10 Ocak 2004 Cumartesi
 
 
 BİZE ULAŞIN | ARŞiV | KÜNYE | HABER İNDEKSİ |  SIK KULLANILANLARA EKLE |  AÇILIŞ SAYFASI YAP  
  ·  SON DAKİKA       
  ·  ANA SAYFA    
  ·  GÜNCEL         
  ·  SİYASET         
  ·  EKONOMİ         
  ·  YAZARLAR         
  ·  SPOR         
  ·  DÜNYA         
  ·  YAŞAM         
  ·  MAGAZİN         
  ·  SAĞLIK         
  ·  KADIN & MODA         
  ·  ASTROLOJİ         
  ·  OTOMOBİL         
  ·  ÇİZERLER         
  ·  BİLİM & TEKNİK         
  ·  TV'DE BUGÜN         
  ·  İŞ YAŞAMI         
  ·  OMBUDSMAN         
  ·  HAVA DURUMU         
  ·  CUMARTESİ         
  ·  PAZAR         
  ·  BUSINESS   
  ·  POPULER KÜLTÜR   
  ·  EGE   



   
Geçmiş zaman olur ki, gelecek zaman olur ki...

       
    Yerel seçimler yaklaşıyor. Doğal olarak, bir Karagöz - Hacivat didişmesinin, yahut tepişmesinin, malum ve mahut şenlikleri de yaygınlaşmaya başladı.
    Değişik dallardaki seçimlere katılacak aday sayısı 2 milyon...
    Adaylara göre ne partilerin programları önemli, ne geçmişleri, ne siyasal rotaları; kendilerini diledikleri "makam ve mevkilere" taşıyıp taşımayacakları önemli sadece. Tıpkı binecekleri arabanın markasıyla da, modeliyle de ilgilenmeyen dolmuş müşterileri gibi...
    Bu arada İçişleri Bakanlığı'ndan da, değişik kademelerden 71 bürokrat; adaylığa, dolayısıyla politikaya sıvanmış.
    Anlaşılan politikanın rantı, bürokratlığınkini aşma yolunda...
    * * *
    Vaktiyle Paris'e yerleşmiş, sakin sessiz bir ressamımız vardı, Selim Turan. Onunla, biraz da dalga geçerek, yeryüzündeki devletlerin tepelerine kurulmuş olan yönetici kadroların saltanatını konuşurduk.
    Selim:
    - Ülkeler ve toplumlar arasındaki fark; şatafat açısından, yönetici kadrolar arasında pek yoktur, derdi.
    Uganda'yı, yahut Güney Afrika'yı, yahut Filipinler'i yönetenlerin de; Fransa'yı, yahut İngiltere'yi, yahut Almanya'yı yönetenler kadar şatafatlı yaşadıklarını söylerdi.
    * * *
    Henüz daha o tarihlerde, yani yarım yüzyıla yakın bir zaman önce; ne "bağımsızlık" hareketleriyle birlikte, silah satışlarının da ne kadar artmış olduğunu biliyorduk; ne de yıllık silah satışlarından yüz milyarlarca dolar kazanıldığını. Sadece "vatan, millet, Sakarya" türü hamasi bir edebiyatla, sistemli bir biçimde ekonomik sefaletin maskelenmekte olduğunun farkındaydık...
    * * *
    2. Dünya Savaşı yıllarında, İstanbul tramvayları kent içi ulaşımda yetersiz kalmaya başlamışlardı. Yolcular, tıka basa dolu gelen tramvayların kapılarına salkım saçak asılarak, gitmeye çalışırlardı gidecekleri yerlere...
    Cemal Nadir de, bir karikatür yapmıştı o yıllarda; "tramvaylarda rahat yolculuk yapabilmenin tek şartı vatman olmaktır" diye...
    Biz de Selim Turan'la, geri ülkelerde fiyakalı yaşayabilmenin tek şartının, "rical - i devlet - devlette mevki sahibi" olmak olduğundan dem vurur, gülüşürdük.
