03 Ocak 2004 Cumartesi
 
 
 BİZE ULAŞIN | ARŞiV | KÜNYE | HABER İNDEKSİ |  SIK KULLANILANLARA EKLE |  AÇILIŞ SAYFASI YAP  
  ·  SON DAKİKA       
  ·  ANA SAYFA    
  ·  GÜNCEL         
  ·  SİYASET         
  ·  EKONOMİ         
  ·  YAZARLAR         
  ·  SPOR         
  ·  DÜNYA         
  ·  YAŞAM         
  ·  MAGAZİN         
  ·  SAĞLIK         
  ·  KADIN & MODA         
  ·  ASTROLOJİ         
  ·  OTOMOBİL         
  ·  ÇİZERLER         
  ·  BİLİM & TEKNİK         
  ·  TV'DE BUGÜN         
  ·  İŞ YAŞAMI         
  ·  OMBUDSMAN         
  ·  HAVA DURUMU         
  ·  CUMARTESİ         
  ·  PAZAR         
  ·  BUSINESS   
  ·  POPULER KÜLTÜR   


"Yazmak terapi gibi oldu"

   
Gay'ler, lezbiyenler, transeksüeller, İstanbul geceleri, barlar, kavgalar, baskılar, aile, arkadaşlar ve ağır bir depresyon... Gazeteci Zeynep Aksoy'un bunları anlatan ilk kitabı "Denizkızı" yayımlandı

        TUBA AKYOL

   
    Denizkızı oradan oraya savrulup duran, özgür bir toz tanesiyken bir gün bir kadının rahmine düşüp doğuyor. Ama mayası toz onun. Bu yüzden doğuştan muhalif, doğuştan asi. Doğal olarak hayatı da tekrar özgürlüğüne kavuşmak için verdiği bir mücadele. Çünkü o kendi çizdiği yolda yürümek istiyor. Tabii bunun bedeli de ağır oluyor.
    Radikal İki'deki yazılarından tanıdığınız Zeynep Aksoy, "Denizkızı" adlı ilk romanında sürüden ayrılanların hikayesini anlatıyor. Gay'ler, lezbiyenler, transeksüeller... "Bize çok tekdüze bir hayat yaşatılmaya çalışılıyor bu ülkede. Hepimiz aynı şekildeymişiz, aynı hamurdan yoğrulmuşuz, aynı hayatı yaşamalıymışız gibi... Ülkede binlerce farklı insan var ve ortaya çıkarak kendi kimlikleriyle yaşamak istiyorlar. Ve yaşıyorlar da... Ama bunlar görmezden geliniyor. Bunu göstermeye çalıştım" diyor Aksoy.
    Ve gösteriyor. Yani okutuyor. Hem de klasik müzik eşliğinde...
   
    Şan eğitimi almışsın, opera yönetmeni olmaya heves edip Amerika'da müzik teorisi ve tarihi okumuşsun, yine Amerika'da tiyatro çalışmaları bölümünde master yapmışsın, resim kursuna gitmişsin. İki de kısa metrajlı filmin var. Şimdi de kitabın çıktı. Sanatın her alanıyla haşır neşirsin yani...
    "Sanat insanı"... (Gülüyor) Hepsini çok seviyorum. Bazılarında daha yetenekliyim. Bazıları sadece hobi düzeyinde. Sanırım her zaman yazma öne çıkıyor. Sonra da müzik.
   
    Kitabın bölümleri müzik parçalarına ayrılmış. Canlı, neşeli parçalar; hüzünlü, lirik parçalar... Nasıl aklına geldi bu bölümleme?
    Kitabın ilk hali toparlanamayacak gibi görünen dağınık, kopuk 500 sayfalık bir şeydi. Bir kurguya ihtiyacım vardı. Önümde 500 sayfa, oturmuş Bach dinliyordum. Bach'ın o mükemmel matematiğini kullanıp bir kurgu yapabileceğimi düşündüm. Müzik çok sistemlidir, matematik gibidir. Bu matematiği kullanarak 500 sayfayı kurguladım.
   
    "Yeni bir başlangıç için"
    Roman olması niyetiyle mi yazılmıştı bu 500 sayfa?
    Ben kendi kendime roman yazmaya karar vermedim aslında. Aklımın ucunda bir yerlerde kitap yazma fikri vardır belki ama bilinçli değildi. Bir gün kitabımı yayımlayan An Yayıncılık'ın sahibi aradı. Bir internet sitesine yazdığım yazıları görmüş, çok beğenmiş. "Bir şeyler yaz. Ne yazarsan basacağım" dedi. Ben de teşekkür edip böyle bir niyetimin olmadığını söyledim.
   
    Bu konuşma tetikleyici oldu...
    Çok etkisi oldu, yine de bir-iki ay hiçbir şey yazamadım. Sonra bir gün başladım. O gün olan biteni yazdım. Rutin haline geldi, her akşam yazmaya başladım ve kitabı sekiz ayda bitirdim. Bunları yayınevi sahibine okuttum. Çok beğendi.
   
    Kitabında her sayfadan ayrı bir roman çıkarmış gibi sanki. Niye her şeyi bir kitapta harcadın?
    Açıkçası ben de Amerika bölümlerine pişman oldum. Onlardan ayrı bir kitap çıkardı. Ama içimde ne varsa hepsini yazayım da yeni bir başlangıç yapayım istedim.
   
   
"Annemden çekiniyordum ama kitabı okuyunca çok hoş bir tepki verdi"
    Kitaptaki denizkızı depresyonla boğuşuyor.
    Kitabı yazarken ben de depresyondaydım. Daha doğrusu depresyondan çıkmak üzereydim. Hâlâ terapiye devam ediyorum. Yazmak da terapi gibi oldu açıkçası. Çünkü kendimi yazdım. Tabii kurgu da çok var ama her zaman derler ya, ilk roman çok fazla biyografi taşır içinde diye. Ben de yaşamımdan yola çıkarak yazdım. O sırada bir terapi süreci yaşıyordum ve zaten geçmişe dönüyordum.
   
    Nasıl hissediyorsun peki? Rahatlamış ya da çırılçıplak...
    Çok çıplak hissediyorum. Kitabı okuyan insanların bakışlarında bile... Her şeyi itiraf etmiş gibi oldum ama başka türlüsünü yazamazdım.
   
    Ya kitapta bahsi geçen insanlar? Onların tepkisi ne oldu?
    İnsanlar çok hoş şeyler söyledi. Arkadaşlarım kitabı bitirdikten sonra hüngür hüngür ağlayarak aradılar. Annemden çekiniyordum açıkçası. Çünkü hayatımın çok fazla özel detayları var içinde. Ama o da hoş bir tepki verdi.
   
    Bu arada annen Ece Bar'ın Ece'si, değil mi? Orada müzik yapmayı denedin mi hiç?
    Birkaç kere piyano çaldım orada. Ama klasik müzik yaptığım için... Arya söylediğimde müşterilerin pek hoşuna gitmedi. Müziğe devam edeceğim ama Ece Bar'da değil.
   
    Kitapların devamı gelecek mi?
    Bu kitabın biraz tadını çıkaracağım. Sonra tekrar yazacağım tabii.
   
   





 Donatella Piatti
 Sarıkız'ın Anıları
 Tuba Akyol
 İlhan Uçkan
 Yalvaç URAL