17 Ocak 2004 Cumartesi
 
 
 BİZE ULAŞIN | ARŞiV | KÜNYE | HABER İNDEKSİ |  SIK KULLANILANLARA EKLE |  AÇILIŞ SAYFASI YAP  
  ·  SON DAKİKA       
  ·  ANA SAYFA    
  ·  GÜNCEL         
  ·  SİYASET         
  ·  EKONOMİ         
  ·  YAZARLAR         
  ·  SPOR         
  ·  DÜNYA         
  ·  YAŞAM         
  ·  MAGAZİN         
  ·  SAĞLIK         
  ·  KADIN & MODA         
  ·  ASTROLOJİ         
  ·  OTOMOBİL         
  ·  ÇİZERLER         
  ·  BİLİM & TEKNİK         
  ·  TV'DE BUGÜN         
  ·  İŞ YAŞAMI         
  ·  OMBUDSMAN         
  ·  HAVA DURUMU         
  ·  CUMARTESİ         
  ·  PAZAR         
  ·  BUSINESS   
  ·  POPULER KÜLTÜR   
  ·  EGE   



   
Türkiye bir "Leblebistan" mı?

       
    Uzun yıllar Paris'te sıkıntılar içinde yaşamış ve ancak son demlerinde kendisine bir koruyucu bulabilmiş; öldükten sonra da cenazesi, ressam Emel Korutürk tarafından İstanbul'a getirilip, Karacaahmet'te kendisine görüntülü bir mezar yaptırılmış olan ressam Fikret Mualla, çok değişik bir dosttu.
    Fransız polisinin kendisini sürekli izlediğine dair aşırı bir takıntısı vardı.
    ***
    Türkiye'nin akıldaneleri, Fikret Mualla'nın, iflah olmaz bir komünist olduğu için, ancak Paris'e sığınabildiğini sanırlardı.
    Fikret Mualla ise, Paris'in Hitler dönemindeki Alman işgali sırasında; kendisinin Almanlarla işbirliği yaptığı sanısıyla, polisin kendisini sürekli izlemeye aldığına taktırmıştı aklını.
    Neyse...
    Fikret Mualla'nın, Türkiye ile ilgili sık tekrarladığı bir deyim vardı:
    - Orası Leblebistan'dır, derdi...
    ***
    Fikret Mualla, Türkiye'ye neden "Leblebistan", yani "leblebiciler ülkesi" derdi ki?
    Belki de, küçücük Avrupa kıtasında yaşayanlar gibi, 500 yıl boyunca okyanuslarla boğuşma birikiminden geçmemiş olduğumuz için...
    ***
    500 yıl boyunca okyanuslarla boğuşma birikimi... Teknelerin içindeki küçücük "mekân"ları ve "zaman"ı kullanma birikimi; ne kadar su, ne kadar yiyecek, ne kadar yedek yelkenle; nerelere kadar gidilebileceğinin birikimi...
    Son toplamda, teknolojiyi kullanma ve "harcama" ile "kazancı" hesaplama; yani ekonomik bilincin billurlaşması birikimi...
    Avrupa burjuvazisinin tüketim biçimini taklit ederek, sağlanabilecek birikimler miydi bunlar?
    ***
    Leblebistan...
    Hiç kimse - Mehmet Ali Birand'la Can Dündar dışında - Mustafa Kemal'in akrabaları bulunup bulunmadığını, kız kardeşi Makbule Hanım'ın mezarının nerede olduğunu ve taşında ne yazdığını merak etti mi?
    ***
    Hiç kimse, yerinde infazların en korkunçlarından biri olan, 33 kişinin kurşuna dizilme emrini vermiş, Org. Mustafa Muğlalı'nın, 15 yıla mahkûm edilme kararının gerekçelerini merak etti mi?
    ***
    Hiç kimse, AKP Genel Başkan Yardımcısı Dengir Mir Fırat'ın, Neşe Düzel'le yaptığı röportajda; Susurluk skandalında ortaya çıkan Uzi marka silahlar konusunda yaptığı açıklamaların ayrıntılarını ve bu silahların alınmasına ödenmiş milyonlarca dolardan sorumlu "üst kademedeki kişi"nin kim olduğunu merak etti mi?
    ***
    Hiç kimse, son 70 yılda kaç milyon memura, kaç milyar dolarlık harcırah ödenmiş olduğunu merak etti mi?
    ***
    Hiç kimse Sabahattin Ali'nin kafasına odun vurarak öldüren gizli görevlinin, daha önce hangi işlerde kullanılmış olduğunu merak etti mi?
    ***
    Hiç kimse ressam Halil Paşa'nın, Osman Hamdi Bey'in, Ziya Paşa'nın, Abdülhak Hamit'in, Cenab Şahabeddin'in, Ahmet Haşim'in mezarlarını merak etti mi?
    ***
    Kimse, ne Türkiye'de toplatılmış kitapları merak etti, ne hangi ozan ve yazarların, ne tür gerekçelerle kaç yıla mahkûm edildiklerini?
    ***
    Ne son 20 yılda manken olma hayalleriyle İstanbul'a gelmiş yüz binlerce kasaba kızının, ne olduğunu merak ettik; ne 3 bini aşkın belediye başkanından kaç tanesinin, teknelerdeki "iskele - sancak" işaretlerini ne kadar bildiğini...
    Belki de Fikret Mualla, bütün bu merak ve ilgisizliğin bir özeti olarak, Türkiye'ye "Leblebistan" diyordu...
    ***
    Ne zaman, bir "yolsuzluk, rüşvet, hapazlama" rezaleti su üstüne vursa; hemen basmakalıp bir klişe çıkarılır ortaya:
    - Birkaç çürük, her yerde bulunabilir; bunlar münferit olaylar; devlet kurumlarını yıpratmayalım...
    Hükümetle, parlamentonun somutlaştırdığı bütçe yasasından pay alan resmi örgütler; o örgütlerde çalışan ve o örgütleri talan eden kişilerle bir saç örgüsü özdeşleşmesinde midir ki; talancılar su yüzüne vurunca, resmi örgütler de yıpransın?
    Böylesi bir demagojiye nerede rastlanabilir; bir "Leblebistan"da mı; bir "Angutistan"da mı; bir "Cukkaistan"da mı?
    ***
    Falih Rıfkı'nın yazılarından birinin sonunu hatırlıyorum; meali şöyleydi:
    "Demokrasi yoksa da, utanma diye bir şey olmalı"...
   
    c.altan@prizma.net.tr
   
   





Taha AKYOL
Üniter devlet ve idari reform

Çetin ALTAN
Türkiye bir "Leblebistan" mı?

Melih AŞIK
Hani özgürlük?..

Fikret BİLA
Genelkurmay ne diyor?

Hasan CEMAL
Neşteri sonuna kadar vurmak!

Güneri CIVAOĞLU
Kanka ve maydanoz

Can DÜNDAR
İşgal, "insani bir amaç" mıdır?

Abbas GÜÇLÜ
Norm kadro ve atama yönetmeliği

Sami KOHEN
Yaklaştık, ama ne kadar?

Mehmet Y. YILMAZ
Cem Uzan kasedini neden yayımladık?

Hasan PULUR
Evet, adım adım karşı devrim...

Derya SAZAK
Yargıya neşter

Meral TAMER
AKP, CHP'yi sahaya çekmeye çalışıyor

Tamer HEPER
Eşya bölüşülmeyecek

Güngör URAS
Tüpraş'ın itibarı kırılırsa ekonomi zarar görür

M. Ali BİRAND
Geriye sadece Kıbrıs kaldı...