05 Ocak 2004 Pazartesi
 
 
 BİZE ULAŞIN | ARŞiV | KÜNYE | HABER İNDEKSİ |  SIK KULLANILANLARA EKLE |  AÇILIŞ SAYFASI YAP  
  ·  SON DAKİKA       
  ·  ANA SAYFA    
  ·  GÜNCEL         
  ·  SİYASET         
  ·  EKONOMİ         
  ·  YAZARLAR         
  ·  SPOR         
  ·  DÜNYA         
  ·  YAŞAM         
  ·  MAGAZİN         
  ·  SAĞLIK         
  ·  KADIN & MODA         
  ·  ASTROLOJİ         
  ·  OTOMOBİL         
  ·  ÇİZERLER         
  ·  BİLİM & TEKNİK         
  ·  TV'DE BUGÜN         
  ·  İŞ YAŞAMI         
  ·  OMBUDSMAN         
  ·  HAVA DURUMU         
  ·  CUMARTESİ         
  ·  PAZAR         
  ·  BUSINESS   
  ·  POPULER KÜLTÜR   
  ·  EGE   



   
Kerkük olayları ve ABD

       
    Kerkük'te, 31 Aralık günü Türkmen ve Arapların katılımıyla yapılan ve sonu kanlı biten protesto gösterisi konusunda ABD'nin ne düşündüğünü merak edenler, Adnan Paçacı'nın açıklamasına bakabilirler.
    Irak Geçici Yönetim Konseyi'nin bu ayki başkanı Paçacı, Kerkük olaylarını "geçmişteki güçlerin işi" diye tanımladı. Sünni Arap olan Paçacı, Konsey adına yaptığı yazılı açıklamada, "Bu olayların bizi kavgaya sürükleyerek demokrasi çabalarını baltalamak için etnik çatışmaları alevlendirmek isteyenlerin işi olduğunun altını çiziyoruz" ifadesini kullandı.
    Bu sözlerin kimi işaret ettiği açık. Üyeleri ABD tarafından belirlenmiş olan ve Türkmenlerin sadece bir üye ile, o da 'temsil gücü tartışmalı' bir kişi tarafından temsil edildiği Irak Geçici Yönetim Konseyi, Kerkük olaylarına 'Baasçıların işi' damgasını vuruyor. Bu olayların arkasında, Kürt partilerinin Kerkük ve bölge petrolleri üzerindeki hak iddiasına duyulan gerçek ve yerli bir tepkinin olmasını bir tarafa bırakıyor ve bu tepkiyi yönlendirenleri, 'Irak'taki değişim karşıtı güçler' olarak ilan ediyor.
   
   
Haberin versiyonları
    Washington'dan bana Paçacı'nın açıklamasını okumamı öneren bir yetkili, Kerkük'te gösteri yapanlar konusundaki tereddütlerini, "Bunların arasında, Irak'taki koalisyon güçlerine direnen ve istikrar istemeyen bazı Baas artıklarının olduğundan kuşkuluyuz" diye aktardı.
    Bu sözler önemli, zira gelişmelerin Türkiye'de kamuoyuna yansıtma biçimiyle ABD başkentindeki algılanışı arasındaki uçuruma işaret eden bir yanı var. Öncelikle Kerkük olaylarının Amerikan medyasında pek az yer bulduğunu, Batılı ajans ve radyoların bölgedeki muhabirlerine dayandırdıkları haberlerin de, Türk ve Türkmen kaynaklı haberlerden ciddi farklar gösterdiğini bilmemiz gerek. Örneğin, Türkmen Cephesi Başkanı Faruk Abdullah Abdurrahman'ın Kahire'den yaptığı, "Kürt peşmergeler, Türkmen ve Arap göstericilerin üzerine ateş açtı. Sekiz şehit var" açıklaması, Batı medyasında hiç itibar görmezken, Kürdistan Yurtsever Birliği (KYB) Kerkük İl Başkanı Celal Cevher'in "Türkmenler, KYB binasına ateş açtılar" şeklindeki demeci ön plana çıktı.
    BBC, "gösteriler sırasında üç kişinin ya Kürt peşmergelerin ya da polisin açtığı ateş sonucu öldüğünü" duyururken, ertesi günü de "iki Kürtün bıçaklanarak bir Arabın ise vurularak öldürüldüğünü" bildirdi.
    "Kerkük'te ne oldu" sorusunu yönelttiğim ABD 'li yetkilinin aktardığı versiyon da, BBC'nin haberine paralel nitelikteydi ve en vurgulu bölümünü, KYB binasına doğru yürüyüşe geçen ve "Federasyona hayır, Kerkük Irak şehridir" diye slogan atan göstericilerin arasında "silahlı provakatörler" olduğu izlenimi oluşturuyordu. Göstericilerin KYB binasına ateş açtıkları, bunun üzerine de polisin ve peşmergelerin karşılık verdiği yönündeydi Washington'a ulaşan bilgi.
    Bu bilgi bir yana, söz konusu yetkili, gösterinin 22 Aralık'ta Kerkük'te binlerce Kürtün katılımıyla yapılan ve Kerkük'ün 'Irak Kürdistanı'nın kalbi' olduğu iddiasını seslendiren gösteriye yanıt niteliği taşıdığını ve geri planında Kerkük'ün statüsüne ilişkin gerçek bir rahatsızlığın yattığını kabul ediyordu. Ancak 31 Aralık olayları konusunda, ABD'lilerin bu tür gösterilerde tekrarlamayı çok sevdiği türden "Bakın işte ne güzel, özgürlük var ki protesto edebiliyorlar" benzeri bir yorumda bulunmadı. Kerkük'te sokağa çıkma yasağı konulmasını, "etnik meseleyi kaşımak isteyen güçlere imkan vermemek" diye açıkladı.
   
