|


Geriye sadece Kıbrıs kaldı...
Prodi'nin Türkiye ziyareti, tahminlerinde ötesinde iyi geçti. Kötü haber meraklıları hayal kırıklığına uğradılar. Onların bekledikleri Prodi'nin ortaya yeni kriterler atması, karamsar tahminlerde bulunması idi.
Tam aksi çıktı.
Prodi, durumun gerçek bir resmini çekti. Doğruları söyledi, dostça önerilerde bulundu, herkesin dinlemesi gereken uyarılar da yaptı.
Unutmayalım ki, Prodi sadece Komisyon adına konuşabilir. Esas kararı üye ülkeler verecekler. Ancak Komisyon'un önemi, vereceği rapor ve yapacağı öneriden kaynaklanıyor.
Türkiye, AB'nin genelinde istenen bir aday değil. Bize kuşku ve kaygıyla bakılıyor. AB 41 yıl önce imzaladığı –belki de bugün pişmanlık duyduğu- bir anlaşma nedeniyle köşeye sıkışmış durumda. Ankara'ya tarih verilecekse, bir yandan sözünde durma zorunluğu öte yandan da HAYIR demenin zorluğu nedeniyle ve siyasi bir kararla verilecektir.
Şu sırada Türkiye'nin tamamlaması gereken Kopenhag kriterleri hala var. Anayasa değişikliği gerektiği için, zaman alacak. Bundan dolayı, uygulamaya özel bir titizlik göstermek çok yararlı olur.
Geriye ise Kıbrıs kalıyor.
1 Mayıs tarihi artık AB için değil, Türkiye tarafı için kaçırılmaması gereken bir tarihtir. 1 Mayıs'tan sonra Türk tarafının elinde koz kalmayacaktır. Çözüm bulunursa, hem Kıbrıs'ın Kuzeyi kurtarılmış hem de Aralık'ta tarih alma güvenceye alınmış olacaktır.
PRODİ NEDEN TÜRKLERDEN KORKUYOR?
Avrupa Birliği Komisyonu Başkanı Prodi'nin Türkiye'ye bakışı son derece ilginç. Herşeyden önce Türkiye'yi seven bir insan. Kimileri gibi, Türkiye denince tüyleri diken diken olmuyor. Özal döneminde Türkiye'ye sık sık geldiğini ve Başbakan ile çok iyi anlaştıklarını anlatıyor.
Bir aralar Prodi'nin Türkiye'ye sırt döndüğü ve tarih verilmesine karşı çıktığı söylenirdi.
Merak edip sordum.
Prodi'nin Türkiye korkusu, kendi deyimiyle "ülkemizin çok büyük ve gelir düzeyinin de çok düşük olmasından" kaynaklanıyor.
Böyle bir Türkiye'nin tam üyeliğini, Avrupa Birliğini siyasi birlikten uzaklaştırmasından kaygılanıyor.
Aslında bu kaygıyı duyanlar az değil, ancak yine de Prodi, Türkiye'ye müslümanlığı nedeniyle karşı çıkanlara ateş püskürüyor. "Türkiye'nin tam üyeliğine karşı bir çok gerekçe ile direnilebilir, ancak din bunların arasında olamaz" diyor.
Bu nedenle de, AB'nin Türkiye'ye verdiği sözleri tutması gerektiğine inanıyor. Bu açıdan da son derece duyarlı. "AB ciddi bir kurumdur. Verdiği sözün, attığı imzanın ardında durmalıdır" diyor.
Prodi ve ekibi ne yazık ki, bu yıl sonu değişecekler. Yerlerine kim gelirse gelsin, yıllardır Türkiye dosyasına emek vermiş olan bu insanları uzun yıllar anacağız. Zira TC tarihinin en önemli dönemecinden birlikte geçeceğiz.
***
BUNUN ADINA MİLLİYETÇİLİK DENMEZ
Ülkemizde en büyük enflasyon MİLLİYETÇİLİK alanında yaşanıyor. Herkes Milliyetçi.
Hatta bazıları, diğerlerinden daha Milliyetçi olduklarını ispatlayabilmek için olağanüstü bir çaba harcıyorlar. Müthiş bir rekabet yaşanıyor.
