17 Ocak 2004 Cumartesi
 
 
 BİZE ULAŞIN | ARŞiV | KÜNYE | HABER İNDEKSİ |  SIK KULLANILANLARA EKLE |  AÇILIŞ SAYFASI YAP  
  ·  SON DAKİKA       
  ·  ANA SAYFA    
  ·  GÜNCEL         
  ·  SİYASET         
  ·  EKONOMİ         
  ·  YAZARLAR         
  ·  SPOR         
  ·  DÜNYA         
  ·  YAŞAM         
  ·  MAGAZİN         
  ·  SAĞLIK         
  ·  KADIN & MODA         
  ·  ASTROLOJİ         
  ·  OTOMOBİL         
  ·  ÇİZERLER         
  ·  BİLİM & TEKNİK         
  ·  TV'DE BUGÜN         
  ·  İŞ YAŞAMI         
  ·  OMBUDSMAN         
  ·  HAVA DURUMU         
  ·  CUMARTESİ         
  ·  PAZAR         
  ·  BUSINESS   
  ·  POPULER KÜLTÜR   
  ·  EGE   


Prof. Ünsal Oskay, aydın-popüler kültür ilişkisini yorumladı
   
Aydının işi bugün daha zor

   
Popüler kültür, her ne kadar aydına uzak bir alanmış gibi gözükse de, aslında o da aydının paylaştığı hayatın bir parçası

        Melis Çelebi

   
    Aydının görevi, toplumun iyileşmesini sağlamak ise, o zaman aydın toplumun beğenilerine ne kadar yakın durmalı? Beykent Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Dekanı Prof. Ünsal Oskay, aydının iki işlevi olduğu görüşünde. Aydın ilk olarak 'adam gibi' düşünmeli; bunun yanında, toplumla beraber 'adam olamamış bir adam' olarak yanlışı bir oranda yaşamalı. Böylece aydın eleştirdiği halde, toplumu hor göremez. Ne de olsa o da onlarla beraber aynı çarpıklık içinde yaşıyordur.
   
    Aydının yaşanan hayat içindeki yeri ne olmalı? Hayatın, sıradan insanın gelişmesine özen göstermeyen alanları karşısında aydının eleştirel bir tavır takınması, kendini beğenmişlik mi, toplumun çoğunluğunu hor görmek mi?
    19. yüzyıldan beri, şair Baudelaire'den Marx'a, Marx'tan Amerikalı sosyal bilimci Veblen'e, Veblen'den Herbert Marcus'a, Roland Barthes'a ve Umberto Eco'ya varana kadar birçok düşünürün işaret etmeye çalıştığı bir şey var.
    Modern toplumun kendini eleştirmek konusunda ısrarlı olduğu; buna karşılık içinde yaşattığı insanları bilgilendirmek, kültürel yönden geliştirmekten çok, eblehleştirici bir sürece soktuğu hep söyleniyor. Bunları dışarıda bizden önce söylemişler. Çünkü biz, sanayi toplumu dediğimiz sürece, onlardan daha geç başlamışız. Kitle toplumu, kitle kültürü, pop kültür gibi olayları da onlardan epey sonra yaşamışız.
    Bundan 40 yıl önce de bizim toplumumuzda Baudelaire'in şiirde ne yapmak istediğini anlayan tek bir Allah'ın kulu çıkmamış. Birtek Ali Suavi var, 1912'de. Toplum hiç kulak asmamış. O zamanki aydınlar da kulak asmamış. Ama sonra, '50'ler, '60'lar ve '70'lerle beraber Türk toplumu çok hızlı bir değişim ve dönüşüm yaşadı. Bunun getirdiği ciddi sorunlar var. Bu sorunları toplumun her kesimi yaşıyor. Bu sorunlara kafa yoran düşünürler, bu problemleri bizden önce yaşayan ülkelerdeki aydınların düşünceleriyle tanışmak zorundalar. O adamların düşüncelerinden yola çıkarak kendi ülkelerindeki gidişat hakkında bilgi üretmek durumundalar.
   
