02 Ocak 2004 Cuma
 
 
 BİZE ULAŞIN | ARŞiV | KÜNYE | HABER İNDEKSİ |  SIK KULLANILANLARA EKLE |  AÇILIŞ SAYFASI YAP  
  ·  SON DAKİKA       
  ·  ANA SAYFA    
  ·  GÜNCEL         
  ·  SİYASET         
  ·  EKONOMİ         
  ·  YAZARLAR         
  ·  SPOR         
  ·  DÜNYA         
  ·  YAŞAM         
  ·  MAGAZİN         
  ·  SAĞLIK         
  ·  KADIN & MODA         
  ·  ASTROLOJİ         
  ·  OTOMOBİL         
  ·  ÇİZERLER         
  ·  BİLİM & TEKNİK         
  ·  TV'DE BUGÜN         
  ·  İŞ YAŞAMI         
  ·  OMBUDSMAN         
  ·  HAVA DURUMU         
  ·  CUMARTESİ         
  ·  PAZAR         
  ·  BUSINESS   
  ·  POPULER KÜLTÜR   



   
AKP ve gizli gündem

        Yeni yıl sohbeti (3)
   
    AKP'nin gizli gündemi var mı? Dünkü yazımı bu soruyla noktalamıştım.
    Yanıtına gelince:
    Sanmıyorum.
    AKP'nin parti programına ve bir yıldır uyguladığı hükümet programına bakınca, böyle bir gizli gündemin varlığına inanmak zor. Devleti içeriden gizlice ele geçireceksiniz, devlet ve toplum düzenini İslami temele oturtacak ve laikliği yıkacaksınız.
    Olmaz!
    Gerçekleşme şansı yok artık.
    Bir kere Türkiye'nin ekonomik, siyasal ve toplumsal gelişmişlik düzeyi böyle bir gizli kapaklı gündemin uygulanmasına izin vermez. Bugün artık saman altından su yürütülerek devlet ele geçirilemez. Ayrıca demokrasi bu kadar zayıf ve nahif değil bu ülkede.
    Kaldı ki demin de belirttiğim gibi ben AKP hükümetinin böyle bir gizli gündemi olduğuna da ihtimal vermiyorum. Bir yıldır izledikleri çizgi, ekonomik ve siyasal yapıda attıkları - bazıları gerçekten reformcu olan - adımlar da bunu gösteriyor.
    AKP hükümetinin gündeminde ekonomiyi daha çok dışa ve rekabete açan, sivil toplumu güçlendiren politikalar var. Avrupa Birliği'ne yaklaştıran politikalar var. Erdoğan hükümetinin bu politikaları, son tahlilde radikal İslam'ın değil, demokrasi ve özgürlüğün değirmenine su taşıyor.
    Hiç mi soru işareti yok? Var.
    Bunların bir bölümü, Tayyip Erdoğan başta olmak üzere lider kadrosunun radikal İslamcı geçmişinden kaynaklanıyor. Bir bölümü de parti tabanında, AKP kadrolarında laikliği hala içine sindiremeyen kimilerinin varlığından kaynaklanıyor. Bunların bir kısmı, Türkiye AB'ye girse de huyundan vazgeçmeyecek bir takım...
    Öte yandan, Başbakanlık Müsteşarı Prof. Dr. Ömer Dinçer'in laiklik penceresinden pek iç açıcı gözükmeyen sekiz yıl önceki konuşması da ister istemez soru işaretlerine yol açabiliyor. "İslam bir hayat tarzıdır ve hayatın bütün yönlerini kapsayan bir sistemdir" diye başlayan bu konuşmanın genel havası, 1990'lı yılların ilk yarısında Dinçer'in de İslamcı siyaseti benimseyen bir noktada olduğunu gösteriyor.
    Ve klasik soru:
    Değişti, değişmedi?..
    Başbakan Tayyip Erdoğan kendi geçmişiyle ilgili olarak birçok düzeltici açıklama yaptı. Hükümetteki uygulamaları da değişimi doğrulayan yönde... Benzer bir tutum, bir Başbakanlık Müşteşarı Dinçer'den de beklenir.
    Evet, soru işaretleri var.