    Hoş, babam da aynı kanıdaydı ve bendenizin Hazine'den geçinmeli üst düzey bir bürokrat olmamı isterdi. Genç yaşlarda yazıya çiziye merak sardırdığım için de, kendimi ziyan ettiğim ve serseri olduğum kanısına varmıştı.
    * * *
    21. yüzyılın modern teknolojiye dayalı evrensel saydamlığı, Fransız İhtilali'yle başlayan demagoglar saltanatını da, bir hayli törpüleyeceğe benzer...
    Türkiye'nin "rical - i devlet"inden bir bölümü de, sanırım AB üyeliğinin, "bireyin hakları, mireyin hakları" diye böylesi bir törpülenmeye yol açmasından kaygılı...
    * * *
    İktidarların seçimlerle saptandığı her yerde; seçimler yaklaşırken, birtakım akıl almaz siyasal hesaplar yapılıp durur. Örneğin, Başkan Bush da, başkanlık seçimleri yaklaşırken; Güney Amerika'dan, özellikle de Meksika'dan ABD'ye gelen göçmenlere, yerleşim hakkı için yeşil ışık yaktı.
    Ancak bütün bu tür hesaplarla katakullileri, su yüzüne çıkarma özgürlüğü de vardır gerçek demokrasilerde...
    * * *
    Bizim bir ömür boyu sürdürdüğümüz yakınma, Türkiye'nin böyle bir özgürlüğe yeterince kavuşmamış olması...
    Son 70 yılda Hazine arazilerinden ne kadarının; kimlerin aracılığıyla, kimler tarafından yağmalanmış olduğunu kim biliyor ki, örneğin?
    Tıpkı yine son 70 yılda, kaç milyon bürokrata, kaç milyar dolar harcırah ödenmiş olduğunun da bilinmemesi gibi...
    Yeterli bir saydamlığın ve sosyo - ekonomik gerçekleri yeterince ön plana çıkarıp, yeterince dile getirme özgürlüğünün bulunmadığı yerlerde; seçimler ne kadar ulusal iradeyi yansıtsa da; talanın, avantanın, yuttur kaydırın, yolsuzlukların önüne geçilemiyor.
    * * *
    Son 70 yılda Hollywood filmlerinin, konularına göre bir dökümü yapılsa...
    Hitler Almanyasını yeren filmlerin oranı, Soğuk Savaş yıllarında Sovyetler Birliği rejimini yeren filmlerin oranı ve henüz daha "terör eylemleri" yoğunlaşmadan, terör eylemleriyle ilgili filmlerin oranı açık seçik ve net olarak ortaya konsa... Tabii bu arada ABD düzenini ve "Başkan"ı eleştiren filmlerin oranı da...
    Acaba tüm yeryüzünü etkileyen bir alanda, nasıl bir tabloyla karşılaşırdık?
    * * *
    Koşullanmalarımız da dahil, kimbilir nelerin ve nelerin farkına bile varmadan geçip gidiyoruz şu dünyadan?
    21. yüzyılın sonunda yaşayacaklar, herhalde çok şaşacaklar daha önceki kuşakların nasıl kazıklanmış olduğuna...
   
    c.altan@prizma.net.tr
   
   





Taha AKYOL
'Sevgiyle bakmak...'

Çetin ALTAN
Geçmiş zaman olur ki, gelecek zaman olur ki...

Melih AŞIK
Eti, Eti, Eti...

Fikret BİLA
CTP-DP hükümeti

Hasan CEMAL
Hava olumlu ama...

Güneri CIVAOĞLU
Saaat - tım fobisi

Can DÜNDAR
Şam tamam, sıra Tahran'da...

Abbas GÜÇLÜ
Eğitim ve yerel seçimler

Sami KOHEN
Bush'un istediği oluyor...

Hasan PULUR
Boşuna heyecan!

Derya SAZAK
Bir star masalı

Meral TAMER
Rektör Yardımcısı'nın kızı, Paşa'nın yakını derken...

Tamer HEPER
Bir bulabilsek

Güngör URAS
Aşk insanın gözünü kör eder (evlilik gördürür)

M. Ali BİRAND
Denktaş'ı seviyoruz, ancak inandırıcı olamaz