|


Enflasyon başarısı
AKP hükümeti döneminde Türkiye, otuz yıllık enflasyon belasından kurtulma yolunda zoru başardı. 2003'te hedeflenen yüzde 20'nin de altında gerçekleşme oranıyla enflasyon tüketici fiyatlarında yüzde 18.4'e, toptan eşyada yüzde 13.9'a geriledi.
Kabinenin en genç üyesi ekonomiden sorumlu Devlet Bakanı Ali Babacan, 28 yılın en düşük enflasyon hedefine ulaşılması üzerine 'Bunu da gördük' diye sevinmekte haklı. Bu eğilim 2004'te de sürerse bütçede öngörülen yüzde 12 hedefinin tutturulması hatta tek rakamlı enflasyona ulaşılması mümkün olacak. Böylece AB adayı Türkiye'nin fiyat artış hızı, kişi başına ulusal gelir ve işsizlik gibi temel ekonomik göstergelerde AB standartlarını yakalaması yolu açılacak.
Enflasyonla birlikte faizleri düşüyor, ihracatın artıyor olması da önemli. Ancak yine de 'bıçak sırtı' dengelerin kalıcılığı 2004 performansıyla doğrudan ilişkili.
Fiyatların düşüyor olması, IMF'nin 'sıkı para' politikasının sonucu. Hükümet 3 Kasım öncesi çizilen rotadan sapmayarak Derviş'in programını hayata geçirdi. Ancak 'kemer sıkma'nın toplumsal bedeli ağır oldu. Orta sınıf yerini kaybetti, işsizlik arttı ve alım gücü düştü. Türkiye bugün taksitli alışveriş, kredi kartları ve bankaların tüketici kredileri sayesinde 'zincirleme borç' içinde yaşıyor. Kazandığından fazlasını harcıyor. Umudu satın alıyor.
'Enflasyon düşüyor ama vatandaş ekonomideki iyileşmeyi günlük hayatında hissetmiyor' sözü de bundan kaynaklanıyor olsa gerek. Bütçeleri açık verme pahasına insanlar bugünkü dengelerde yaşamlarını sürdürebiliyorsa bunda sabit bir kazançtan çok, borca dayalı tüketici refleksleri rol oynuyor.
Devlet bütçesi de bundan çok farklı dengelere dayanmıyor. İhracat artıyor ama ithalattaki artış hızı çok daha fazla. Yıl sonu cari işlemler açığının 7.7 milyar dolara ulaşacağı açıklandı. TL ise aşırı değerlenmiş durumda. Bunun bedelini de ihracatçı ödüyor. Zararına ya da çok az karla satış yapıyor.
Her şeye rağmen piyasalara iyimserlik egemen. 2001 Şubat krizi ertesindeki moral çöküntüden çıkıldı. Bunda AKP hükümetinin siyasi gücünün etkisi büyük. AB'den yıl sonunda müzakere takvimi alınması halinde ekonomideki göstergeler pozitif etkilenecek?
2004 sonundaki iyimserlik çıpasına karşın, AB Türkiye'de müzakere takvimi vermezse ne olacak?
'B planı' yapılmalı...
İş Bankası Genel Müdürü Ersin Özince'nin uyarısı yerindedir:
'AB'den takvim alınmazsa dünyanın sonu olmaz. Atıldık, kovulduk, bağra basıldık diye duygusal bakmamalıyız. AB üyesi olmazsak, fevkalade komşusu oluruz. Bu demek değildir ki, Batı bizi kabul etmezse mahvoluruz.'
Hedef 2005'te AB ile tam üyelik müzakerelerine başlamak olmalı.
Siyasi reformlardan sonra ekonomik göstergeler de olumlu gidiyor. Niye olmasın?
dsazak@milliyet.com.tr
|
|

|