03 Ocak 2004 Cumartesi
 
 
 BİZE ULAŞIN | ARŞiV | KÜNYE | HABER İNDEKSİ |  SIK KULLANILANLARA EKLE |  AÇILIŞ SAYFASI YAP  
  ·  SON DAKİKA       
  ·  ANA SAYFA    
  ·  GÜNCEL         
  ·  SİYASET         
  ·  EKONOMİ         
  ·  YAZARLAR         
  ·  SPOR         
  ·  DÜNYA         
  ·  YAŞAM         
  ·  MAGAZİN         
  ·  SAĞLIK         
  ·  KADIN & MODA         
  ·  ASTROLOJİ         
  ·  OTOMOBİL         
  ·  ÇİZERLER         
  ·  BİLİM & TEKNİK         
  ·  TV'DE BUGÜN         
  ·  İŞ YAŞAMI         
  ·  OMBUDSMAN         
  ·  HAVA DURUMU         
  ·  CUMARTESİ         
  ·  PAZAR         
  ·  BUSINESS   
  ·  POPULER KÜLTÜR   



   
Yeni yıl sohbeti (4)
   
Atatürk'le portakal çiçekleri

       
    Herkes Atatürk'ü sevmek zorunda değil. Herkes Atatürk'ün her yaptığını doğru bulmak zorunda değil. Herkes Atatürk'e aynı pencereden bakmak zorunda değil.
    Bu toplumda Atatürk'ü sevmeyen de vardır, bazı yaptıklarını yanlış bulan da, ona farklı açılardan bakan da...
    Herkes tek tip düşünmez.
    Zorla güzellik de olmaz!
    Demokrasinin gücü ve fazileti buradan, yani çatısı altında her türlü fikri barındırmasından kaynaklanır. Demokrasinin kendine duyduğu güvenin özünde bu yatar. Bu özgüven sayesinde, kendine aykırı fikirlere de hayat hakkı tanıyan bir rejimdir demokrasi.
    Ekonomik alanda serbest rekabet düzeni, yani pazar ekonomisi neyse, siyasal alanda da yarışma odur. Yani bir tarafta mal, sermaye ve hizmetler serbestçe yarışır, öbür tarafta fikirler özgürce yarışır, siyasal rekabet canlılığını korur. Bu ikisinin birlikteliğidir, zamanla gelişmesidir, demokrasiyi bir hayat tarzı olarak tarih sahnesine çıkartan... Bu süreci Türkiye de inişli çıkışlı olarak uzun yıllardır yaşıyor.
    Başarısız değiliz.
    Ben Atatürk'ü seviyorum.
    O milletvekili sevmeyebilir.
    Bunu ifade etmek hakkı da vardır o milletvekilinin. Peki, her seferinde bunun gibi bir olay yaşandığında bu kadar cayırtı koparılması normal mi, gerekiyor mu?
    Sanmıyorum.
    Tepkinin ölçüsü, bence, bir yandan Atatürk'ü sevmeyenlerin, öte yandan demokrasiyi içine sindiremeyenlerin ve bugün Türkiye'nin Avrupa yolunu kesmek isteyenlerin değirmenine su taşıyor. Bu odaklar, toplumu ve siyaseti germenin peşindeler. Bütün dertleri, rejim bunalımı yaratabilmek... Bunun için her fırsattan istifade askeri kaşıyor, askerin hassas konularıyla oynuyorlar.
    Hedeflerinden biri malum:
    Kıbrıs'ı çözümsüz bırakmak!
    Onun için ben bugün size Kuzey Kıbrıs'taki portakal çiçeklerinden söz etmek istiyorum. Düş kırıklıkları... İnsanın hayallerle avunması... Beklenen yarınların kapıyı bir türlü çalmaması... Ve böylesi duyguların açığa vurulması...
    Benim içime dokunur.
    Londra'da yaşayan Kıbrıslı bir genç Türk. "İdealim diplomat olmaktı. Federal Kıbrıs Cumhuriyeti'nin bilmem hangi elçiliğinde diplomat olarak çalışmak isterdim" diye yazmıştı bana bir tarihte.
    Devamı şöyleydi:
    "Bunun için yıllarca bekledim Kıbrıs sorunu çözülsün diye. Yoksa benim gibilere Kıbrıs'ta hayat ve iş imkanı olmadığını biliyordum. Boğaziçi Üniversitesi'ni bitirdim, Londra'da mastır yaptım. Hala çözülmedi Kıbrıs! Ben de hala Londra'da bir pizzacıda çalışıyorum."