    Bu, dışarıdan teori ithali olmuyor mu?
    Bu, sırf ithalatçılıktan ibaret bir şey değil. Kaldı ki, ithalatçılık bugün otomobil montaj sanayiinde oluyor, kanser tedavisinde oluyor. Aynı sorunları yaşadığımıza göre, neden sosyal bilimlerde olmasın? Ayrıca, iyi bir kanser uzmanı olmanız için, Türk halkını da iyi tanımanız lazım. Tanımadan olmaz, kliniğiniz batar!
    Dışarıda bu problemleri bizden önce yaşayan toplumların düşünürlerini tanımak, kendi toplumunu tanımamaya yol açmaz. Bu toplum içinde yaşıyorsan, bu toplumun hayatına birçok yerde sen de katılıyorsun. Ben, iyi müzik yapanları tanıyorum. Kötü müzik yapanları da tanıyorum. Çünkü ben de evimde yorgun kafayla çekildiğim vakit, televizyonda çoğunlukla kötü müzik dinliyorum. Üstelik belli bir derecede hoşlanıyorum. Çünkü benim kafam da çok yakında dumura uğramak üzere. Tabii ki ben de izleyeceğim. İzlememek mümkün değil.
    Adorno, "Yanlış bir hayat, bütünüyle doğru yaşanamaz" diyor. E bu hayatı yaşayanlardan biri benim. Toplumumun ayık kafamla 'kötü' dediğim, beğenmediğim hayatını, ayık olmayan kafamla eve geldiğimde nasıl yaşamayım; yaşamayıp da ne halt edeyim? Kaldı ki, ben çok gezen bir insanım. Esnafla, otobüs şoförleriyle, Bodrum'daki balıkçılarla, Sultanahmet Camii'ndeki tuvaletin bekçisiyle ahbabım. Ustalarla, terzilerle, berberlerle tanıştım.
    Benim o teorileri araştırma merakım, hepimizin birlikte yaşadığı bu hayatın biraz daha güzel olması için, önce bu hayatın yeterince güzel olmadığını anlama çabasını gerektiriyor. Mazeretim bu. Kaldı ki, bir de bu konuda hafif seçkincilik de yapmak gerekiyor. Teorik bilgiden yoksun bir insanın hayatı anlaması kesinlikle mümkün değildir çünkü teorik bilgiden yoksun bir bakış biçimi insanı toplumun o günkü halini olumlamaya götürür. Olumlamacılık, iyileşmesi mümkün olan hayatın şansının azalmasına da yol açabilir.
   
    Böyle düşünen aydın, halkın genel beğenisiyle uyuşmadığı için, insanın özgürleşmesine düşman mı sayılır?
    Asla! Aydının, toplum hayatı içinde iki işlevi var. Birincisi, adam gibi düşünmek. İkincisi, bütün bir toplumla birlikte yeterince adam olamamış bir adam olarak yanlışı bir oranda yaşamak. Dolayısıyla, tutarlı bir aydının çoğunluğun beğenisini paylaşmaması, o çoğunluğun da çok daha gelişkin bir hayata erişmeye layık olduğunu düşünmesindendir. Ama hor göremez çünkü, eleştirdiği, hor gördüğü hayatı paylaşanlardan birisi de o aydının ta kendisidir. Fakat, aydın bunu böyle yaşarken Yusuf Atılgan gibi, müzikte İlhan Osmanbaş gibi olmalı, şair Ece Ayhan'ın derdini, çığlığını duyabilmeli. (Osmanbaş, Ece Ayhan'ın Bir Kara Kedi Bakışsız şiiirini bestelemişti).
   
    Teorisiz yola çıkıp sadece topluma bakarak anlamak gerekli çözümü bulmak için yeterli mi?
    Teorisiz yola çıkan bir yazar çizer doğruyu bulabilir. Eğer, iyi edebiyatçıysa. Bir Proust ise, Kafka ise, Marquez ise, Borges ise, Ece Ayhan ise. Sosyalbilimci ya da bir entelektüel, teorisiz yola çıkmaz. Teori, elimizde tutacağımız fenerdir, ışıktır.
   
