|


Başka bahar kalmadı!
Washington'daki "Western Policy Center" adlı, Güneydoğu Avrupa üzerinde yoğunlaşan fikir kuruluşunun başkanı John Stilides, evsahipliğini yaptığı toplantının açılışında, bu yıl Kıbrıs sorununun çözümü için yeniden umutlandığını söyledikten sonra, yakın geçmişe ilişkin hafızamızı tazeliyor. Son dönemde, ne zaman yeni bir yıla "Bu yıl Kıbrıs yılı olacak, nihayet çözüm sağlanacak" umuduyla girilse, beklenmedik bir olayın bu umudu ertelediğini hatırlatıyor: Kardak krizi, S - 300 füzeleri, 28 Şubat ve PKK liderinin Yunanistan himayesindeyken yakalanması Kıbrıs'ta çözümü her seferinde 'başka bahara' bırakan olaylardan.
Her ne kadar deneyimler, çözüm umudunda temkinli olmayı zorunlu kılıyorsa da, Kıbrıs için '2004 baharından başka bahar kalmadığına' inananlar çok Washington'da. Gerek Kıbrıs'ın AB üyeliğinin mayısta başlayacak olması ve Türkiye'nin AB'den katılım müzakereleri için tarih alabilmesinde Kıbrıs'ın fiili bir koşula dönüşmesi, gerekse KKTC halkının 14 Aralık seçimlerinde çözüm ve AB yanlısı bir irade ortaya koyması, Kıbrıs parametrelerinde önemli değişiklik yarattı.
CTP lideri Mehmet Ali Talat liderliğinde kurulan yeni KKTC hükümeti de, Türk Dışişleri'nde hazırlanan çözüm planı da, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, KKTC lideri Rauf Denktaş ile Ankara'daki destekçilerinin sert muhalefetine rağmen, Annan Planı'nın müzakereye temel alınmasına başından beri sahip çıkması da aslında yeni bir durumun habercisi.
Washington'daki yetkililer bu yeni durumu, "Türkiye'de ve Kıbrıs'ın kuzeyinde çözüm yanlısı iradenin ilk kez bu kadar güçlendiği" şeklinde yorumluyorlar. Bu gözlemin yarattığı iyimserlik sayesinde de, Stilides'in yukarıda değindiğimiz sözlerle açtığı toplantıda konuşan ABD'nin Lefkoşa Büyükelçisi Michael Klosson'a katılıyorlar.
Çözümün 2004 içinde sağlanmasının bütün tarafların yararına, ama öncelikle Kıbrıs Türkleri'nin ve Türkiye'nin çıkarları için elzem olduğunu savunurken, "Benim bu yılbaşındaki en büyük dileğim, çözümün bir kez daha ertelenmemesi, yani 2005'in Kıbrıs Yılı olmaması" diyor Klosson.
ABD'nin artan ilgisi
ABD'nin Avrupa başkentlerindeki büyükelçileri, Dışişleri'ndeki yıllık olağan toplantıları için geçen hafta Washington'daydılar. Bir diplomat, görüşmelerin havasını bana, "2004 Avrupası'nı konuşurken adı en fazla geçen kentler, Ankara, İstanbul, Atina ve Lefkoşa idi" diye aktardı.
İlginin nedeni belli. Türkiye'nin ve Kıbrıs'ın AB takvimleri, 7 Mart'ta Yunanistan'da genel, 28 Mart'ta da Türkiye'de yerel seçimlerin yapılacak olması, yazın İstanbul'daki NATO Zirvesi ve Atina Olimpiyatları, ABD yönetiminin birçok birimi bünyesinde 'aynı masa' tarafından izlenen Türkiye, Yunanistan ve Kıbrıs'ı Washington'ın radar ekranında ön planda tutuyor. Bu toplam içinde Kıbrıs, hem Türkiye'nin hem Türk - Yunan ilişkilerinin kaderini doğrudan ilgilendiren, dolayısıyla da ABD gözünde, NATO'nun Güneydoğu Avrupa kanadında istikrarın anahtarına dönüşen bir konumda.
Öte yandan, ABD'nin Irak Savaşı'ndan çıkardığı derslerde, ittifak ilişkilerinde oluşan yeni dengeler önemli yer tutuyor. Britanya'nın yanı sıra, Balkanlar ve Doğu Avrupa'daki yeni müttefikleri ile Portekiz, İspanya, İtalya gibi kıyı Avrupası'nın önemli ülkeleri ile yakın işbirliği yapabilen Washington, Doğu Akdeniz'de (yani Türkiye, Yunanistan ve Kıbrıs'ta) kendi politikalarına karşı muhalefetin ve anti - Amerikan hissiyatın güçlü olduğu izleniminde.
