|


Kaybetmekten değil kazanmaktan kork
'Dünya yerinden oynar / YÖK'ten adam çıksa!' diye bağırırken 'YÖK'ten adam çıkmasına' hazırlıklı olunmalıydı. Yani kazanmak da, hesaba katılmalıydı!..
Oxford tarzı profesör havasıyla kapıdan içeri girdi. Ankara Üniversitesi, Hukuk Fakültesi birinci sınıf, ilk ders: Anayasa Hukuku! Selamsız sabahsız, davudî sesiyle lafa girdi:
"Şimdi sizin kafanızda bir sürü fikir vardır ve siz bunların çok önemli olduğuna inanıyorsunuzdur. Ama önce öğreneceksiniz. Önce beni dinleyeceksiniz!"
Bu, notunun kıtlığından ötürü 'Cebeci Canavarı' olarak tanınan Anayasa Hukuk Profesörü Tuncer Karamustafaoğlu idi ve şahane bir hocaydı. Bize Anayasa Hukuku'nu Erdoğan Teziç'in kitabından okuttu. Bütün yıl, "Plebisit'i Teziç'ten oku abi!", "Teziç'te kaçıncı sayfa?" cümleleri gitti geldi aramızda. Velhasıl Prof. Dr. Erdoğan Teziç'i, YÖK Başkanı olarak haber bülteninde görünce, Oz Büyücüsü'nü görmüş Judy Garland gibi oldum! Teziç, üniversitelerden gelen öğrenci temsilcilerine şöyle diyordu:
"Şimdi ne sıkıntınız varsa söyleyeceksiniz. Biz de sizin karşınızda emekli öğrenciler sayılırız!"
İnsanî, sıcak, doğru bir konuşmaydı. Bir kere daha sevdik kendisini.
Kral, kraldır!...
Krallık, kötüdür. Kralın iyi bir adam olması krallığın kötü bir şey olduğu gerçeğini değiştirmez. Teziç'in de iyi bir YÖK Başkanı olması da YÖK'ü olduğundan daha iyi bir şey yapmaz. Ama mesele bu değil. Mesele, YÖK'e ilişkin eleştirilerini belirtmeye gelen öğrenci temsilcilerinin toplantıda, haber bültenlerine "toplantı tartışmasız geçti" dedirtecek bir "performanssızlık" sergilemesi. 'Özgürlük, eşitlik ve adalet' isteyen gençlerin olduğu yerde nasıl tartışma çıkmaz? İnsan yiğitliğe bok sürdürmemek için bile olsa, tartışma çıkarır yani! (Bu şakaydı.) Acaba niye konuşmadılar çocuklar? Acaba 'özgürlük' isteyen çevreler, Türkiye'de kronik bir karamsarlıktan mı mustaripler? "Nasılsa bir şey olmayacak", "Nasılsa bizim söylediklerimiz boşa gidecek" kanaatiyle daha baştan ağızlarını açmamaya mı karar veriyorlar? Levent Şensever'in yazdığı 'Dünya Sosyal Forumu' (Metis Yayınları/ AntiKapitalist Hareket İçin Kılavuzlar Dizisi7) kitabının önsözünde Roni Marguiles'in birkaç cümlesi ilginç:
Muhalefetin hamaliyesi
"Karamsarlık sadece Türkiye'ye bakmaktan, dünyanın geri kalanını görmemekten, görünce de anlamamaktan kaynaklanıyor. Ve bu iki unsur içe kapalılık ile karamsarlık, birlikte, bir üçüncüsünü yaratıyor: 'Seattle iyi güzel de, Türkiye'de bir hareket yok ki!'"
Öğrenciler acaba bu yüzden mi susuyorlar 'büyüklerle' masaya oturduklarında? Nasılsa 'bir hareket' olmayacağı için mi? Onların yaptıkları 'bir hareket' oysa; iyi bir hareket.
Şahsımın da sıkıldığı bir bölümü var karşı çıkmanın: O sıkıntılı yönetim, politika, hesap - kitap işlerine girmek gerekiyor.
Arjantin'deki barikatların fotoğrafları heyecan verici, ama o barikatların arkasında alternatif yönetim yapıları, alternatif üretim - tüketim ilişkilerinin düzenlenmesi, komüne girecek ekmek sayısının hesaplanması gibi 'hamaliye' işler yatıyor. Tıpkı YÖK'e karşı eylemlerde "Dünya yerinden oynar/ YÖK'ten adam çıksa!" diye bağırmanın neşesinin arkasında durması gereken 'alternatif üniversite yapılanmasını' hesap etmek gibi...
Ya 'kazanırsak!..'
Acaba Teziç'le masaya oturan gençler bir araya gelip böyle bir 'yeni plan' yapmışlar mıydı? Yoksa muhalefetin hamaliyesini taşıyacak bir hamal bulunamadığından bu 'önemsiz' iş ertelenmiş miydi?
Türkiye'de muhalif kesimlerin kaybetmekten, söylediklerinin, yaptıklarının kararları etkilemeyeceğinden hiç korkusu olmasın. Bu durum için cümleler cepte nasılsa. Esas mesele kazanmak, dinlenmek, kayda alınmak olmalı. Zira, kazanmak, hazırlıklı olunmadığı takdirde, kaybetmek kadar ürkütücüdür. Bazen kazanmak, insanı kaybetmekten daha fena saf dışı edebilir. İnsan, tıpkı Teziç ile masaya oturan öğrenciler gibi sus pus olabilir. Yani kazanmaya hazırlıklı olmak lazım. Neme lazım? Beklenmedik şeyler olabilir dünyada!
ecetem@hotmail.com
|
|

|