|


2004 sinerji yılı olabilir
Avrupa Birliği (AB) bize tarih verecek mi? Bu soru önemini hiç azaltmadı. Kimi zaman Kıbrıs, kimi zaman bölgesel barış ve kalkınma, kimi zaman ABD ile ilişkiler, kimi zaman da terör ve demokratikleşme başlıkları ağırlığını hissettirdiyse de; "asıl soru" tartışmaların odak noktasından uzaklaşmadı.
Türkiye'nin önündeki mesele çok açık; yüzde 60'ı 30 yaşın altında üretim gücüne sahip, 70 milyonluk ülkenin refahını arttırmak ve gelir dağılımı adaletsizliğini gidermek. İnsani gelişmişlik skalasında yukarı tırmanmak... Türk sanayi 2003'te sorunu görüp üzerine gitti. Sanayi üretimini başarmanın yetmediğini, asıl önceliğin rekabet edilebilirlikte olduğunu tesbit etti. Ekonomik kriz ile birlikte verimli çalışmayı öğrendi. İstihdam ve üretim arasında, çalışanlar aleyhine kurulan dengenin, bu büyük toplumun huzuruna yetmeyeceğine inandı.
AB üyelik perspektifinde ikinci aşamaya geçildi. 2003'te önce insan hakları, demokratikleşme ve uyum yasaları çerçevesinde gündemimize gelen AB hedefi, organizasyon gücünü harekete geçirdi. Yurt içinde daralan ekonomi kendini rekabetçi piyasalarda yenilemeye çalıştı.
Başta TÜSİAD, ekonomi dünyası AB ile daha sıkı ilişkiler geliştirdi. Avrupa ülkelerinde parelel örgütlenmelerle lobi yapma gücünü keşfettiler. Brüksel'de büro açmakla yetinmediler, Milano, Paris gibi Avrupa merkezlerine açıldılar. İş dünyasının üst kurumu TOBB; bilimsel araştırmaları destekleyen TÜBİTAK, esnaf kuruluşu TESK ve üniversite işbirliği ile Brüksel'de büro açtı.
Ar - Ge'nin önemi
TOBB'un önderliğinde Brüksel'de büro açılması, iş dünyasının kendi arasında sıkışıp kalmama direncinin de bir göstergesi. Artık yurt içinde birbirlerine çelme takarak gelişme beklemekten sıyrılıp, gelişmeyi sinerji yaratarak sağlamak ekonomi dünyası için yeni bir adım. Bütün bunları, AB'deki eş kurumlarla parelel ilişkiler geliştirip rekabet duyarlılığını arttırma çabası olarak görüyorum.
Büyük sanayi olanaklarını paylaşmak ve üniversiteler ile birlikte bilimsel gelişmelere katkı sağlamanın gerekliliği noktasına geliyor. Bu çabasının içine küçük ve orta ölçekli sanayiyi, esnafları da katıyor.
AB ülkeleri kamu bütçelerinde ar - ge payını yüzde 3 hedefliyor. Türkiye kamu bütçesinde bu oran yüzde 0.6'la... Japonya gibi rekabet gücü yüksek ekonomilerde ise bu oran yüzde 5'e çıkıyor. AB ise yüzde 2.
Artık küçük ölçekli sanayiler bile ar - ge'nin önemini öğrendi. Şirketler ar - ge paylarını arttırma eğilimine girdiler. Türkiye çok gerilerden gelse de, AB ile yol arkadaşlığı başlıyor. AB'ye tam üyelik süreci, yalnızca bir hükümet amacı olmaktan çıkıyor, toplumun örgütlü katılımına dönüşüyor. Ve buna ilk tepkiyi sanayi ve ekonomik birimler veriyor... Meseleye böyle bakınca "AB, Türkiye'ye tarih verir mi" sorusu, umutsuz ve soyut bir özlem olmaktan çıkıyor.
Türkiye yasalarla sınırlı uyum sürecini 2003'te kapadı; 2004'e, AB'deki partnerleriyle sinerji alanları yaratarak, toplumsal katılımın iradesini yanına alarak giriyor.
Bundan sonra doğal olan; her alanda sivil toplum örgütlerinin daha yoğun çalışma temposu içinde, kendilerini modern dünyanın bir elemanı haline getirmeleri olacak. Bu olumlu tablodan başka şansımız var mı?
syilmaz@milliyet.com.tr
|
|

Çetin ALTAN
|
Do, Re, Mi, Fa, Sol, La, Si, Do...
|
Melih AŞIK
|
"Tamamı okundu"
|
Fikret BİLA
|
Ciddi mi değil mi?
|
Hasan CEMAL
|
Kader yılı!
|
Can DÜNDAR
|
İlk göz ağrımız
|
Abbas GÜÇLÜ
|
Ertuğrul Özkök, İpekçi ve Mumcu
|
Mehmet Y. YILMAZ
|
Anketlerde aşk, parayı yendi
|
Hasan PULUR
|
İğne, çuvaldız ve insanlar...
|
Derya SAZAK
|
PASOK örneği
|
Ece TEMELKURAN
|
Niye hâlâ doğuyor insan?
|
Osman ULAGAY
|
48 milyar dolar ihracatı nasıl yaptık biz?
|
Güngör URAS
|
Ayşe Hanım'ın enflasyonu 25.3 IMF'in enflasyonu 13.9
|
Serpil YILMAZ
|
2004 sinerji yılı olabilir
|
|