    İçini şöyle dökmüştü:
    "Tatillerde Kıbrıs'a gittiğim zaman içinde büyüdüğüm o portakal bahçelerinde, o çocukluk günlerinin anıları bile nefes almama yetmiyor. Daralıyorum. Bizim portakal bahçemiz de kurumaya terk edilmiş. O mis gibi portakal çiçeklerinin eski kokusu da yok artık."
    Neşe Yaşın.
    Kıbrıslı bir Türk. Şair ve romancı. Barışın devletler arası antlaşmalar konusu olmadığını, bir yaşam biçimi olduğuna inanıyor. Her türlü suçlamayı göze alıp Güney Kıbrıs'ta da yaşıyor, Rum okullarında Türk şiiri dersleri veriyor.
    Bir şiirinde, "Yurdunu sevmeliymiş insan / Öyle diyor babam / Benim yurdum / İkiye bölünmüş ortasından / Hangi yarısını sevmeli insan?" diye sorabiliyor. Bir de romanı var, "Tarihi yenmek için" yazdığını söylüyor.
    Evet öyle.
    Kıbrıs'ta tarihi yenmeden, Kıbrıs'ta tarihin esiri olmaktan kurtulmadan kalıcı çözüm ve barış mümkün değil. İzmir'de Ege Üniversitesi'nde okuyan o Kıbrıslı genç kızı anımsıyorum. Geçen yılki bir sohbetimizde, "Kimse bizim geleceğimizden çalamaz" diyerek eklemişti:
    "Sürekli olarak 1974 öncesini kafamıza kakıyorlar. Ya bizim geleceğimiz? Hep geçmişi düşünenler, bizim geleceğimizi ne kadar düşünüyorlar? Geçmişe takılanların, bizim geleceğimizden çalmaya hakları yok."
    Kıbrıs deyince sıkılanlar var.
    Sıkılmayın.
    Çünkü Kıbrıs hem kilit hem anahtar. Özellikle bu yıl için öyle. Eğer bu kilit açılabilirse, Kıbrıs bu kez anahtar haline gelecek. 2004'te hem Kuzey Kıbrıs'ın, hem Türkiye'nin önünü açabilecek belki de en önemli anahtar.
    Yani Kıbrıs yalnız Kıbrıs değil.
    Aynı zamanda bizim de kaderimiz.
    Abartmıyorum.
    Bu ay içinde Kıbrıs'ta yanlış oynayacak bir Türkiye, bu yılın sonunda Avrupa Birliği'nden tarih alamayacak. Bunun Türkiye'ye sadece ekonomik olumsuzlukları olmayacak. Türkiye aynı zamanda siyasal olarak içine kapanmaya başlayacak.
    Birtakım çevrelerin Kıbrıs'ı, Ege'yi kışkışlamaları, çok sevdikleri "Laiklik elden gidiyor!" oyununu yeniden sahneye koymaları, askerin duyarlıklarını sömürmeye kalkışmaları hep bunun için.
    Yoksa tren kaçacak!
    Bu tuzağa düşmemek lazım.
    Kıbrıs Annan planı çerçevesinde, elbette bazı düzeltmelerle çözülmelidir. Yıl sonunda AB'den tarih almaya dönük adımlar da hızlandırılmalıdır.
    Bu iki alanda eğer işler tavsarsa, bir zamanlar gördüğümüz bir film yine tersten sarılabilir. Milliyetçi dalganın, İslamcı dalganın kabarması... Kürt sorununun tersine dönmesi... Teröre davetiye çıkarılması... Ve ekonomideki olumlu gidişin darbe yemesi...
    Biz bu filmi gördük, bir daha görmek istemiyoruz.
    Yılbaşı sohbetlerinin sonunucusu yarın...
   
    h.cemal@milliyet.com.tr
   
   





Taha AKYOL
Sol ve CHP

Çetin ALTAN
Kosmos, Espas, Uzay ve biz...

Melih AŞIK
Küçük dilekler...

Fikret BİLA
Kerkük'le oynamak

Hasan CEMAL
Atatürk'le portakal çiçekleri

Can DÜNDAR
Meclis deposunda 'sakıncalı bir tablo'

Abbas GÜÇLÜ
Bu sınav kafaları karıştırdı

Mehmet Y. YILMAZ
Bir kere yaptım, yine yaparım!

Meliha OKUR
Hodri meydan!

Hasan PULUR
Varsın, olsunlar...

Derya SAZAK
Hüsrev Kutlu vakası

Tamer HEPER
Umarım endişem yersizdir

Güngör URAS
Cihanyandı Lütfiye yavru bekliyor