    AKP'nin lider kadrosu acaba bir zamanlar 'el aldıkları' çevrelerin sesine gün gelir kulak verebilir mi?
    Bu çevreler de, örneğin artık Avrupa Birliği'ni Hıristiyan kulübü saymıyorlar, AB'ye girişe yeşil ışık yakıyorlar. Ama yarın aynı odaklar, eğitim alanında, Kuran kursları konusunda sabırsızlanır, Başbakan Erdoğan'ın uzlaşıcı tutumundan usanır da, "Daha ne duruyorsunuz?" diye baskı yapmaya başlayabilirler mi?
    Bu ihtimal de yok değil.
    1960'ların ikinci yarısında, sanıyorum, Demirel de yaşamıştı bu çıkmazı; partisi AP'nin bölünmesinde bu konu rol oynamıştı. Bu nedenle akla geliyor, bir zamanlar 'el alınan' çevrelerin sesi bir gün yine dinlenirse, AKP'de de bölünme çanları neden çalmasın diye...
    Bugün şöyle düşünüyorum:
    Gizli gündemlerle ve devlet eliyle Türkiye bu saatten sonra ne faşist, ne Komünist, ne de İslamcı yapılabilir. Türkiye, demokratik laik cumhuriyet düzeni yolunda Avrupa'ya doğru yürümesini sürdürecek. AKP'nin de hükümet olarak bu yolu kesmek istediğini sanmıyorum. Tam tersine içtenlikle açmaya çalışıyor.
    2004'e girerken iyimserim.
    Türkiye, Kürt sorunu açısından - uygulamada bazı direnme ve gecikmeler olsa da - çözüm rayında ilerliyor. Ayrıca İslam, laiklik ve demokrasi arasındaki dengeleri de tutturmaktan uzak noktada değiliz. Bu iki bakımdan AKP hükümeti ile AB yolu da Türkiye'nin önünde önemli bir fırsat olarak duruyor.
    Dindar bireyle devlet arasındaki kuşku köprülerinin atılması, daha sıcak ilişkilerin kurulması Türkiye'nin önünü daha fazla açar diye düşünüyorum. Bu bakımdan Dışişleri Bakanlığı eski müsteşarlarından Büyükelçi Özdem Sanberk'in şu değerlendirmesi isabetlidir:
    "İslam, laiklik ve demokrasi arasındaki sınavı Türkiye kazanmak zorunda. Türkiye bu sınavı kazanırsa, her şeyden önce kendi kendisiyle barış içinde olur. Bölgedeki barış ve istikrarla, temel hak ve özgürlüklerin gelişmesine katkıda bulunur. Milyonlarca Müslümanı barındıran AB'deki toplumsal barışın teminatı haline gelir. Ve belki de en önemlisi, İslamcı terör adı verilen küresel tehdidin uzun vadede ortadan kaldırılabilmesinin kültürel ve sosyopolitik koşullarının temellerini atmış olur." (Radikal, 21 Kasım 03, s.9)
    Ve bir yeni yıl özlemi:
    Keşke CHP de gerçekten sosyal demokrat olup bu çizgide Türkiye'nin elinden tutabilse...
    Dördüncü yılbaşı sohbeti yarın...
   
    h.cemal@milliyet.com.tr
   
   
   





Taha AKYOL
'İrtica', asker, AKP

Çetin ALTAN
"Geçti Bor'un pazarı, sür eşeği Niğde'ye"...

Melih AŞIK
Gündem değişmedi

Fikret BİLA
Rumların talepleri

Hasan CEMAL
AKP ve gizli gündem

Can DÜNDAR
Cem'in 2004 kehanetleri

Abbas GÜÇLÜ
YÖK yasası paket paket çıkacak

Hurşit GÜNEŞ
ABD'de işsizlik artınca sağlık düzeliyor, ömür uzuyor

Mehmet Y. YILMAZ
Gazeteci görevini yaptı; ya Sayın Başbakan?

Hasan PULUR
Kıbrıs'ta 3 gün, 3 gece!

Derya SAZAK
Rejim ve asker

Ece TEMELKURAN
Ey Türkler! Oynayınız!

Güngör URAS
Kontrolümüz dışı gelişmeler "hırçınlık yaratabilir"

M. Ali BİRAND
2004, AB için kader yılı olacak...