlanmalıdır.
    • İslamcılığın dönüşümü: AKP, İslamcı ideolojiyi 'muhafazakar demokrasi'ye dönüştürüyor, merkez sağın geniş kitleleriyle yeni bir harmanlama yapıyor. Erbakan gibi Ortadoğu'dan şeyh çağırarak değil, Batı'dan muhafazakar filozofları çağırarak uluslararası panel yapıyor, AB üyeliğimiz için çabalıyor. AKP'nin yoğurmaya çalıştığı sentez, 'irtica'nın gerçek panzehridir.
    Bu dönüşümün uluslararası model değeri vardır.
    • Entegrasyon işlevi: Güneydoğu'dan DEHAP dışında oy alabilen tek parti AKP'dir. Siyaset bilimci LaPalombara, etnik ve dinsel kimliklerin militanlaşmasını önlemenin yolunun, onları kitle partilerine çekebilmek olduğunu belirtir.
    ***
    2004 yılına umutlarla giriyoruz.
    AKP'nin daha dikkatli davranması, 'sentez'i daha iyi yoğurması, istikrarsızlık bekleyenlere fırsat verecek münferit 'çıkıntı'ları önlemesi ve yaptırım uygulaması lazımdır.
    'Toplum mühendisliğinden' çekilme sürecini yaşayan asker de toplumdaki orta sınıflaşmayı ve AKP'nin 'sosyolojik' işlevini iyi tahlil etmelidir. Toplumsal modernleşme yani orta sınıflaşma kaçınılmaz olarak çoğulculuk yaratır; türban da, cemevleri de modern orta sınıflaşmanın ürünleridir.
    Artık bir cami avlusundaki sessiz, silahsız, mütevekkil birkaç yüz kişinin, hoş görüntü vermeseler de, rejim için tehdit olmadığının anlaşılması 2004'te bu tür olaylara soğukkanlı bakacağımızın işaretidir.
    Bir de Kıbrıs ve AB meselelerinde yolumuzu açarsak, gelecek yıl başında Türkiye çok daha mutlu ve güçlü olur.
    2004 mutluluklar yılı olsun...
    Yarın: 2004'te sol...
   
   
    t.akyol@milliyet.com.tr
   
   
   





Taha AKYOL
'İrtica', asker, AKP

Çetin ALTAN
"Geçti Bor'un pazarı, sür eşeği Niğde'ye"...

Melih AŞIK
Gündem değişmedi

Fikret BİLA
Rumların talepleri

Hasan CEMAL
AKP ve gizli gündem

Can DÜNDAR
Cem'in 2004 kehanetleri

Abbas GÜÇLÜ
YÖK yasası paket paket çıkacak

Hurşit GÜNEŞ
ABD'de işsizlik artınca sağlık düzeliyor, ömür uzuyor

Mehmet Y. YILMAZ
Gazeteci görevini yaptı; ya Sayın Başbakan?

Hasan PULUR
Kıbrıs'ta 3 gün, 3 gece!

Derya SAZAK
Rejim ve asker

Ece TEMELKURAN
Ey Türkler! Oynayınız!

Güngör URAS
Kontrolümüz dışı gelişmeler "hırçınlık yaratabilir"

M. Ali BİRAND
2004, AB için kader yılı olacak...