Ülkücüler, bir süre seslerini duyuramamanın verdiği sinirlilikle olacak, son dönemlerde yine ön plana geçmeye çalışıyorlar. Fazlasına gerek yok, Kürdün K'sı, Ermeni'nin E'si, AB uyum yasaları ve Annan planının A'sı dahi sinirlenmelerine ve tepki göstermelerine yetiyor. Onlara göre, yaptıkları sadece Demokratik haklarını kullanmak (!). Ancak nedense kimse bunu böyle anlamıyor ve tepkilerin muhatapları, tehdit edildikleri izlenimine kapılıyorlar (!). Ne olursa olsun, Ülkücüler Milliyetçilik bayrağını başka hiçbir Sivil Toplum Örgütüne bırakmaya niyetli değiller.
CHP' DE MİLLİYETÇİLİK YARIŞINA GİRDİ...
Meclis' teki Partiler arasında da bir yarış var. Baksanıza CHP bile, Ararat filmini yasaklamadığından dolayı Kültür Bakanı Mumcu'yu tebrik edip, suçlamalara karşı savunup destekleyeceğine, sırf muhalefet yapma uğruna, Mumcu'yu yerden yere vuruyor ve Meclis' e soru önergesi veriyor. Yani daha gerisinin de geleceğinin sinyalini veriyor.
Bir de, CHP'nin neden oy kaybettiği sorgulanıyor (!). Sosyal Demokratların bekledikleri vizyonu veremeyen, Devleti herşeyin üstünde gören, AB'yi kucaklamayan, Kıbrıs'ta statükocu davranan CHP'yi, bu ülkenin gençleri neden benimsesinler ki...
ASKERLER ARASINDA BİLE MİLLİYETÇİLİK YARIŞI VAR...
Son gelişmeler, Milliyetçiliğin bayrağını taşıyan Silahlı Kuvvetler içinde dahi böyle bir rekabetin izlerini gösteriyor.
Cumhuriyet Gazetesinde yayınlanan son belgelerin içeriğine bakıyorum, bunların sızdırılmış olmalarını değerlendiriyorum, Kara Kuvvetleri Komutanı'nın bazı gazetecilere zaman zaman söylediklerini okuyorum, Ankara kulislerinde dolaşan söylentileri dinliyorum, bazı emekli komutanların yaptıkları özel veya TV konuşmalarını duyuyorum ve bütün bunların sonunda da, sanki bazıları bazılarından daha Milliyetçi olduklarını ispatlamaya çalışıyorlarmış izlenimini ediniyorum.
OYSA GERÇEK MİLLİYEÇİLİK BURALARDAN GEÇMİYOR...
Bizim Milliyetçilerimiz yanlış şeytanları dövüyor, yanlış tutumlar benimsiyor ve etkinliklerini göstermeleri gereken asıl alanları bırakıp, popülist yaklaşımları tercih ediyorlar.
İşte birkaç örnek...
Ararat filmini engellemek için bunca çaba harcayanlara sormak isterim:
Türk toplumunun ne kadar hoşgörüşüz, ne kadar tahammülsüz olduğunu göstermek mi Milliyetçiliktir, yoksa Ermeni iddialarının aksini ispatlamak için filmler çevrilmesini, belgeseller yapılmasını, kitaplar yazılmasını teşvik etmek, ilgili resmi veya resmi olmayan kuruluşları sıkıştırmak, hatta gerektiğinde onları baskı altına almak mı, gerçek Milliyetçiliktir.
Kıbrıs' ta şehit verdiğimiz gerekçesiyle uzlaşı için gerçekçi adımları "vatana ihanet" olarak görüp ayaklananlara sormak isterim:
Türkiye'yi tarihinin en güç dönemlerine sokma pahasına, Kıbrıs'ta en olabilir çözümü engellemek mi, yoksa uzun vadede Kıbrısı ve Kıbrıs Türklerini kurtaracak formüller için çalışmak mı Milliyetçiliktir. Kıbrıs' ta şehitlerine sahip çıkarken, bu ülkeyi kurtaran Çanakkale savaşında kaybettiklerimizin Gelibolu yarımadasındaki mezarlıklarıyla hiç ilgilenmemek mi asıl Milliyetçiliktir.
