|
|


Hayat matematik değildir...
Satır Arası / Deniz Sipahi
Çok değil... Bundan tam yedi yıl önce çekilmiş bir fotoğrafı buldum çekmecemi karıştırırken... Fotoğrafta otuza yakın kişiyiz. Hepimizi aynı kareye sokan, ortak anılarımızın çokluğu...
Kimisiyle beraber büyümüştük, aynı okula gitmiş, aynı sıraları paylaşmıştık.
Bazıları eş durumundan aramıza katılmıştı; ama kısa sürede kaynaşıp dost olmuştuk.
Kimisiyle iş yerinde tanışmıştık; bu geniş aileye katılabileceğini düşünmüş olmalıyız ki zaman içinde onlar da bu karenin içine girebilmişlerdi.
Geçmişe dönüp bakıyorum da; ne güzel günler yaşamışız.
Bana çocukluğumu, gençliğimi dört dörtlük yaşatan insanlar...
Doyasıya gülmüşüz, eğlenmişiz...
Ağlamışız...
Uykusuz geçen geceler geçirmişiz; gezmişiz, tozmuşuz...
İyi ki yapmışız...
Gecenin bir vaktinde karar verip; Çeşme'ye, Bodrum'a, Kuşadası'na gitmişiz...
Abartıp Ankara'ya bile gidenler olmuş...
Bunun gibi onlarca, yüzlerce sayısız anı...
İyi ki yapmışız...
Çoğuyla annemizin, babamızın bile bilmediklerini paylaşır; o zaman dünyanın en büyük derdi sandığımız fasa fiso konulara kendimize göre çareler arardık.
İlk aşkları, ilk buluşmaları, ilk denemeleri beraber yaşadığımız arkadaşlar...
Yolun yarısını geçen yaşımızın hemen hemen tamamında beraber olduğumuz o güzel insanlar...
Son yedi yılda peki ne değişti?
Aslına bakarsanız değişen, o kareden ayrılan pek yok aramızdan... İşlerin yoğunluğundan buluşmalar biraz azalsa da dostluğumuzun hayat boyu devam edeceğinden kimsenin şüphesi yok.
Tamamını en az kardeşim kadar iyi tanıyorum.
Bir çoğuyla beraber büyüdüğümüz için 20 yıl, 25 yıl öncesinde neler düşündüklerini, hayattan ne istediklerini çok iyi biliyorum.
Tabii onlar da beni...
Hatırlıyorum; uzun gecelerde bu hayallerimizi yüksek sesle dile getirir, büyük büyük laflar ederdik. Planlar, projeler yapar; her işe birbirimizi ortak ederdik.
Zaman içinde bu hedefleri daha gerçekçi ve uygulanabilir planlar haline getirdik.
Elbette kalabalığın olduğu yerde görüş ayrılıkları, anti tezler öne sürülmeye de başlandı.
Ardından yeni başlangıçlar...
Yer değişiklikleri, sonlanan hikayeler...
Fotoğrafa bakıyorum da...
"Mühendis olacağım" diyen; bir restoran işletiyor.
"Asla evlenmem" diyen; üç çocukla içimizde en fazla çocuk sahibi olan kişi...
"Ben onunla hayat boyu beraber olacağım" diyen; üçüncü evliliğini yapmaya hazırlanıyor.
"İzmir'den başka bir yerde yaşayamam" diyen; neredeyse her iki yılda bir kent değiştiriyor. Hepimiz için hayat daha ne sürprizler hazırlıyor bilemiyorum.
Yıllar geçtikçe hayatın matematik olmadığını daha iyi anlıyorum.
Hedefler belki değişmiyor ama planlar zaman içinde tadilata uğruyor.
Teoridekiler çoğu zaman pratikte uygulanamıyor. Tıpkı her okul birincisinin iş hayatında başarılı olamadığı gibi... Rüzgar bazen bizi alıp öylesine bir savuruyor ki...
Evet...
Hayat matematik değildir.
O yüzden...
Hayatın bize neler getireceği hiç belli olmaz.
İnanıyorum ki...
Hepimizin bu kadar kalabalık olmasa da buna benzer fotoğrafları vardır arşivinde...
İşte o fotoğrafın bana hatırlattıkları...
İnternette politika nasıl yapılır?
1 kişi memlekette aslında "ne yapılması gerektiğine dair" bir mesaj yollar. 20 kişi teşhisi paylaştığı, ancak çözümü farklı düşündüğü mesajıyla cevap verir.
60 kişi teşhisi yanlış bulduğunu anlatır. 22 kişi "Memnun değilsen sen çek git" mesajı yollar.
120 kişi mesaj grubu yöneticisine, "Çek git mesajlarının internet kültürüne ters düştüğünü ve esas bu arkadaşların platforma girmelerinin yasaklanması gerektiğini" yazar.
50 kişi bu tartışmanın bu tartışma grubuna ait bir tartışma olmadığına dair mesaj çeker.
17 kişi mesajlardaki imla hatalarını düzelten mesaj çeker.
164 kişi, "Çok sıkıcısınız iyi erotik site şifresi bilen var mı?" diye sorar.
55 kişiden "Ben bu mesajları almak istemiyorum beni bu listeden çıkartın" mesajı gelir.