Oysa Irak Savaşı'nı, bölgedeki baskı rejimlerinin yerini demokrasilerin, kavgaların yerini de barışın alacağı 'Genişleyen Ortadoğu' projesinin bir parçası olarak gören ABD'li yetkililer, transatlantik işbirliğinin bu bölgedeki ana merkezleri olan Ankara ve Atina'nın rolüne büyük önem veriyorlar.
PASOK liderliğini geçen hafta bırakan Kostas Simitis'in liderliğinde Yunanistan'ın eski kabuğundan sıyrılarak Avrupa'nın başarılı ülkelerinden biri haline geldiğini düşünen Washington, şimdi Ankara'nın da benzer bir şansı yakaladığı kanısında. IMF destekli iktisadi reformların etkisini göstermeye başlaması ve AB ile müzakere sürecine start verilmesi, Türkiye'yi de bir sıçramanın eşiğine getirebilir mi? Bu soruya 'Evet' yanıtı veren ABD'liler, Kıbrıs'ta çözümün 'olmazsa olmaz' niteliğini hemen hatırlatıyorlar. Kıbrıs, onların gözünde, Türkiye'nin kabuk değiştirmesinin simgelerinden biri artık.
Öte yandan Washington, Kıbrıs'ın AB üyeliğini, 'bağlantısızlık' miraslı ve Britanya, Yunanistan ve Türkiye eksenli bu adanın ABD ile yepyeni bir işbirliği sürecine girmesinin de adımı sayıyor. ABD'nin Lefkoşa Büyükelçisi Klosson'ın şu sözleri anlamlı: "AB'ye katılan bir Kıbrıs, transatlantik işbirliğinin parçası olacak, bizim için bu kapsamda yeni bir ortak haline dönüşecektir."
Işte Başbakan Erdoğan, 28 Ocak'ta Beyaz Saray'da Başkan George W. Bush ile buluştuğunda Kıbrıs'ın gündemin en önemli maddelerinden biri olacak olması da, sadece AB takviminin bir dayatması değil, aynı zamanda ABD'nin bölgemize ilişkin çıkarlarında Kıbrıs'ın yerini yeniden değerlendirmesinin bir sonucu.
İlk adres Annan
Washington'daki bu kavrayış, ABD'nin Erdoğan hükümetinde mevcut olduğuna inandığı 'Kıbrıs'ta çözüm iradesini' teşvik için daha fazla devreye girmesi sonucunu da verebilir. Yeni yıla, Simitis ve Erdoğan'a Kıbrıs mektupları göndererek başlayan Bush, bakarsınız 28 Ocak'ı bile beklemeden bir temsilcisini Ankara'ya yollayıp Kıbrıs için bastırmaya devam edebilir.
Ancak ABD'nin bu haftalardaki Kıbrıs telkinleri ne düzeye ulaşırsa ulaşsın, Washington'ın Ankara'ya göstermeye devam edeceği ilk adres, BM Genel Sekreteri Kofi Annan olacaktır.
Büyükelçi Klosson, bu konudaki sorumu yanıtlarken son derece net mesaj verdi: "Türk Dışişleri'nin hazırladığı planın ayrıntılarını bilmiyoruz. Ama Annan'ın ortaya koyduğu asgari koşulları karşılamayan hiçbir planın başarı şansı yok. Ankara'ya tavsiyemiz, önce BM Genel Sekreteri'ni ikna etmeleri."
Kısaca Washington'ın beklentisi, Ankara'da hazırlanan planın Beyaz Saray'da Başkan Bush'a anlatılmadan önce Annan'la görüşülmesi. Erdoğan'ın BM Genel Sekreteri ile Washington'a gelmeden New York'ta buluşma niyeti, Annan'ın takvimi nedeniyle gerçekleşemese bile, Ankara'nın önerilerini bir şekilde Annan'a iletmesi ve 'yeşil ışık' alması elzem.
BM Genel Sekreteri'nden böyle bir yeşil ışığın alınabilmesi de, müzakerelere iyi niyetle yeniden başlama iradesinin Türk tarafında gerçekten oluşmasına, Denktaş'ın da buna boyun eğmesine bağlı. Annan, bu iyi niyeti soyut bir ölçüte değil, anlaşmayı referanduma götürmek konusunda her iki tarafın da kesin taahhüt belirterek tarih saptamasına bağlamıştı. Washington da, Annan'ın bu şartına destekçi.
ycongar@erols.com
|
|

|