11 Ocak 2004 Pazar
 
 
 BİZE ULAŞIN | ARŞiV | KÜNYE | HABER İNDEKSİ |  SIK KULLANILANLARA EKLE |  AÇILIŞ SAYFASI YAP  
  ·  SON DAKİKA       
  ·  ANA SAYFA    
  ·  GÜNCEL         
  ·  SİYASET         
  ·  EKONOMİ         
  ·  YAZARLAR         
  ·  SPOR         
  ·  DÜNYA         
  ·  YAŞAM         
  ·  MAGAZİN         
  ·  SAĞLIK         
  ·  KADIN & MODA         
  ·  ASTROLOJİ         
  ·  OTOMOBİL         
  ·  ÇİZERLER         
  ·  BİLİM & TEKNİK         
  ·  TV'DE BUGÜN         
  ·  İŞ YAŞAMI         
  ·  OMBUDSMAN         
  ·  HAVA DURUMU         
  ·  CUMARTESİ         
  ·  PAZAR         
  ·  BUSINESS   
  ·  POPULER KÜLTÜR   
  ·  EGE   



   
Kapitalizmin "şeyleri":
   
Seni seviyorum sistem!

   
Sadece emeğinizi satın almakla yetinseydi bu sistem, sabah dokuzda başlayıp akşam beşte biterdi bütün işler. Ama öyle olmuyor işte: Bir şeyinizi daha istiyorlar. Bir şeyinizi daha!

       
    Temel mantık şu aslında:
    Sizin el ya da beyin emeğiniz var. Satıyorsunuz, para kazanıyorsunuz. Tıpkı domates satar gibi. Sizin domates diğerlerinden daha iyi bir üniversiteden mezun olup daha bir kızarmış, üzerine bir de MBA yapıp iyice sulanmışsa daha pahalıya gidiyor pazarda. Çok zekiyseniz, kafanız sistemin karakterini ve değişen ruh hallerini kavramakta iyiyse, fikirlerinizi satıp evinize gidiyorsunuz. Temel kavramları ve mekanizmayı anladıktan sonra hakikaten çok mühim bir çaba veya zeka puanı gerektirmiyor para kazanmak. Hatta fazla zeka, para kazanmak anlamında zararlı bile olabilir zannımca. Velhasıl, sisteme emeğinizi veriyorsunuz, karşılığında para alıyorsunuz.
   
    Ya da siz öyle sanıyorsunuz!
    Sadece emeğinizi satın almakla yetinseydi bu sistem, sabah dokuzda başlayıp akşam beşte biterdi bütün işler. Biz de yaşamak için mecburen emeğini satan insanlar olarak daha duru ruhlarla yaşardık. Ama öyle olmuyor işte: Bir şeyinizi daha istiyorlar. Bir şeyinizi daha! En gizlinizi, en çekirdeğinizi. Çünkü kapitalizmin bazı "şeyleri" var, bazı küçük şeyleri. O yüzdendir deri altına zerk edebiliyor kendini. Rüyalarınızda bu yüzden görüyorsunuz fiyakalı işyerlerinizi... Sebep, kapitalizmin bu küçük şeyleri...
   
    Ruhun bize uygun mu?
    Başta çokuluslu şirketler olmak üzere, artık Türkiye'deki kurumsallaşmış işyerlerinde işe girmek için "parlak çocuk" olmak, domatesi adamakıllı kızartmak yetmiyor. İşe girerken artık kişilik testleri yapılıyor. İcadı ABD'ye ait, adaptasyonu yurdum insanına göre yapılmış testlerden geçiyorsunuz. Yakın zamanda, daha manevi bir mesele için bendenizin de "deneyimlemiş" olduğu bu testlerde soru yok; birtakım cümleler var. "İnsanların dini görüşleriyle ilgilenmem", "Teorik tartışmalara bayılırım", "Sinirlenince çeker kapıyı giderim" gibisinden cümleler. Yüzü aşkın cümle. Siz, cümlelere "Bana çok uygun, hiç uygun değil, az uygun, az değil" gibi dereceler veriyorsunuz kendinize göre. Testin mantığı aslında şu: Birtakım kilit cümleler var. Misal, "İnsanlarla birlikte çalışmayı severim" gibi. Bu cümle başlangıçta bir kez soruluyor. Siz de tabii iş isteyen bir insan olarak buna "çok uygun" diyorsunuz. Arada başka, daha önemsiz cümleler geçiyor, on cümle sonra tekrar aynı cümle geliyor karşınıza. Sanırım, bu sırada beyniniz siz farkında olmadan o kilit cümleyi düşünmeye devam ediyor ve bu kez aklınızdan asıl geçen cevabı veriyorsunuz: "İnsanlarla birlikte çalışmayı severim" cümlesine, "Az uygun" diyorsunuz. Derken araya yine cümleler giriyor, yine beynin arkası düşünüyor bu sırada, cümle yeniden gelince "Aslında hiç uygun değil" deyiveriyorsunuz. Bu cümleler gibi başka kilit cümleler de sizin "esasınızı" sorgulayan ve sizin ister istemez kalbinizden geçeni eninde sonunda söylediğiniz kilit sorular. Diyelim ki testin mantığını tıpkı benim gibi daha 10'uncu soruda anladınız. Sistemi kandırmak mı istiyorsunuz? Demek çok zekisiniz. Tebrik ederiz!
   