222 tane, "Ben bu listeden çıkmak istiyorum mailleri niye benim bilgisayarımda. Ben mesaj grubu yöneticisi miyim?" mesajını kırmızı bayrakla gönderir.
3 kişi kimin hangi konuda daha evvel ne söylediğini yazan mesaj çeker ve sonraki mesajlarında neden tutum değiştirdiklerini sorar.
69 kişi mesajla kendi tutumlarının ne olduğunu bir kez daha anlatır.
7 kişi her farklı görüş için bir alt grup açılmasını ve tartışmaların o alt gruplarda sürmesi gerektiğini savunur.
22 kişi toplumun nabzını tutmak üzere hangi çözümün uygun olacağına dair internet üzerinden anket yapılmasını ister.
77 kişi internetteki entelektüel seviyeyi sorgulayan ve anketin akılcılığını eleştiren mail yollar.
127 kişi politikanın toplum için yapıldığına dair mesaj çeker ve halka ters politika yapılamayacağını anlatır.
83 mesaj halka "asıl meselenin" ne olduğunun internet üzerinden anlatılıp anlatılamayacağını tartışır.
1 mesaj virüslü gelir.
500 adet gruba virüs bulaştığına dair mesaj gelir.
120 kişi anti virus programıyla o virüsün nasıl temizleneceğini anlatır. 55 kişi bir haftadır süren tartışmaların hepsinin yer aldığı 30 sayfalık bir metin oluşturur ve altına "yanlış noktadan hareket ediyoruz" der, süper mektubun son satırına da "Bir salon, iki oda, Bostanlı'da kiralık ev bilen var mı?" diye sorar.
42 kişi süper mektubu aynen geri yollar ve son satırında, "Karşıyaka Yalısı'nda böyle bir ev var, bütçen ne kadar" diye sorar.
222 kişi süper mektubu son ilavelerle bütün gruba yollar ve burası, "Kiralık emlak arayanlar grubu değil" der.
17 kişiden "Bu grupta aradığın şıp diye bulunuyormuş" diye duyduk, "56 model Chevrolet orijinal jant" nereden bulabilirim turu soru gelir.
1 kişi grubun aslında "Ne yapması gerektiğine dair" bir mesaj çeker...
(Cüneyt Tuğrul'dan)
BİR BAŞKA GÖZLE
Bornova Anadolu Lisesi
31.12.2003 günlü Milliyet Gazetesi'nde BAL'dan (Bornova Anadolu Lisesi) kardeşimiz Ece Temelkuran'ın yazısını okudum. Yazı, okulumuz ve AKP üzerineydi. Ece Temelkuran'ın yazdığına göre, Bornova Anadolu Lisesi'nde Amelie filminin gösterilmesi AKP Bornova İlçesi yöneticilerinin pek hoşuna gitmemiş, filmi müstehcen bulmuşlar ve okul yöneticilerini Milli Eğitim Bakanlığı'na şikayet etmişler.
Olayın yorumlayan Ece Temelkuran, geçmişe ve bugüne ilişkin verdiği çeşitli örneklerle müstehcenliğin esasen bu tarz düşünebilen beyinlerde olduğunu pek güzel vurgulamış. Ece Temelkuran'ın bu yazısını bulup okumanızı öneririm. Ece kardeşim çok haklı...
Özgür düşünmeyi öğrendik
Bize İzmir Koleji'nde (sonradan Bornova Anadolu Lisesi) kendine güvenmeyi, birey olarak kalırken birlikte hareket edebilmeyi, hakkını sonuna kadar talep ederken hakkın olmayanı istememeyi, haksızlığa karsı çıkmayı pek güzel öğrettiler.
Ayrıca son derece güçlü bir "orta eğitimi" verdiler ve bu sayede bizler özgür düşünmeyi, sorgulamayı öğrendik. O zamanlar daha yeni yetmelerdik ve asıl sorunun burada olduğunu da henüz bilmiyorduk. Simdi iktidarda olan AKP'nin ve öncüleri mahiyetinde olanların hoşuna gitmeyen bu oluşumdu. Önce tüm Türkiye'de sadece altı tane olan (İstanbul Moda, Samsun, Eskişehir, Konya, Diyarbakır, İzmir Bornova), gerçekten çok kaliteli eğitim veren okulları "ayrımcılık istemiyoruz" bahanesi ile binlercesi zaten mevcut liselerine çevirdiler.
İktidarın derdi sığlık
Buralara milliyetçi mukaddesatçı eğitmenler - özellikle yöneticiler - atadılar. Çünkü farklılaşan, bağımsız düşünebilen, sorgulayabilen beyinlere tahammülleri yoktu. ANAP döneminde başlayan, sonradan fırsat bulundukça uygulanan "kendine benzetme" yaklaşımı, şimdi de bir film bahanesiyle devam ettirilmeye çalışıyor. AKP iktidara geldiğinde en büyük sorununun "sığlık" olacağını düşünmüştüm. Bugüne kadar kimi uygulamaları bu tespitin doğru olduğunu gösteriyor.
(Süha Tanrıöver'in kaleminden)
dsipahi@milliyet.com.tr
|
|




|