06 Ocak 2004 Salı
 
 
 BİZE ULAŞIN | ARŞiV | KÜNYE | HABER İNDEKSİ |  SIK KULLANILANLARA EKLE |  AÇILIŞ SAYFASI YAP  
  ·  SON DAKİKA       
  ·  ANA SAYFA    
  ·  GÜNCEL         
  ·  SİYASET         
  ·  EKONOMİ         
  ·  YAZARLAR         
  ·  SPOR         
  ·  DÜNYA         
  ·  YAŞAM         
  ·  MAGAZİN         
  ·  SAĞLIK         
  ·  KADIN & MODA         
  ·  ASTROLOJİ         
  ·  OTOMOBİL         
  ·  ÇİZERLER         
  ·  BİLİM & TEKNİK         
  ·  TV'DE BUGÜN         
  ·  İŞ YAŞAMI         
  ·  OMBUDSMAN         
  ·  HAVA DURUMU         
  ·  CUMARTESİ         
  ·  PAZAR         
  ·  BUSINESS   
  ·  POPULER KÜLTÜR   
  ·  EGE   


Serbest ve Özgür

   
Özgürlük, gazetelerin arka sayfa güzellerinin serbestçe yayımlanması mıdır sizce, yoksa tesettüre izin verilmesi mi? Bu zıt kutuplar aslında birbirini besliyor.

        Murat Belge

   
    'Resmi kültür' üreten toplumlar aynı zamanda zorunlu olarak ikiyüzlülük üretirler. Çünkü 'resmi' olan, 'doğal-olmayan'dır. Bu da, ister istemez, kendinizi tutmanız, sıkmanız, her bakımdan olduğunuzdan farklı bir biçimde göstermeniz demektir.
    Çeşitli simgelerden biri olarak, Türkiye'nin çok yaygın jesti 'ön ilikleme' hareketi aklıma geliyor. Sinemada, üstüyle telefonda konuşurken ceketini ilikleyen ast olarak ya da başka şekillerde karikatürize edilmiş, çok iyi tanıdığımız kişi ve onu tanımlayan davranış... Bu 'saygı' davranışını yapmak, yani ceket iliklemek için, ceketinizin iliksiz olması gerekiyor, mantıken.
    'İliksiz olma'nın da geniş bir yelpazesi olabilir. En normalden en laubaliye uzanabilir. Burada ilginç bir 'diyalektik' var aslında: İdeal olarak kabul ettiğiniz durum, yani sonuç olarak, 'resmi' durum (buna, 'esas duruş' da diyebilirsiniz) ne kadar doğa-dışı, ne kadar katı ve esnemez olursa, bunun karşıtı durum, yani doğallaşma ve rahatlama pozu da o kadar laubali ve cıvık oluyor. Rahatlığın daha 'normal' olabilmesi için, 'resmi' olanın yumuşaması gerekiyor.
    Bu noktada, 'özgürlük' ve 'serbestlik' kavramları aklıma takılıyor. 'Özgürlük' veya eski kavramıyla 'hürriyet', benim zihnimde, bir ölçüde içselleşmiş bir şeydir; 'serbest'te ise 'dışsal belirlenme' payı daha ağır basar. Bir şeyi yapıp yapmamakta 'serbest' olma durumu, daha çok onun yapılmasını engelleyen koşulların olmaması anlamına gelir. 'Özgürlük'te ise, yapma veya yapmama kararı daha çok benim elimdedir. Bir şey 'serbest' olsa da yapmayabilirim, çünkü onu bir nedenle onaylamıyor, istemiyorumdur; ama yapılması 'serbest' olmayan bir şeyi yapmayı sorun haline getirebilirim, çünkü kendimi 'özgür' hissetmem buna bağlıdır.
    Dolayısıyla (tabii bunlar birbirine çok yakın iki kelime), bir toplumda 'serbestlik' yaygınsa, insanlar buna alıştıkça, bunu içlerine sindirdikçe 'özgür' olmayı da öğrenirler.
    Türkiye'de genel kültürün hâlâ birinci aşamada (serbestliğin varlığı veya yokluğu) bir yerlerde takılmış -ve orada kalmış- olduğuna inanıyorum. Onun için (daha önce de kullandığımı hatırladığım bir imgeyle) Türkiye'de 'serbest' kalmış ve bunun tadını çıkaran insanlar, bana, hocanın ('otorite'nin) uzaklaştığını hisseden yatılı okul çocuklarının hemen 'yastık kavgası' gibi bir 'eğlence'ye dalmaları izlenimini verir.
    Sürekli bir 'charge' ve 'decharge' olma durumu. Bir konumdan ötekine, 'dolu'dan 'boş'a, 'boş'tan 'dolu'ya-ama bir üçüncü alternatif yok.
    Bu üçüncü alternatif yokluğunun Türkiye'de ciddi bir sorun olduğu kanısındayım. Böyle derken, "Toplumda böyle bir şey yok" gibi çok genel ve bütün genellemeler gibi yanlış bir iddiada bulunmak değil derdim. Bence toplumda birçok alternatif var, ama göz önünde duran, çünkü insanın gözünün içine sokulan, üzerinde tartışılan, dolayısıyla da sürekli gündem oluşturan şeyler, birtakım kısır kutuplar.
   
