|


Darbeci general, El Hafız'ın sekreteri
Tahtadan maşa, Araptan paşa olmaz Yılmaz Bey!
Gazeteciliğe başladığım ilk yıllar kıdemli ustalarımız ufak valizleri, fotoğraf makineleri, pasaportları ellerinde hazır hani neredeyse her gün Ortadoğu'dan darbe haberlerini beklerlerdi.
Televizyon yok radyo var o zaman; özellikle Reuter ve AP ajansları duyururdu olup bitenleri. En sık darbe yapılan ülkeler hangileriydi? Güney Amerika'dan sonra Irak ve Suriye! Hep gülerdik, "Şam'da sabah hangi subay erken kalkarsa darbe yapar, iktidarı ele geçirir" diye.
Hürriyet o sıralar yeni çıkmış. Bol fotoğraflı, haberde atlamaya atlatmaya önem veriyor. Londra'ya dünya güreş şampiyonasına üç muhabir göndermiş, Şam'da darbe olur da göndermez mi?
Hürriyet'te gözde gazeteci Hikmet Bil. Yakışıklı, güzel giyimli ve hatta bej rengi süet eldivenli!.. ve ağzına yerleştirdiği meşhur piposu!
Hikmet Bil gizlilik içinde Suriye yolculuğuna çıkarken Cumhuriyet'in Metin Toker'i Beyrut üzerinden saldırı hazırlığında! Kadri Kayabal ise galiba Tasviri Efkar adına Ürdün yoluyla Şam'a ulaşmaya çalışıyor. Bir de Mehmet Ataker var ki, hep pusuya yatar.
Darbeler ülkesi Suriye
Şam'da Albay Hüsnü Zaim o yıllar yapmıştı darbeyi. Diktatörlük tahtını silah gücüyle ele geçirmişti. Annesi veya babası Türk'tü albayın. eşi de Türk asıllı Nuran Hanım. Albay derhal kabul ettiği Türk gazetecilerle Türkçe konuşuyordu. Türk düşmanı Arap politikacılar vardı ki, Hüsnü Zaim onların entrikalarına dayanamadı ve Türkiye'ye kaçmak zorunda kaldı.
Darbeler birbirini kovaladı Suriye'de. Kaçıncısıydı hatırlamıyorum, 10 yıl kadar sonra galiba 1960'lar. General Emin el Hafız hayli kan dökerek iktidarı ele geçirdi. Ben o sırada Cumhuriyet'te çalışıyorum. Uçakla önce Beyrut'a oradan Şam'a gönderildim. Haber yazmak, havayı koklamak, fotoğraf filan yeterli olur mu hiç? Mesele Emin el Hafız ile görüşebilmek.
Şam Başkonsolosumuz ilkokul arkadaşım Çetin Oran'dı. İki gün yattığım lüks otelde yataklar müthiş ter kokuyordu, uyuyamıyordum. Çetin ise eşini, çocuklarını İstanbul'a göndermişti. Oraya taşındım. Büyükelçimiz Şinası Oral diplomatik yollarla beni askeri yönetime tanıttı. "El Cumhuriye" yani "Cumhuriyet" çok önemli gazeteydi orada. Hemen darbeci generalle görüştüreceklerini söylediler. 10 gün her an çağrılmak umuduyla sabır çekerek bekledim.
El Hafız'ın karşısında
Bir gece 10 suları "General sizi bekliyor" dediler.
Nefes nefese giyindim, fırlayıp gittim karargaha. Kendimi belleri çifte tabancalı subayların ortasında buldum. İlk sivil muhatabım özel kalem müdürü Bedri Bey'di. Annesi İstanbullu Kadıköylüymüş çat pat Türkçe konuşuyorduk.
Ama yine bekleme faslı başladı iki saat, üç saat. Bir ara Bedri Bey eğildi gülerek kulağıma şöyle söyledi:
- Yılmaz Bey, Yılmaz Bey, tahtadan maşa Araptan paşa olmaz!
Geç vakit Emin el Hafız'ın karşısına oturduk. Türkiye'ye sevgi filan yok, hep kinayeli sözler.
Bir-iki yıl sonra; camileri topa tutan insanları öldüren Emin el Hafız iktidardan düşürüldü.
Uzun yıllardır Şam'da istikrar var, huzur var. Yeni Cumhurbaşkanı İngiltere'de yaşamış, orada doktorluk yapmış genç bir doktor. Eski Cumhurbaşkanı Hafız Esad'ın oğlu. Ve belli ki ülkesini uygar ülkelerin yanına götürmek istiyor. Bunu sağlamak için Türkiye ile hoş geçinmesi şart. Tarih boyunca çok canımız yandı Araplarla dostluktan, yine de yoğurdu üfleyerek yiyelim derim.
|
|

|