Bu listeyi daha uzatabilirim.
Lütfen ucuz Milliyetçilik gösterilerini bırakalım.
Milliyetçilik postu altındaki iktidar kavgasına da bir son verelim. Zira artık Pandora kutusu açıldı ve cinler dışarı çıktı. Onları bir daha kutuya sokamazsınız...
***
TÜRKİYE' NİN ÇOCUKLARI, NE YAZIK Kİ DÖKÜLÜYORLAR
Tayfun Taliboğlu'nun Pazar günleri öğle saatlerinde NTV'de yayınlanan, çok akıllıca düşünülüp bulunmuş bir programı var. Adı: Türkiye' nin çocukları.
Tayfun, Anadolu'nun dört bir köşesinde dolaşıyor ve kimi zaman ilkokul kimi zaman daha yüksek yaşlardaki çocuklarla konuşuyor. Geçen hafta Antalya'daydı ve 10-12 yaşları arasındaki bir grubu ekrana çıkardı.
İzlerken nasıl üzüldüm, bilemezsiniz.
Tayfun bunu herhalde "uyanın beyler. Nasıl bir genç kuşak yetiştiriyorsunuz görün" demek için yapıyor olmalı.
Çocuklardan biri, bilgisayar ile tanışmadığını söylüyordu.
İlgilenmiyormuş (!), sanki önemli de değilmiş gibi davranıyordu.
Bir diğeri, (Tayfun dahi hayretini saklayamadı) ülkemizin teknolojiye büyük ihtiyaç duyduğunu, bunun nedeni olarak da savaşlarda teknolojiye olan gereksinmeyi (!) gösteriyordu. Düşünebiliyor musunuz, o yaştaki çocuğun teknoloji ile ilişkisi veya düşüncesi, bir savaş olasılığında kullanılmasıyla sınırlı bırakılmış.
Başka bir çocuk, ya öğretmenlerinden, ya ailesinden veya okuduğu gazetelerden edindiği sloganlarla konuşuyordu. Çok çalışmayla herşeyin çözüleceğini anlatıyor, Devletin üstünlüğünün önemine inandığını söylüyordu.
Oysa Tayfun onlara, hayatlarını, yaşamlarını, okul ve aileleriyle ilişkilerinden memnun olup olmadıklarını, bilgisayar ve teknolojiye yaklaşımlarını soruyordu. Çocukların dünyasına girmeye çalışıyordu.
Vah vah vah...
Çok telaşlandım. Çok hayal kırıklığına uğradım. Acaba bu sadece bir rastlantı mıydı, diye Tayfun'a sordum..." Aman abi, ben sana neler gösterebilirim. " dedi.
Alarm zilleri çalmalı.
Paniklemeliyiz.
Son derece yetersiz, kavruk, bilgisayardan ve teknolojiden uzak, adeta kışla edebiyatı ile kafası doldurulan bir kuşak yetiştiriyoruz.
Ülkemize asıl tehdit, ne PKK'dan, ne Kuzey Irak'tan, ne de Rumlardan geliyor. Geleceğimizi tehlikeye iten asıl tehdit, ilk ve orta eğitim sistemimizden, çocuklarımıza öğrettiklerimizden, öğretim araçlarından geliyor.
YÖK'teki dostlar, bırakın Türban kavgasını, gelin biran önce bu büyük bataklığı kurutalım. Geleceğimizi biz böyle yetiştirdiğimiz gençlere nasıl bırakabiliriz ?
Asıl seferberliği, asıl tartışmaları bu yöne kaydırmalıyız.
(Bu yazı, Posta Gazetesinde ve aynı gün Hürriyet Gazetesinin tüm dış yayınlarında, Hürriyet internet sitesinde (www.hurriyetim.com.tr) Milliyet internet sitesinde (www.milliyet.com.tr) ve Daily News ekibi tarafından tercüme edildikten sonra hem ana gazetede, hem de Daily News internet sitesinde (www.turkishdailynews.com.tr) yayınlanmaktadır. )
mabirand@e-kolay.net
|
|

|