    Suçluluk duygusu
    Nicedir hayatımızın başlıca konusu haline gelen şu 'tesettür'ü düşünüyorum: siyasi simge, dini simge vb.
    Bir yandan da başka bir 'özgürlük' tartışması sürüp gidiyor. İngiltere'de Sun gazetesinin başına orada çalışan bir kadın geçmiş, ama 'ikinci sayfa güzeli'ni (yoksa 'üçüncü' müydü - ne bileyim) kaldırmamış!
    O gazetede çalışıyorsa, o gazetenin kuralı buysa, niye kaldırsın? Ama buradaki gazete, kendi bilmem kaçıncı sayfa güzelinin ahlaki haklı gösterilmesi için bunu haber yapıyor, yazıyor. "O halde siz burada Sun muadili misiniz?" sorusuna cevap vermeden. Ve tabii böyle bir olayı bu kelimelerle haber yapıp aktarmakta, çok belirgin bir 'suçluluk duygusu' da kendini hemen belli ediyor.
   
    'Çöp'ü besliyoruz
    'Medya etiği'nin bugünlerdeki 'ciddi' bir tartışması da, 'g-string' çamaşırı görünen muhabir hanımın fotoğrafını basmanın doğru olup olmadığı üstüne. Oysa bunu böyle giyen herhalde bir şeyler biliyor ve gazetede görünmek de, başka yerde görünmenin bir türlüsü sadece.
    Bunun gibi tonlarca malzeme her gün önümüze yığılıyor, üzerine bu kadar da laf edilmeden çöpü boyluyor. Dünyada ve burada, en önemli 'ödev'lerimizden biri, 'çöp' denen yeri durmadan beslemek.
    Sayfa güzelleri, şunlar bunlar, elbette olacak. Bir ihtiyaç duyuluyor ki oluyorlar ve olan ihtiyacın karşılanmasını yasaklamanın getirdiği zarar kadar hastalık üreten bir şey bilmiyorum. Onun için, işin orası beni ilgilendirmiyor, ama düzeylerin karışması ilgilendiriyor. Sözgelişi, 'bayağı'lığın, insanlığın erişebileceği en yüce (estetik) yaşantı olarak sunulması, ilgilendiriyor. Bilmem kaçıncı sayfa güzelinin 'özgürlük simgesi' olarak sunulması ilgilendiriyor. Hayatın önemli olabilecek konularının bu tür çer çöp içinde boğularak anlamsızlaştırılması ilgilendiriyor.
    'Sahte kutuplar' dediğim de bu. Bir yanda koca toplum, kendine sağlıklı ve 'normal' denebilecek biçimler ararken, 'özgürlük' çıplak fotoğrafla mı olur (o çıplaklık da sahiden çıplaklık değil üstelik-o da küçük burjuvaya göre biçimlendirilmiş), yoksa 'başını örterek' mi olur tartışması dünyayı tutuyor.
    Bu gibi kutuplar, yapı gereği, birbirini besliyor aslında. Bir tür militanın bir tür polisi, o tür polisin o tür militanı yeniden-üretmesi gibi bir 'zıt kardeşler' hikayesi. Kısır.
   
   
   

POPULER KÜLTÜR


Cem'in 2004 kehanetleri
Çekiliş talihlisi olmak...
t.A.T.u mu, tabu mu?
Mandalina yalnızlığı
Elena'nın 'Türklük'le imtihanı
İtiraf et, kitabın satsın
Depresif ukalalık
Serbest ve Özgür
Piyango bu devlete yakışıyor
Geçen hafta seçilenler
POPUN YARIM ASRI / 1964