20 Ocak 2004 Salı
 
 
 BİZE ULAŞIN | ARŞiV | KÜNYE | HABER İNDEKSİ |  SIK KULLANILANLARA EKLE |  AÇILIŞ SAYFASI YAP  
  ·  SON DAKİKA       
  ·  ANA SAYFA    
  ·  GÜNCEL         
  ·  SİYASET         
  ·  EKONOMİ         
  ·  YAZARLAR         
  ·  SPOR         
  ·  DÜNYA         
  ·  YAŞAM         
  ·  MAGAZİN         
  ·  SAĞLIK         
  ·  KADIN & MODA         
  ·  ASTROLOJİ         
  ·  OTOMOBİL         
  ·  ÇİZERLER         
  ·  BİLİM & TEKNİK         
  ·  TV'DE BUGÜN         
  ·  İŞ YAŞAMI         
  ·  OMBUDSMAN         
  ·  HAVA DURUMU         
  ·  CUMARTESİ         
  ·  PAZAR         
  ·  BUSINESS   
  ·  POPULER KÜLTÜR   
  ·  EGE   


   
Kültürel etkileşimde mutfak faktörü

       
    Türk mutfağını, şansıma çok becerikli ve hâlâ da becerisinden bir şey kaybetmemiş olan kayınvalidemin evinde keşfettim. O muhteşem bir aşçıdır!
    Şans diyorum çünkü "utanılacak" şekilde boğazıma düşkünüm ve küçüklüğümden beri ziyaret ettiğim ülkeleri dillerinden ve güzelliklerinden ziyade mutfaklarındaki sunuşlarına göre seçmeyi öğrendim! Yani güney, özellikle de Akdeniz ülkelerine sempati ve mutfaklarına saygı duyarken kuzey ülkeleri hep daha az ilgimi çekti. Nedendir bilmem, kendimi hüzünlü hissettiriyorlar.
    "Aşk uğruna" ülkenize ilk geldiğimde, kendiminkinden farklı bir mantaliteyle, tamamen farklı bir dille tanışmaktan, kendi ülkesini bırakarak hiç tanımadığı başka bir yere yerleşecek olanların "doğal" olarak endişeleneceği şeylerden hiç korkmadım. Kendinden emin (hâlâ da eminim ki aşk her türlü engeli aşmama yardım ederdi) bendenizi sadece bir şey endişelendiriyordu: Türkiye'de ne yenir? Ya hiç hoşuma gitmezse...
    Elbette bunu gelecekteki kocamla paylaşamazdım. Onu bu tip garip korkularla meşgul etmek, gerçekten romantizm dışıymış gibi geliyordu.
    Her türlü korkum gelecekteki dünürlerimin evine adım attığım anda kayboldu!
    Bizi son derece şık hazırlanmış bir sofra bekliyordu. Yemeklerin sunumundan, davetkâr renklerinden ve mutfaktan gelen iştah açıcı kokudan hemen etkilendiğimi hatırlıyorum.
    Sonrasında sanki benim "misyon"ummuşçasına mutfağımızın sırlarını -bazen beni dinleyenlerin şüpheci hallerine maruz kalsam da- buraya getirmeye, burada öğrendiklerimi de oraya götürmeye başladım.
    İtalyanlara, Türk mutfağının Arap ya da Asya mutfakları gibi acılı ve baharatlı olmadığını açıklamak için ne kadar uğraştığımı anlatamam! Mesela patlıcan, kabak ve etin yoğurtla birlikte ne kadar lezzetli olduğunu... Bizim kullandığımız gibi eriğin sadece dekoratif bir meyve olmadığını... Tavukgöğsü tatlısının eşine az rastlanır lezzette olduğunu... Zeytinyağlı sebzelerin soğuk halleriyle hatta buzdolabında bir gün bekledikten sonra da inanılmaz bir tada sahip olabileceklerini... Sarmısaklı yoğurtla yapılıp içine salatalık konulan soğuk çorba niteliğindeki cacığın yaz günlerinde ruhu bile serinletebileceğini... Gülden de reçel yapılabileceğini...
    Bunun yanında Türkleri de bazı şeylere razı etmek kolay olmadı açıkçası. Tatlı kabağın çorba olarak tuzlu da yenebileceğine... Pilavın et, mantar ve sebze ya da deniz mahsulleri ile birlikte pişirilebileceğine... Çiğ rendelenmiş enginarın salataya ne kadar çok yakıştığına... Tatlı turşunun da olabileceğine, üstelik et ve tavuk yanında gerçekten inanılmaz bir tada sahip olabileceğine... Rozmarinin sadece süs bitkisi değil de, gerektiğinde kekiğin bile yerini alabilecek bir alternatif olduğuna... Bir bardak şarapsız her türlü yemeğin neşesini kaybedebileceğine... Ve son olarak da İtalyanların sadece makarna ve pizza değil, et ve sebzesiz de yapamayacaklarına...
    Tabii ki benim gibi lezzet odaklı yaşayan bir insan için, bu zevkimi paylaşabilecek insanlarla birlikte olmak vazgeçilemeyecek bir durum. Yani bilmeden de olsa arkadaş seçimlerim hep mutfaklarını bir cennete çevirebilen insanlar arasından oluyor. Örneğin Engin Akın'a bayılıyorum! Onun içtenliğini, yaratıcılığını ve her işi yaparken sahip olduğu profesyonelliğini gerçekten takdir ediyorum...
    Engin sadece gerçek bir gurme gibi yemek pişirmekle kalmayıp her yemeğin çıkış noktasını, tarihini araştırır. İşte bunun için yarattığı her şey, ilginç bilgiler eşliğinde kitaba dönüşebilecek bir sanat eseri gibidir! Elbette bunun yanında ruhu ve vücudu besleyen, keyifli gecelerde fonda bizi yalnız bırakmayan neşeli kahkahalarını da unutmamak lazım! Onun dünyanın en ünlü "chef"lerini bile kıskandıracak kadar düzenli ve güzel mutfağında nefis bir tatlı keşfettim: Rozadha! Tarifini onun son kitabı "Türk Yunan Mutfağı"ndan aldım. Herkesin mutfağını neşelendirebilecek nitelikteki bu lezzetli ve zevkli kitap, arkadaşım Engin ve Mirsini Lambraki tarafından yazıldı.
   
   
Rozadha
    Malzemeler: 5 adet yumurta sarısı, 3 bardak süt, 5 çorba kaşığı şeker, 1 limon kabuğu, 1 çorba kaşığı tereyağı
    Şurup için: 1 bardak şeker,
    2-4 damla limon suyu, 1 çorba kaşığı su, 1 çorba kaşığı gül veya portakal likörü
    Yapılışı: Yumurta sarılarını şekerle çırpın. Süt ve limon kabuğu rendesini ekleyin. Bu karışımı önceden yağladığınız küçük kaselere boşaltın. Kaseleri ısıya dayanıklı daha büyük bir kaba yerleştirin ve bu kabın içine kaselerin en az yarısına gelecek kadar su koyun. Kabı fırına koyun, 180 derecede 45-60 dakika, krema koyulaşana kadar pişirin. Bu arada limon suyu, su ve şekeri bir tavaya koyun; kahverengi bir renk alana kadar ısıtın ve karıştırarak likörü ekleyin. Son olarak hazırladığınız şurubu kremanın üzerine dökün!
   
    donatellapiatti@hotmail.com
   
   
   





 Donatella Piatti
 Sarıkız'ın Anıları
 Tuba Akyol
 İlhan Uçkan
 Yalvaç URAL