|


Kosmos, Espas, Uzay ve biz...
Açıkça söylemek gerekirse, tüm dünya vatandaşları olarak, kendimize; hiç değilse arada sırada bir de "uzay"dan bakmaya ne kadar yabancıyız.
Ne yararı mı var, diyeceksiniz, hiç değilse arada sırada bir de "uzay"dan bakmanın kendimize?
Ola ki, ortasına düştüğümüz, ikiz aynalar benzeri birbirini yansıtıp giden saçmalıklar hengamesinden de, bir nebze olsun arınır; gözümüzde aşırı büyüttüğümüz olay ve sorunlardan da, bir oranda olsun durulanırız.
***
"İş Bankası Kültür Yayınları", Üstün Aydıngöz imzasıyla, Uzay'dan çekilmiş görkemli fotoğraflarla bir albüm yayımlamış; adı "Astronotların Gözüyle Uzaydan Türkiye"...
Bizim Boğaz'ı, Haliç'i, Adalar'ı ile içinde yaşadığımız İstanbul nerde; Uzay'dan çekilmiş İstanbul nerde?
***
Doğrusu "Yer" küresi üstündeki kara parçalarına sahip çıkmak, oralara yerleşmek; oralarda "astığı astık, kestiği kestik" kişiler olmak için, az itiş kakış yaşanmamış; hala da yaşanıyor...
Her dönemin kendine özgü savaşları... Ortaçağın atları, zırhlıları, okları, kılıçları, mancınıkları... Sonra devreye giren toplar; daha sonraları tanklar, panzerler, avcı ve bombardıman uçakları, denizaltılar, uçak gemileri; daha sonraları uzun menzilli füzeler...
***
Bir de Ay'a ilk kez ayak basan Neil Armstrong'un, Uzay'dan çektiği "Yer" küresi fotoğrafı; bol mavili, bulutlu, ufacık bir yuvarlak...
Ve o bol mavili yuvarlağın üstündeki "İnsanoğlu"nun, bitip tükenmeyen yer edinme, edindiği yeri koruma kavgası...
***
Bir de Uzay'dan çekilen o "Yer" küresi üstündeki militer dağılımlarıyla, militer kıpırtılarının, hareketli görüntüleri yayımlansa; o alanlardaki çeşitli faaliyetlerle birlikte...
Söylenen ulusal marşlar, okunan hamasi şiirler, çekilen kahramanlık nutukları...
***
Türkiye'nin Uzay'dan çekilmiş fotoğraflarından birinde Fethiye, Ortaca, İztuzu, Dalyan, Köyceğiz Gölü de görünüyordu.
Ancak vaktiyle ilkokuldayken ezberlediğimiz:
Süngümü demir gibi ellerimle kavradım,
Şanlara, zaferlere yürüdüm adım adım.
Türü, manzumelerin çok dışında görünüyordu. Sadece sisli bulutlu, göllü dağlı, kıyılı denizli, sınırları mınırları bulunmayan bir gezegencik olarak görünüyordu.
***
Uzay çağı ve modern teknoloji, İnsanoğlu'nun da eski koşullanmalarını usul usul değiştirmede...
Eskiden yılbaşı şenlikleri, bu kadar evrensel ve ortak bir görünüm mü sergiliyordu?
Bakalım yılbaşlarını Uzay'da kutlamalar ne zaman başlayacak? Tabii yine önce düğünler başlayacak...
Ve birtakım firmalar reklamlara girişecekler, "Uzayda evlenmek istemez misiniz?"; "Uzayda evlenenler, bir Uzay çocuğunun da annesiyle babası olabilirler"; "Birleşmiş Milletler, Uzay çocuklarının dünya vatandaşlığını kabul etti"...
***
Uzayda evlenmeler, şimdilik çok uzak, fantezist bir öngörü olarak görülebilir...
Bendenizin çocukluğunda da, ne kimsenin aklından İnsanoğlu'nun Ay'da yürüyebileceği geçiyordu, ne televizyon, ne cep telefonu, ne internet...
Şimdi hepsi doğal geliyor hepimize...
Eski koşullanmalarımıza, sade ellerimizle değil, ayaklarımızla da sımsıkı yapışıp adeta mıhlanmış gibi olsak dahi...
***
Bu arada dünya savaşlarındaki kadar olmasa da; yine az çok sürüp gidecek birbirini öldürmeler, ölmeler; yoksulluk sıkıntıları; sağlık sorunları, aşk bunalımları; sıra dışı ve değişik görünme tutkuları...
Bundan 50 yıl kadar önce, sıra dışı şiir yazma modası, bir oranda Orhan Veli'nin de katkısıyla bir hayli azgınlaşmıştı.
Bir dost da, aklımda kaldığı kadarıyla "rakı" diye şöyle bir şey yazmıştı:
Hey şişe, bey şişe,
Gel gel de, bardağıma işe...
Bir başka dost da, buna nazire olarak "Şarap fıçısı" diye bir şey yazmıştı:
Hey fıçı, bey fıçı
Çevir kıçı
Gel gel de, bardağıma sıç...
***
Geleneği adeti, gelmişi geçmişi, muhafazakarı moderni, modası çağdaşı, eskisi yenisi, alışılmışı alışılmamışı ile serüvenlerimizi yaşar gideriz.
Sanırım, arada sırada, artık bir de "Uzay"dan bakmakta yarar var kendimize...
c.altan@prizma.net.tr
|
|

|