|


Şehit öğretmenlerin dramı (5)
Şehit öğretmenlerin şahsında tüm köy öğretmenlerinin dramı ortaya çıkıyor. Burçin ve Aysun Öğretmen'in şehit olduğu okula, iki yıldır yakacak tahsisi yapılmamış. Her gün bir öğrenci tezek getiriyor ve onunla ısınılıyormuş. Daha da önemlisi okulda ne yangın söndürme tüpleri ne de yangın söndürme aletleri varmış...
Ortadirek köyü böyle de diğer köyler farklı mı? Alın birini vurun diğerine.
Büyük kentlerde kaloriferli evlerde yetişen, bırakın soba yakmayı bilen, hayatında bir gün olsun soba görmeyen deneyimsiz öğretmenleri, hiçbir ön eğitimden geçirmeden okyanusun ortasına atar gibi köylere gönderiyoruz. Tıpkı hayatında hiçbir büyük kenti görmeyen öğrencileri İstanbul, Ankara, İzmir'deki sosyetik okullara gönderip ezilmelerine neden olduğumuz gibi.
Milli Eğitim Bakanlığı, öğretmen yetiştirme ve atama usullerini mutlaka değiştirmelidir. Köy enstitüsü ya da yükseköğretmen okulu mezunu öğretmenlerle, bugünün öğretmenleri arasında çok fark var. Eskiler hayata hazırlıyordu, şimdikiler ezberciliğe. Kabahat, hiçbir şeyin farkında olmayan gençlerde değil, öğretmenliği sıradan meslek haline getirip onlara hiçbir donanım kazandırmadan köylere, kentlere gönderenlerdedir.
Heykel istemiyoruz
Ama nedense bu sorunlar, hiç gündeme gelmiyor. Getirilmiyor. Görmezlikten geliniyor...
Şehit öğretmenlerden Aysun Karalar'ın neredeyse tüm yakınları öğretmen. Dün ortak bir açıklama yaptılar. Belki birileri duyar:
"Bizler öğretmen anne babaların çocukları olarak köylerde doğup büyüyen, bunca yıl kırsalda hiçbir koşulun değişmediğine tanık olarak en son, ailemizin en genç öğretmeni Aysun Karalar'ı, en üretken döneminde aynı ihmaller sonucu kaybeden, bir ailenin fertleriyiz. Onun ve ailemizin tüm fertleri adına sitemimizi bildiriyoruz:
Aysun'umuzun cesur ve aydın yüreği, ailesi ile köylerde geçen yıllarda doldu eğitim ve insan sevdasıyla. Bu yüzdendir ki bir çırpıda atıverdi kendisini öğrencisini ve arkadaşını kurtarmak için alevlerin arasına. İki yıldır yakacak verilmiyordu küçücük okuluna. Ama olsun o yine de o kocaman yüreği ile ısıtıyordu sınıfını.
Kısacık yaşamı hep başarılarla doluydu. Mücadeleci ve hırslıydı. Ölümle bile çarpışıyordu yanık vücuduyla. Sonunda o da pes etti. Nasıl daha fazla dayanabilirdi ki? Karşısında, yaşananları "Bunlar Türkiye'nin gerçeği" diyerek ifade eden bir Milli Eğitim Bakanı, yanık vücudunu 18 saat boyunca gerekli donanımdan yoksun bir hastaneden diğerine taşıyan, bir ambulans uçak bile tahsis edemeyen bir Sağlık Bakanlığı, pop starlar, acı ile beslenen bir medya, şarkıcıların ayağını şampanya ile yıkayan, taziyede bile bulunmayan bölge milletvekilleri vardı. Sitemimiz bunlaradır.
Siyasetçilerin ilk aklına gelen, kendi siyasetlerine de malzeme olacak şekilde, bu genç öğretmenlerimizin heykelini dikmek veya isimlerini okullara vermek olmuştur. Biz kendi adımıza buna izin vermiyoruz. Esas siyaset, eğitim sisteminde yapısal, kalıcı düzenlemeler yapmak, öğretmenlere yaşarken, mesleklerini icra ederken değer vermek, bir daha böyle olayların yaşanmamasını sağlayarak bu toplumu aydınlık günlere taşımaktır...
Acımızı paylaşan ve yardımlarını esirgemeyen Türk Hava Kuvvetleri, GATA, Eğitim - Sen, Milli Eğitim Vakfı ile tüm dostlarımıza ve bir kısım duyarlı, etik sahibi medya mensuplarına teşekkür ederiz."
Özetin özeti: Hala tezekle ısınan, yangın söndürme cihazı bile bulunmayan okullarla mı gireceğiz AB'ye?..
aguclu@milliyet.com.tr
|
|

|