   
Türkmen - Arap ittifakı
    Kerkük'teki gösterinin cereyan ediş biçiminde, Türkmenlerin bu kentin 'Kürt federe bölgesinin denetimine bırakılması' karşısındaki anlaşılır tepkilerini gölgede bırakan bir başka önemli yön daha var. Bu da açıkçası, gösterinin Araplar ve Türkmenler tarafından birlikte yapılmış olması.
    Benim izlenimim, ABD'li yetkililerin, siyasi nüfuzu olan Iraklı Kürtlerin Kerkük Araplarına duydukları tepkiyi paylaştıkları yönünde.
    Bunun nedeni de, söz konusu Arapların Saddam Hüseyin'in Kerkük'ü Araplaştırma politikası (ve aslında Türkmen nüfusa karşı girişimin de bir parçası olarak) bu kente sonradan yerleştirilmiş ailelerden oluşması. Washington, Kerkük Arapları arasında koalisyon güçlerine karşı Baasçı bir direnişin zemininin mevcut olduğunun ve bölgede meydana gelen bazı saldırıların da bu zeminden kaynaklandığını düşünüyor. Bir takım Türkmen unsurlarının da bu zemine yaklaştığı kanısı, Irak Türkmen Cephesi'ne karşı Amerikan allerjisini depreştiren bir durum.
    Özellikle Irak'taki ABD'li yetkililer, Kürt partilerinin kendilerine aktardıkları görüşlerden ve sahadaki bire bir deneyimlerinden yola çıkarak, 31 Aralık'ta tezahür eden Türkmen - Arap işbirliğini 'ciddi soru işaretleri' ile yaklaşıyorlar. Açıkçası, bu soru işaretleri, Kerkük olaylarının arka planındaki Türkmen tepkisinin doğru anlaşılmasını da zorlaştırıyor.
   
   
Erbil görüşmeleri
    Buna karşın, Kerkük meselesinin Washington'da hiç anlaşılmadığı ya da üzerinde hiç düşünülmediği sanılmasın.
    ABD'li yetkililer, bir yandan Kürt partilerinin Kerkük'e, Arapların Kudüs'e baktığı gibi baktıklarını biliyorlar. Bir yandan da KYB'nin bölgedeki başbakanı ve şimdi Irak'ın BM'deki büyükelçisi olmaya hazırlanan Barham Salih'in kendilerine söylediği, "Biz, 'Kerkük Kürt kentidir' demiyoruz; Kürt bölgesinde bulunan etnik yapısı çok renkli bir kenttir" sözüne sahip çıkıyorlar.
    Kerkük'ün Baas tarafından Araplaştırılmaya çalışıldığını bilen ABD'liler, bu kentteki baskın Türkmen nüfus ve nüfuzunun görmezden gelinemeyeceğini de peşinen kabul ediyorlar.
    "Öyleyse, Kürt partilerinin Kerkük'ün denetimini ellerinde tutma planına, bu kentin Kürt bölgesinin merkezi gibi gösterilmesine karşı bir şey yapacak mısınız" sorusunun Washington'daki yanıtı, bu konunun halen görüşüldüğü yönünde. ABD'nin bölgedeki sivil yöneticisi Paul Bremer ile KYB ile KDP liderlerinin üç gündür Erbil'de yaptıkları toplantıda, 31 Aralık olaylarının ve Kerkük'ün geleceğinin de ele alındığı anlaşılıyor.
    ABD'de şu anda öne çıkan görüş, Kürt taleplerinin aksine, Kerkük ve bölgesinin petrol kaynaklarının kuzeydeki federe yönetime değil, doğrudan Bağdat'ın denetimine bırakılması yönünde. Bu, pazarlığın bir kalemi.
    Diğer kalem, Kerkük'ün statüsüne ilişkin. Kentin, federasyonun kuzey diliminde, Kürt kimliği dışında, özel bir statüye kavuşturulup kavuşturulamayacağı, Bağdat için düşünülen 'ayrı bölge' düzenlemesinin Kerkük için de geçerli olup olmayacağı şu an için soru işareti. Türkmenlerin bu sorunun yanıtını etkileyebilmesi için, 'Baasçı' ve 'provakatör' diye damgalanmaya aday eylemlerden ziyade, ABD'li yetkililerle muhatap olabilecek ciddi isimlere ihtiyacı var. Bunun yokluğu, Ankara'nın Kerkük konusunda ileriye dönük bir öneri geliştirip Washington'a iletmesini daha da elzem kılıyor.
   
    ycongar@erols.com
   
   
   





Taha AKYOL
Asker ve modernleşme

Çetin ALTAN
Köprü

Fikret BİLA
Türkmenlere Mısır eğitimi

Yasemin CONGAR
Kerkük olayları ve ABD

Hasan PULUR
İki öğretmen ve bu şiir kimin?

Derya SAZAK
Medyada rol modeli

Ece TEMELKURAN
Pop'un 'pop'u çıktı'!

Yaman TÖRÜNER
Sonuçlar sizi yanıltmasın

Osman ULAGAY
Erdoğan ve Lula'nın seçmenle imtihanı

Güngör URAS
2010'da kişi başı 10 bin dolar gelir hedefine ulaşmak için her yıl yüzde 20 büyümemiz gerekir