15 Ocak 2004 Perşembe
 
 
 BİZE ULAŞIN | ARŞiV | KÜNYE | HABER İNDEKSİ |  SIK KULLANILANLARA EKLE |  AÇILIŞ SAYFASI YAP  
  ·  SON DAKİKA       
  ·  ANA SAYFA    
  ·  GÜNCEL         
  ·  SİYASET         
  ·  EKONOMİ         
  ·  YAZARLAR         
  ·  SPOR         
  ·  DÜNYA         
  ·  YAŞAM         
  ·  MAGAZİN         
  ·  SAĞLIK         
  ·  KADIN & MODA         
  ·  ASTROLOJİ         
  ·  OTOMOBİL         
  ·  ÇİZERLER         
  ·  BİLİM & TEKNİK         
  ·  TV'DE BUGÜN         
  ·  İŞ YAŞAMI         
  ·  OMBUDSMAN         
  ·  HAVA DURUMU         
  ·  CUMARTESİ         
  ·  PAZAR         
  ·  BUSINESS   
  ·  POPULER KÜLTÜR   
  ·  EGE   


Ne yediğinizi anlamıyorsunuz

       
Tokyo'da lokantaya giden yemek yemiyor, para yiyor. Japonların yanında yabancıların da girebildiği, karmakarışık yemeklerin yapıldığı lokantalarda ve barlarda fiyatlar son derece yüksek

           
    Eskiden Anadolu'dan İstanbul'a gidenler, "Para yemeye gidiyorum" derdi. Bunun "göndermeli anlamı" şu idi: İstanbul'a giden, cebinden çıkan paraya acımayacak... Çünkü İstanbul'daki para ölçüsü ile Anadolu'daki para ölçüsü farklı. Anadolu insanı memleketinde "yemez içmez", para biriktirir. İstanbul'a gittiğinde paralar uçar gider...
    Bunu neden anlatıyorum... Tokyo'nun durumu da "o biçim"! Ancak Tokyo'da "para yiyenler" sadece yerli ve yabancı turistler değil. Tokyolular da para yiyor.
    Çünkü şimdilerde Japonların gelir seviyesi yükselmiş durumda...
    Ben yıllar önce Japonya'ya gittiğimde, Tokyo'da otel bulmak sorun idi. Otellerde hem yer yoktu hem oda fiyatları pahalı idi. Şimdilerde otelden bol bir şey yok. Oteller çok odalı ve lüks. Geniş odalarının fiyatı Avrupa otelleri fiyatının da gerisinde.
    Örneğin Tokyo'daki eski Imperial otelini yıkmışlar. Yerine bir Amerikalı mimarın çizdiği iki kuleli dev bir otel yapmışlar. Kocaman, yüksek tavanlı salonlar, odalar... Odalarda yok yok. Ve fiyatı 250 dolar dolayında. Avrupa ülkelerinde benzer odaların fiyatı 600-800 dolar.
    Yıllar önce Tokyo'da karides ve makarna baş yemek idi... Turistik "Turkish Bath"lerden (Türk hamamı adı verilen batakhaneler) geçilmezdi. Şimdilerde her köşede lokanta, bar var. Turkish Bath'ler yok olmuş.
    Akşamları işten çıkan Japon erkekler, hanımlar, ellerinde çantalarıyla bir bara ve lokantaya gidiyor. Ancak Japonların gittikleri lokantalar ve barlar farklı. Bunlara genelde yabancılar gidemiyor. Şimdilerde "Kareoke" modası var. Bu lokanta ve barlarda küçük bölmelere sıkışan Japonlar toplu halde saki veya Japon birası içiyor, "TV'deki şarkıcıya eşlik ederek" şarkı söylüyor (kareoke yapıyor), sonra gece yarısına doğru son metroya yetişmek için sokaklara dökülüyor... Sokaklarda ayakta zor duran Japonların ellerinde iş çantalarıyla koşuşturmalarını izlemek pek ilginç oluyor.
    Japonların yanında yabancıların da girebildiği lokantalarda ve barlarda fiyatlar yüksek. Japon viskisi bile 10 doların üzerinde bir ödeme gerektiriyor.
    Şimdilerde "füzyon" ve "Fransız" mutfağı denilen soslu, tadı karışık yemekler Japonya'nın lokantalarını da istila etmiş durumda...
    Japonya dışında nasıl suşi ve Japon mutfağı modası var ise Japonya'da da "Fransız" ve "füzyon" (biraz ondan-biraz bundan, karmakarışık yemekler) modası var.
    Büyük faturalar ödeniyor. Ne yediğinizi anlamıyorsunuz... Bir zamanlar Japonların sadece "süt ile beslenen" ve de "her gün masaj yapılarak büyütülen" danalarının, "Kobe danaları"nın eti meşhurdu. Şimdi gene meşhur da... Yediğiniz etin et olduğunu anlayamıyorsunuz. Çünkü aşçıbaşı "maharetini göstermek uğruna etin şeklini de tadını da rezil ediyor".
    İstanbul'da olduğu gibi Tokyo'da da büyük otellerin lokantaları iddialı. Çok sayıda büyük otel var. Her otelin içinde de çok sayıda lokanta var.
    Açıkçası ne karideslerin tadını alabildim ne de etlerin...
    Bir akşam Hama Steak House'ın, Tokyo'nun en büyük ve yeni otellerinden Maguro Gajoen'deki lokantasına davet edildim. Maguro Gajoen'in binasının büyüklüğünü, mekanlarının yüksek tavanlarını, salonlarının bolluğunu anlatamam. Burada düğünler ve toplantılar yapılırmış.
    Hama Steak House 40 yıl önce Tokyo Olimpiyatları sırasında faaliyete geçen ve Kobe danasının ızgarası ile ünlenen bir lokanta. Tokyo'da dört ayrı yerde faaliyet gösteriyor.
    Ben Maguro Gajoen'deki lokantasının teppanyaki bölümünde yemek yedim. Teppanyaki, bizim ocakbaşının benzeri. Ancak ocak yerine elektrik ütünün tersi gibi metal, alttan elektrikle ısıtmalı tezgahın üzerinde yemekler hazırlanıyor.
    Beni davet edenlerle tezgahın başına sıralandık. Üç aşçıbaşı sebzeleri, soğanı, sarmısağı ızgara yaptı. Sonra karides ve diğer deniz ürünlerini pişirdi. En sonunda da Kobe danası eti ile yumurtalı pilavı hazırladı.
    Doğrusunu isterseniz ben karideslerin de etin de tadını alamadım... Bizim beğenmediğimiz etler daha lezzetli oluyor. Beni davet edenler faturayı ceplerinden değil firmanın kasasından ödeyen Japon dostlarım olduğu için ikramda bonkör davranıyor, teppanyakinin zevkini çıkarıyorlardı. Faturayı öderken garsona fiyatları sordum. Kişi başına 200 dolar dolayında ödeme yapılmış. İçtiğimiz Ch. Latur şarabının şişesi 600 dolar,
    Ch. Mounton Rothshild 1988 şarabın şişesi 580 dolar imiş.
    Japon dostlara teşekkür ettim. Yemek sonrası kahve ve konyak içmek için de ısrarcı oldular Onları kıramadım. Bunlar için ne ödediklerini bilemiyorum.
   
   
   





Ahmet Turhan Altıner
Ali Rıza Kardüz
Mine KIRIKKANAT
İlber Ortaylı
Tuba Akyol
Ülkü Tamer
Yasemin Çongar