|
|


Taşradan anılar
Nedret Gürcan "Benim Sevgili Taşram"da sadece anılarını anlatmakla kalmıyor, Dinar'ın da portresini çiziyor
Ortaokul, lise çağlarımızda, 1950'lerde en etkili edebiyat dergisi kuşkusuz Varlık'tı. Onu Yeditepe izlerdi. Neredeyse bu iki dergi yön verirdi edebiyatımıza. Başka dergiler de vardı elbet. "Kanı soğuk" olarak nitelediğimiz Türk Dili'nin yanı sıra, çıkmasıyla batması bir olan dergilerde de önemli yazarlarımızın şiirleri, öyküleri, yazıları yayımlanırdı. Ama Varlık'la Yeditepe'nin yerleri başkaydı.
1945'te Dinar'da yayımlanan bir dergi, Şairler Yaprağı, umulmadık bir ilgiyle karşılandı. Ötekilerin yanında daha "amatörce" bir görünüşü vardı derginin. Ama sayfalara yayıncısının, Nedret Gürcan'ın coşkusu yansıyordu. Dört yıllık ömrü boyunca çok konuşuldu. Ünlülerin yanı sıra, birçok genç ilk şiirini Şairler Yaprağı'nda yayımladı.
Ben de çiçeği burnunda bir yazar olarak bir şiirimi gönderdim Şairler Yaprağı'na. Hafta geçmedi, Nedret Gürcan'dan bir mektup aldım. Şiirimi sevdiğini, dergide yayımlayacağını belirtiyordu. Bir de "Yaşadıkça Aşk" kitabını imzalayıp yollamıştı.
Şiirim yayımlanamadı çünkü derginin ömrü yetmedi. Daha sonra da yayıncısıyla sadece bir kere karşılaşma olanağını buldum.
***
Nedret Gürcan'ın anılarını, "Benim Sevgili Taşram"ı (Dünya Yayıncılık) okurken o günlere gittim. Özellikle, Şairler Yaprağı'nın yayımlanışını anlattığı bölüm beni bir başka taşra kentine, Antep'e, el dizgisiyle gazete çıkarılan döneme götürdü.
Gürcan, Dinar'da Şairler Yaprağı'nı yayımlamaya karar verdiğinde, ilçede matbaa yokmuş. Isparta'ya gitmiş o da. Bir matbaayla anlaşmak için. Sonuçta bir pedal baskı makinesi, hurufat ve nemrut mu nemrut bir ustayla dönmüş Dinar'a. Kendi matbaasını kurarak kartvizit, fatura basmaya koyulmuş. O arada yine el dizgisiyle dergisini yayımlamaya başlamış.
Nasıl netameli bir iştir bu, bilirim. Antep'te Faik Muhsinoğlu'nun Demokrat Ülkü (27 Mayıs'tan sonra adı Yeni Ülkü oldu) gazetesinde bir sanat sayfası hazırlıyordum. Sayfa basılıncaya kadar, başına olmadık bir şey gelmesin diye, Ekşi Mehmet'in yanından ayrılmazdım. Basılı sayfayı elime alınca da benzersiz bir coşku duyardım.
Nedret Gürcan'ı da o coşku taşımıştı yıllarca.
***
Hep yazmışımdır, bu tür anı kitaplarını çok seviyorum. Alçakgönüllü yaşamlar, pastel renkler, küçük ayrıntılar bana "önemli ifşaat"lardan daha çekici geliyor. Onlarda insanı, dönemi, ülkeyi daha berrak görüyorum. Trende bir yol arkadaşınızın söylediği sıradan bir cümle bile anlı şanlı bir devlet adamının söylevinden daha anlamlı olabiliyor. "Benim Sevgili Taşram" bu tür bir anı kitabı.
***
Taşra ayrı bir dünyadır. Metropollerde, büyük kentlerde yaşayanların akıl erdiremediği sorunlarla, koşullarla, davranışlarla, ilişkilerle, tepkilerle kuşatılmıştır. Nedret Gürcan'ın sadece anlattıklarında değil, fotoğraflarında da bu "ayrı dünya" yansıyor.
Şairseniz, "Ev ev dolaşıyorum geceleri" gibilerden bir dize yazarsanız, o dize meraklısı tarafından okunmakla kalır. Ama taşradaysanız, Nedret Gürcan gibi öyle bir dize yazmışsanız, kahvelerde konuşulur bu; geceleyin de size sıkı bir kötek çekmek için peşinize adamlar düşer. Büyük kentte bir şarkıcı konser veriyorsa, salon dolar ya da dolmaz. Ama daha adı bile duyulmamış bir genç kız şarkı söylemek için geldiği taşra kasabasında bir otele yerleşmişse, bıyık buran adamlar kapının önünde resmigeçit yapar.
Nice aşklar hatıra defterlerinde, yazılıp da sevgiliye iletilemeyen mektuplarda, rakı eşliğinde iç çekilerek dinlenilen gramofon plaklarında kalır.
***
"Benim Sevgili Taşram"da Dinar'ın da portresi çiziliyor. Tüccarın, politikacının, esnafın, o dar çevredeki dünyaları yansıtılıyor.
Bu da tepeden birinin söylevleriyle ya da bir araştırmacının bilimsel saptamalarıyla değil, bir "yerli"nin sanki "masabaşı sohbeti"yle dile getiriliyor.
|
|


|