|


İpi göğüslemek
Gazetedeki çalışma odamın duvarında çerçevelenmiş bir "gazetecilik ödülü" asılıdır.
Çünkü üzerinde, dönemin Başbakanı İsmet İnönü'nün imzasını taşır. 40 yıl önce Ortak Pazar üzerine bir inceleme nedeniyle kazanılmıştır.
1963 yılında, o zamanki adı Ortak Pazar olan AB ile Ankara Anlaşması'nı Türkiye adına İsmet Paşa imzalamıştı. Türkiye için çok yeni bir ufuktu. Stajyerlikle profesyonellik arası gazetecilik eşiğinde bir hukuk öğrencisiydim. Konuyu incelerken, Türkiye'nin yazgısını değiştirecek serüvenin ve tarihin en büyük medeniyet projesinin kapısından girdiğimi hissetmiş olmalıyım.
İşte... 40 yıldır bu konu, Türkiye gündeminin ilk sırasında.
Kapitülasyonlar mı?
Tarihi anlaşmanın imzalandığı salondaydım. Deneyimli gazeteciler arasındaki bir çaylaktım. İsmet Paşa anlaşmayı iyice inceletmişti. İki sorusuna aldığı cevap belirleyici olmuştu:
"1- Cumhuriyet'le son verdiğimiz ve Osmanlı'yı yiyip bitiren K a p i t ü l a s y o n, yani Avrupalılara verilmiş imtiyazlar geri mi geliyor?
2- Ulusal yararlarımıza aykırı bulursak, istediğimiz zaman bu birlikten çekilebilir miyiz?"
İsmet Paşa ancak her iki sorusuna da kesin güvence aldıktan sonradır ki; imzayı atmıştı.
Türkiye'nin AB yolculuğunu böyle başlatmıştı.
Darağacına giderken
Bu imzadan 2 yıl kadar önce, Yassıada'dan, İmralı'ya bir askeri araç hareket eder.
Gecenin koyu karanlığında suları yaran tekne, önemli kişileri taşımaktadır.
Eski Cumhurbaşkanı Celal Bayar, eski Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu ve eski Maliye Bakanı Hasan Polatkan...
27 Mayıs 1960 askeri ihtilali ile devrilen ve Yassıada Mahkemesi'nde yargılanan bu üç devlet adamı için idam kararı verilmiştir.
Karar, sabaha karşı İmralı'da infaz edilecektir.
Yolda, komutandan izin isteyerek Bayar, eski Dışişleri Bakanı'nı yanına çağırtıp oturtur.
Ona "Fatin Bey, siz Türkiye'nin, Ortak Pazar adıyla Avrupa'da kurulmuş bulunan teşkilata girmesini istediniz. Görüşmeleri yürüttünüz. Bana bu Ortak Pazar'ı ayrıntılarıyla anlatır mısınız lütfen" der.
Merhum Zorlu da yol boyunca Ortak Pazar'ı anlatır.
Sanki idama değil, devletin zirve toplantısına gitmekte gibidirler.
Bu sahne, hayret ve hayranlıkla izlenir.
Bahçıvan sendromu
Böylesine sağlam çizilmiş olan AB yol haritasında kazayı Bülent Ecevit yapmıştır.
Yıl 1978... Ecevit başbakandır.
Gerisini Hürriyet'te Yalçın Doğan'dan okuyalım:
"AB, o zamanki adıyla AET (Avrupa Ekonomik Topluluğu) Brüksel'de bir toplantı yapıyor. 1981'de Yunanistan, AET'ye üye oluyor. Ya Türkiye?.."
Brüksel'de karar veriliyor: AET'den hemen birileri Ankara'ya gidecek, Türkiye'nin de tam üyelik için başvuruda bulunması için öneri götürecek, böylece Türkiye - Yunanistan arasında denge sağlanacaktır.
Dönemin Belçika Dışişleri Bakanı Tindemans, Ankara'da Ecevit'e tarihi öneriyi sunar:
"Haydi hemen başvurun!.. Yunanistan giriyor, daha sonra ne olur bilinmez. Türkiye ile üyelik görüşmelerini hemen başlatacağız."
Ve Ecevit'in cevabı:
"Biz AET'ye girmeyi düşünmüyoruz. Çünkü, girersek sizin pazarınız, bahçıvanınız oluruz."
İşte, "almak için yıllardır yırtındığımız" tarihin, daha 25 yıl önce altın tepside önümüze konulmasının ve geri çevrilmesinin öyküsü.
İnce uzun yol
Aradan 10 yıl geçti.
AB'nin bir hayal gibi göründüğü 1980'li yılların sonunda dönemin Başbakanı Özal, Brüksel'de bir sürpriz yaptı.
Türkiye'nin "AB'ye tam üyeliği" için yazılı başvuruda bulundu.
O girişim "çılgınlık" gibi görülmüştü. "Başvurunun derhal geri çevrileceği" konuşuluyordu.
Özal ise "İnce uzun bir yola koyulduk. Bizi iteleyecekler. Önümüze engeller koyacaklar. Yılmamalıyız" mesajını veriyordu.
Ankara Anlaşması üzerinden 40 yıl geçtikten sonra bir AB Başkanı ilk kez gene Türkiye'de.
Artık ne darağaçlarının, ne kapitülasyon kuşkularının ne de "Avrupa'nın bahçıvanı olmak" sendromunun gölgesinde konuşuluyor.
İnce uzun yolda da epeyce mesafe alındı. İpi göğüslemek umudu artıyor. Dişimizi sıkalım.
g.civaoglu@milliyet.com.tr
|
|

|