    Eleştirel bir bakış geliştiren aydın, popüler kültürün bütünüyle dışında mıdır?
    Hayır, çünkü o da bunu paylaşıyor. Ama aydın zaman zaman bunun aşılması için de bir şeyler üretmeli. Bakışıyla, düşüncesiyle, yazıp çizdiğiyle... Burada da tolerans sahibi olmamız gerek. Toplumsal sistemin eksik yanları bütünüyle yitirilinceye kadar, bunun içinde yaşayan aydının da zaman zaman gerçeklikten biraz olsun uzaklaşmak için, popüler kültürün ürünleriyle haşır neşir olması gerekiyor. Rakı içerken, aşktan veya dertten hüzne gömülmüşken bizi ne kurtarabilir? Ama bu kurtuluş, kısa bir süreliğine gerçeklikten uzaklaşma anlamında bir kurtuluştur. Sonra aydın kendine gelir ve yapacağı asıl iş neyse, onu yapmaya çalışır.
   
    Eskiyle kıyaslarsak, aydının bu konulardaki sorumluluğu günümüz toplumlarında daha da ağırlaşıyor mu?
    Elbette. Günümüzün toplumlarında yabancılaşma, eski toplumlardan çok daha yoğun. Üstelik bu yabancılaşma sadece hayatın ekonomik alanlarından gelmiyor. Çıkışı oradan olsa bile, kültürel ve politik yaşam bu yabancılaşmayı sıradan insan için çok daha yoğun bir hale getiriyor. Bu yoğunlaşmayı da, eskisinden çok daha karmaşık hallerde yapıyor. Bugün, eleştirel bir düşünce geliştirmeye çalışan aydının, toplumun yararları ve özgürleşmesi açısından işlevi çok daha ağırlık kazanıyor.
   
    Günümüz aydını bu işlevi tamamen yerine getirebiliyor mu?
    Yerine getirenler var: Ahmet Hamdi Tanpınar, Ahmet Bedevi Kuran, Ece Ayhan, Mübeccel Kıray, Şükrü Hanioğlu, Yusuf Atılgan, Erdoğan Güçbilmez, Murat Belge, Yıldırım Türker, Fatih Özgüven. Epeyce adamımız var.
    Günümüzdeki sorun, bunların kültürel alandan uzaklaştırılması. Bu konuda eleştirilmesi gereken insanların başında da, ya bunlardan haberdar olmadığı için ya da bunların karşısında eziklik duyduğu için orada burada yetersiz laflarla bir şeyler üreten sözümona aydınlar geliyor.
   
    Aydın, hayata eleştirel bir tavırla baktıkça kötümserliğe sürüklenmiyor, toplumun içinde yaşayanları da bu kötümserliğe sevk etmiyor mu?
    Yaşanan hayat insanın özgürleşmesi, bilgilenmesi, daha iyi bir hayata kavuşmak için gerekli bilgileri edinmesine önem vermiyorsa; durumun böyle olduğunu görüp de üzülen 'kötümserliğe sürüklenen' düşünürlerin hüznü, aslında eblehlikten varılmış iyimserlikten çok daha az kötümserliktir.
    Biri, insanın ve toplumun değişebilirliğine olan inancını yitirmemekte ısrar ediyor; diğeri, böyle bir istekten çoktan vazgeçmiş. Bunu, insanın örselenmiş bir halde kalmasından başka çare olmadığını düşünen ve bu düşünceye saplanıp kalan, ya da bu düşüncenin içinden nemalanan, para ve itibar kazanan insanlar yapıyor.
    Gerçek kötümserlik diyebileceğimiz uyurgezerliğin, eblehliğin getirdiği iyimserliğin içinde biz, '50'lerin Yesari Asım'larından, Zeki Müren'lerinden uzaklaştık. Geldiğimiz yer malûm. Edebiyat ve romanda da durum aynı. Yakup Kadri, Kemal Tahir, Pir Sultan Abdal, Karacaoğlan'lardan uzaklaştık. Edebiyatta da çoğunlukla geldiğimiz yer ortada.
   
   

POPULER KÜLTÜR


Yusuf 'İslam' reformu
Üç Yusuf, bir İslam
Popüler kültür meydanı dutlukken...
Her şeye benzeyen çocuklar...
İki perdelik Bayhan parodisi
Sevmiyorum zorla mı?
Cumhuriyet folkloru
Dans polisi işsiz kalıyor!
Fast food hayatlar
Mısırlı gençler de poptan yana
Popüler ama hangi popüler?
POPUN YARIM ASRI / 1966
Geçen hafta seçilenler
Aydının işi bugün daha zor