06 Ocak 2004 Salı
 
 
 BİZE ULAŞIN | ARŞiV | KÜNYE | HABER İNDEKSİ |  SIK KULLANILANLARA EKLE |  AÇILIŞ SAYFASI YAP  
  ·  SON DAKİKA       
  ·  ANA SAYFA    
  ·  GÜNCEL         
  ·  SİYASET         
  ·  EKONOMİ         
  ·  YAZARLAR         
  ·  SPOR         
  ·  DÜNYA         
  ·  YAŞAM         
  ·  MAGAZİN         
  ·  SAĞLIK         
  ·  KADIN & MODA         
  ·  ASTROLOJİ         
  ·  OTOMOBİL         
  ·  ÇİZERLER         
  ·  BİLİM & TEKNİK         
  ·  TV'DE BUGÜN         
  ·  İŞ YAŞAMI         
  ·  OMBUDSMAN         
  ·  HAVA DURUMU         
  ·  CUMARTESİ         
  ·  PAZAR         
  ·  BUSINESS   
  ·  POPULER KÜLTÜR   
  ·  EGE   


Çekiliş talihlisi olmak...

    Can Kozanoğlu

   
    Çok sevdiğim bir komşum vardı. Çeyrek ev gibi bir yerde otururdu. Küçücük bir banyo, iki metrekarelik bir giriş, dört-beş metrekarelik bir yatak odası. Hepsi bu... Komşum bir gün bana gazetelerin tüketici servislerinde tanıdığım olup olmadığını sordu. Derdi şuydu: Kapıya iki kız gelmişti, bilmemne avantajı kazandığını söylemişlerdi, sohbet muhabbet derken bizim komşu büyük bir halı yıkama makinesi satın almıştı. Ama yatak odasındaki küçük bir kilim dışında halısı yoktu! Taksitleri ödeyecek parası da yoktu. Makineyi geri vermek istiyordu. "Abi, halın yok, niçin halı yıkama makinesi alıyorsun?" dedim. "Avantaj kazanmışım ya, onun için" dedi.
    Ajansta son yılların klasik numarasıyla ilgili bir uyarı demeci okudum da, komşumu oradan hatırladım. Kapıya birkaç kişi geliyor, "Çekilişte ödül kazandınız" diyorlar, tebrik ediyorlar. Ve ekliyorlar: "Ama ödülünüzü verebilmemiz için bizden bir de ürün satın almanız lâzım." Ödül diye tencere verip halı satıyorlar. Paspas verip elektronik eşya satıyorlar. Bilinen numara. Bu ekipler köylere dadanmış, son furya Sivas'ta yaşanmış, 'uzmanlar' da uyarmış: Kanmayın, çekiliş yok! Köyünüzde oturuyorsunuz, kapı çalınıyor, çekilişte ödül kazanmışsınız. Bir sevinç... Ne çekilişi, nasıl katıldım, niye ben, siz niye ödül dağıtıyorsunuz? Birçok kişi bunu düşünmüyor.
    Durumu, aşırı saflık şeklinde yorumlamak, eğitimsizliğe bağlamak filan mümkün. Ama bayağı eğitimli insanların Beyoğlu'nda yürürken zoraki doldurdukları formlarla bedava tatil kazandıkları, sonra kendilerini devre-mülk pazarlama toplantısında buldukları da vakidir.
   
    Saflıktan öte bir zaaf
    70'lerin sonlarında, bir ara, gazetelere 'büyük bilgi yarışması' ilanları verilirdi. "Bu soruyu doğru cevaplayanlar arasında yapılacak çekilişte, şu kadar kişi arsa kazanacak!" Soru da ya İstanbul'u kim fethetti, ya Cumhuriyet kaç yılında kuruldu... Cevaplar gönderiliyor, her gönderen arsa kazanıyor. Bir sözleşme imzalanıyor. Ve hediye edilen dağ başındaki arsa için, arsa değerinin birkaç katı muamele parası isteniyor. 25 yıl önce dağ başı sayılan arsalar bugün değer kazanmış mıdır, o ayrı konu. Epeyi bir insan bu numarayı yutmuştu.
    O yılların insanları böyle konularda biraz deneyimsizdi belki. Ama bugünün insanları, yani repo, döviz, borsa, yatırımcı hakları, tüketici hakları çağının uyanık insanları da aynı numaraları yutabiliyor. Çünkü burada saflıktan öte bir zaaf var, çok yaygın bir insanî zaaf: Ödül kazanmak, avantaj kazanmak, havadan servet kazanmak.
    Bu zaaf ekonomik duruma, dönem koşullarına, siyasal yapıya, hakim toplumsal ideolojiye göre artabilir, azalabilir. Ama asla yokolmaz. Ya da ben öyle düşünüyorum. İnsanın içinde varolan bir şey, gibi geliyor bana.
    Bugünün dünyasında, sözkonusu zaafın çok önemli yeri var. Gündelik yaşam, tüketim kültürü, yaşam kültürü bu zaafın çevresinde dönüyor. Daha doğrusu döndürülüyor. Marketteki küçük bir promosyonu yakalayabilmek için boğuşmak da bu zaafın eseri, birkaç karelik televizyon görüntüsüyle büyük şöhret yakalamanın hayalini kurmak da bu zaafın eseri, yüzbinlerce kişinin kullandığı bir şampuanı kullanarak çok özel ve çok ayrıcalıklı olmayı umabilmek de bu zaafın eseri.
   
    Örtülü vaat yok
    Çekiliş, avantaj, yarışma, ödül... Bunlar sihirli sözler. Bir anda, birdenbire başkalarının önüne geçebilmeyi vaat eden, yani yaygın bir insanî zaafı gıdıklayan kelimeler. Devreye bu kelimeler girdi mi, insan bazı şeyleri düşünemiyor. Daha doğrusu, düşünmek istemiyor. Heves, mantığı ezip geçiyor. Dünya biraz da böyle dönüyor.
    Bu yazı önceden yazıldı. Ama Popüler Kültür ekinde yayımlandığında, ana gazetenin birinci sayfasında piyango trilyoneri ya da trilyonerleriyle ilgili bir haber olacağı kesin gibi. Ortaya çıktı mı, çıkmadı mı; çıktıysa kim?
    Piyangolar konusunda, genel olarak talih oyunları konusunda yıllardır çok şey yazılır, söylenir. İnsanın malûm zaafına seslenen organizasyonlar içinde en temizleri, en dürüstleri bu tür piyangolar ve talih oyunlarıdır bence. Toplanan para belli, dağıtılacak para belli, kimin ne için düzenlediği ve kimin ne için katıldığı belli. Örtülü vaat yok, alttan alta gıdıklama yok. Hiç değilse, halısız eve halı satmıyorlar, umutsuz vakalara şöhret ve ayrıcalık vaat etmiyorlar. Bu da bir şeydir günümüzde...
   
   

POPULER KÜLTÜR


Cem'in 2004 kehanetleri
Çekiliş talihlisi olmak...
t.A.T.u mu, tabu mu?
Mandalina yalnızlığı
Elena'nın 'Türklük'le imtihanı
İtiraf et, kitabın satsın
Depresif ukalalık
Serbest ve Özgür
Piyango bu devlete yakışıyor
Geçen hafta seçilenler
POPUN YARIM ASRI / 1964