11 Ocak 2004 Pazar
 
 
 BİZE ULAŞIN | ARŞiV | KÜNYE | HABER İNDEKSİ |  SIK KULLANILANLARA EKLE |  AÇILIŞ SAYFASI YAP  
  ·  SON DAKİKA       
  ·  ANA SAYFA    
  ·  GÜNCEL         
  ·  SİYASET         
  ·  EKONOMİ         
  ·  YAZARLAR         
  ·  SPOR         
  ·  DÜNYA         
  ·  YAŞAM         
  ·  MAGAZİN         
  ·  SAĞLIK         
  ·  KADIN & MODA         
  ·  ASTROLOJİ         
  ·  OTOMOBİL         
  ·  ÇİZERLER         
  ·  BİLİM & TEKNİK         
  ·  TV'DE BUGÜN         
  ·  İŞ YAŞAMI         
  ·  OMBUDSMAN         
  ·  HAVA DURUMU         
  ·  CUMARTESİ         
  ·  PAZAR         
  ·  BUSINESS   
  ·  POPULER KÜLTÜR   
  ·  EGE   



   
Burçin'i tanımıştım

       
    Podyumda yürüyordu. Birden durdu. Önce sağ, sonra sol ayakkabısını çıkardı. Yüksek ökçelerden kurtulmuştu.
    Bilekleri ince, ayakları zarif ve uzundu. Parmakları üzerinde yaylanarak jürinin önüne kadar yürüdü. Orada bilinen manken duruşlarını yaptı.
    Döndü... Yerdeki yüksek ökçeli siyah pabuçlara küçümser bir bakışla "artık siz beni hiç ilgilendirmiyorsunuz" der gibiydi. Başını çevirdi gene çıplak ayaklarıyla yaylanarak çok doğal ve tüy gibi uçarcasına yürüdü gitti.
    İzleyenlerden müthiş bir alkış.
    Bu cesareti sadece o göstermişti.
    Onun ve podyumdaki diğer genç kızların ayakkabıları birer - ikişer numara büyüktü. Yüksek ökçelerin üzerinde ayakları öne kayıyor, pabuçlar ayaklarından fart furt çıkıyordu. Ama pabuçlardan kurtulmayı göze alamıyorlardı.
    Ya organisazyon komitesi bunu büyük hata sayar ve yarışmadan dışlarsa?
    Ya jüri disiplinsiz bulursa!
    Riski hiçbiri sonuna kadar göze alamadı.
    Yazının başında anlattığım biri hariç...
    O, yüksek ökçelere tutsaklığını kabullenmedi. Fırlattı attı. Rüzgâra karşı yürümeyi yeğledi.
    Çıplak ayakla giderken çok daha güzel, çok daha doğaldı. Kaybetse de umursamayacağı mesajını veriyordu vücut dili.
    O nedenle küçük dağları ben yarattım havalarındaki masalardan bile alkışı kopardı. Birinciliği o anda almıştı. Gerisi sadece formaliteydi.
    Gerçekten...
    Birinci oldu.
   
    Çıplak Ayak
    Yukardaki satırlar, bu köşede, bir buçuk yıl önce 28 Temmuz 2002'de yayımlanmıştı.
    "Çıplak ayak" yazının başlığıydı.
    Kozlu Mezarlığı'nda ölü bulunan 20 yaşındaki manken Burçin'in birinci seçildiği yarışmada oradaydım. İzlenimimi böyle yansıtmıştım.
    Konuşmuştuk da...
    Hava gibi, su gibiydi.
   
    Simitten podyuma
    Burçin'in birinci seçildiği günden izlenimlerim yazıda şöyle sürüyordu:
    Yüksek ökçeler aslında simgedir.
    Statüdür, güvencedir, konfordur, yüksek maaş ya da mevkidir.
    Onları yitirmemek uğruna bazen daha çok şeyler yitirilir.
    Oysa onlar yüksek ökçeler gibi bazen kullanana büyük geliyorsa faydadan çok zarardır.
    Pırıltılar, güvenceler, onlardan vazgeçilebildiği, çıplak ayak kalmak göze alındığında bazen çok daha büyük getiri sağlayabilir.
    Yaşam, doğallığı ve cesareti eğreti olanlardan vazgeçmeyi bilenleri ödüllendirir.
    Başına taç koyar.
    Koymasa bile kendin olarak kalabilmek zaten en büyük güzellik.
    Film değil, gerçek...
    Bu genç kız henüz bir yaşındayken annesi - babası gazete ilanıyla onu evlatlık veriyorlar.
    Çocukları olmayan bir memur karı - koca onu özenle yetiştiriyor.
    16 yaşına geldiğinde bir gençten evlenme teklifi alıyor.
    Aile "Henüz küçüktür, okuyacak. Eğitimi bittikten sonra evlilik" cevabını verince gencin ailesi kıza müthiş darbeyi vuruyor: "Sen onların gerçek kızı değilsin. Gazete ilanıyla evlatlık oldun!" Bu korkunç sözcüklerin her biri genç kızın beynine balyoz darbeleri gibidir.
    Genç kız kendini 16 yıl boyunca aldatılmış hisseder. Evden kaçar.
    Ve yaşam savaşı...
    Pizzacıda, lokantalarda çalışır. Sokakta simit sattığı olur. Belki anlatmadığı şeyler de...
    Şeytana uyarak yanlışlıklar yapar.
    Çocuk yaşta yargılanır da...
    Onun artık deneyimi var. Bundan böyle pırıltılı olanakların tutsağı olmayacak. Yaşam podyumunun ortasında yüksek ökçeli pabuçlar gibi, şöhreti de gerekirse çıkarıp atabilecek.
    Yüksek ökçeli pabuçlar simgeydi. Evlatlık olduğunu öğrendiğinde 16 yıllık ailesini, son sınıfa kadar geldiği liseyi, arkadaşlarını bir anda bırakıp evden kaçmıştı...
    Ama...
    Yaşam sevincini, yaşam pırıltısını fırlatabilecek bir "yenik" değildi.
    Zaten, Kozlu Mezarlığı'nda cansız bulunan Burçin de yaşamla bütünleşmiş hava gibi, su gibi doğal asıl Burçin değildi.
    Lanetli uyuşturucunun tutsak aldığı, çürüttüğü bir bedendi.
    Burçin'e sevgiler...
    Diğer Burçin'leri kurtarmalıyız.
   
    g.civaoglu@milliyet.com.tr
   
   





Çetin ALTAN
Battı balık, yan gider...

Melih AŞIK
TÜBİTAK'ta seçim

Fikret BİLA
İncirlik'ten rotasyon

Hasan CEMAL
Sırat köprüsü!

Güneri CIVAOĞLU
Burçin'i tanımıştım

Can DÜNDAR
Bir garip oyun

Abbas GÜÇLÜ
Bilgisayar hırçınlaştırıyormuş

Mehmet Y. YILMAZ
Çok heyecan vermese de, aşk, başkadır!

Hasan PULUR
"Benim Sevgili Taşram"(x)

Derya SAZAK
Voleybol aşkı

Meral TAMER
Telefonda serbestlik Brezilya'ya benzemesin!

Ece TEMELKURAN
Seni seviyorum sistem!

Tamer HEPER
Polis ne yapar?

Osman ULAGAY
Ekonomimiz dalganın üstünde, aman dikkat..

Güngör URAS
Bazıları laf değil iş yapıyor

Serpil YILMAZ
Gürtuna'nın yolu Kadıköy'den döndü