    Sistem kandırılır mı?
    Ama yoruluyorsunuz. "İlk cümlede ne demiştim? Aman tutarlılığım bozulmasın" diye bir derde düşerseniz iyice kafanız karışıyor. Sorular sizi yordukça ruhunuzu ele veriyorsunuz. Yani er ya da geç ruhunuzun dibindeki, iş için elverişli olup olmadığınıza ilişkin bilgilere ulaşıyorlar. Derken bu testlerin sonuçları geliyor. İşte asıl o zaman yere yapışıyorsunuz. Çünkü adamlar ciğerinizi okuyorlar! Ona göre diyorlar ki, "Sen bu işe çok uygun yeteneklere sahip olabilirsin ama kişiliğin uygun değil bize!" Yani sistem ya da insanların basitçe "iş" diye geçiştirdikleri o bulanık düzen, ta içine kadar bakıyor senin. Seni, emeğini, içine göre satın alıyor! İçin uygun değilse, bunu derhal anlıyor yani. Sistem, ona kalpten inanmıyorsan, yavuz dedektörleriyle saptıyor bunu.
   
    İşe değil "biz"e alınmak!
    İş, artık yapılan bir şey değil, yaşanan bir şey. Yok öyle, yaptım işimi gittim evime. Ruhunla, kalbinle, yüzünle, gövdenle, beyninle dahil olacaksın bir "biz"e! Artık hep "biz" diye konuşacaksın. Kapitalizmin, sermaye-emek ilişkisini iyi biliyor olabilirsin, tebrik ediyoruz! Ancak sanki böyle bir ayrım, böyle bir çıkar çatışması yokmuş gibi davranacaksın. Bu işyeri senin sadece emeğini sattığın değil, sevdiğin bir yer olmalı. Artık kendin için değil, "biz" için düşünmelisin. Asla cümleye ben / sen diye değil, "biz" diye başlamalısın. "Sinerji, vizyon, misyon" gibi sözcüklerle konuşmalı ve orada bulunmaktan dolayı ne kadar mutlu olduğunu her daim belirtmelisin. Bunun öyle güzel yapıldığını göreceksin ki, hem de hiç böyle hissetmeyen insanlar tarafından şahane bir beceriyle bu "biz"in inşa edildiğini göreceksin ki, sen ne kadar emeğinin tamamını versen de bu işyerine, "biz" olmadığın sürece hep anlaşılmamış bir şaka gibi ortada kaldığını göreceksin: "Zeki ama yaramaz çocuk" diyecekler sana, "yangında ilk terk edilecek" olacaksın. İşini şahane yapsan da, en zeki, en becerikli, en iyi çalışan sen olsan da kalbinin, ruhunun buraya dahil / ait olmadığını anlarlar. Onların ruh dedektörleri var çünkü!
    Daha çok şey var; kapitalizmin küçük şeyleri. Kıyı şeridi şehirlerinde düzenlenen üç-dört günlük yıl sonu partileri, performans değerlendirme testleri, patronlarla eşitlik illüzyonları, "mecburi geyik muhabbetleri" ve falan ve filan. Ezcümle, öyle işini yaptın, evine gittin değil. Başka bir şey var bu "iş"te! Bir şey, emeğinden değil, ruhundan istenen! n
   
    ecetem@hotmail.com
   
   
   





Çetin ALTAN
Battı balık, yan gider...

Melih AŞIK
TÜBİTAK'ta seçim

Fikret BİLA
İncirlik'ten rotasyon

Hasan CEMAL
Sırat köprüsü!

Güneri CIVAOĞLU
Burçin'i tanımıştım

Can DÜNDAR
Bir garip oyun

Abbas GÜÇLÜ
Bilgisayar hırçınlaştırıyormuş

Mehmet Y. YILMAZ
Çok heyecan vermese de, aşk, başkadır!

Hasan PULUR
"Benim Sevgili Taşram"(x)

Derya SAZAK
Voleybol aşkı

Meral TAMER
Telefonda serbestlik Brezilya'ya benzemesin!

Ece TEMELKURAN
Seni seviyorum sistem!

Tamer HEPER
Polis ne yapar?

Osman ULAGAY
Ekonomimiz dalganın üstünde, aman dikkat..

Güngör URAS
Bazıları laf değil iş yapıyor

Serpil YILMAZ
Gürtuna'nın yolu Kadıköy'den döndü