20 Ocak 2004 Salı
 
 
 BİZE ULAŞIN | ARŞiV | KÜNYE | HABER İNDEKSİ |  SIK KULLANILANLARA EKLE |  AÇILIŞ SAYFASI YAP  
  ·  SON DAKİKA       
  ·  ANA SAYFA    
  ·  GÜNCEL         
  ·  SİYASET         
  ·  EKONOMİ         
  ·  YAZARLAR         
  ·  SPOR         
  ·  DÜNYA         
  ·  YAŞAM         
  ·  MAGAZİN         
  ·  SAĞLIK         
  ·  KADIN & MODA         
  ·  ASTROLOJİ         
  ·  OTOMOBİL         
  ·  ÇİZERLER         
  ·  BİLİM & TEKNİK         
  ·  TV'DE BUGÜN         
  ·  İŞ YAŞAMI         
  ·  OMBUDSMAN         
  ·  HAVA DURUMU         
  ·  CUMARTESİ         
  ·  PAZAR         
  ·  BUSINESS   
  ·  POPULER KÜLTÜR   
  ·  EGE   


   
"Bir anda her şey tersine dönsün ve inanılmaz yükselişe geçeyim"

       
Hep bir şey bekledik. O şey, geçmişte bazılarının beklediği gibi devrim ya da belki şimdi birilerinin beklemekte olduğu gibi şeriat düzeni ya da AB üyeliği gibi bir şey değildi. O şey... Anlatamıyorum, değil mi?

        Ters yöne giriyorsunuz arabanızla, imdadınıza bir bisküvi yetişiyor. Bir şampuan sinema kuyruğunda öne geçmenizi, park yeri bulmanızı ve elbette en mühimi dikkat çekmenizi sağlıyor. Cep telefonunuza bir kart takarak özgür olabilir, bir banka kartıyla daha müreffeh bir hayat sürebilirsiniz. Bir kremle güzelleşebilir, bir gazozla çok mutlu olup kahkahalar atabilir, bir kekle hayatınızın aşkını bulabilirsiniz. Her şeye o bir tek şeyle sahip olabilirsiniz. Reklamları izlediniz.
    Reklamları izledik. Şimdiki çocuklar da öyle yapıyor. Reklamlar başladı mı, pür dikkat reklamları izliyorlar. Reklamlar daha güzel bir siz, daha iyi bir siz, daha mutlu bir siz, daha başarılı bir siz, hep istediğiniz gibi bir siz vaat ediyor. Üstelik tek bir şeyle!
    Can Kozanoğlu, Haftalık'taki köşesinde bu tür reklamlar ile madde kullanımı arasında bağlantı kuran eski bir tezden bahsediyor.
    "Bu teze göre" diye yazıyor, "bu tür reklamlar insanın bilinçaltına kodlanıyor: Bir şey olmalı, tek bir şey olmalı, onu tek hamlede almalıyım, sorunu çözmeliyim, güçlenmeliyim, enerji kazanmalıyım... O bir şey arayışı da reklamları izleyerek büyümüş kuşaklarda madde kullanımına yatkınlık yaratıyor."
   
    Biz nasıl "böyle" olduk?
    Bu tez var ya, iyi bir yere olta sallamış gerçekten de. Reklamların madde kullanımı ile ilişkisi var mıdır, yok mudur, varsa ne kadardır, herhalde reklamların yanı sıra başka birtakım şeyler de gerekmektedir madde kullanımına yatkın olmak için vesaire vesaire... Ve fakat evet, bu tür reklamları izleyerek büyüyen ben, büyüyen biz, büyümekte olan kuşaklarda hakikaten de var o bir tek şeyi bekleme hali.
    Hatta bu bekleme halimiz üstüne çok konuşmuş, nedir o şey diye kafa yormuş ve sonunda izlediğimiz filmlere, o filmlerde ha bire bir şeylerin kötü giderken sonra aniden, küçücük bir şeyle her şeyin mutlu sona bağlanmasına yormuştuk "böyle" olmamızı.
    Nasıl olmamızı? Şöyle:
    Ben uzun yıllar, hatta geçen yıl mayıs ayında yine bu köşede yazmışım "Artık 'o şeyi' beklemiyorum" diye, demek ki geçen yıla kadar -belki o yazıdan sonra bile, can çıkar huy çıkmaz zira- hep bir şey bekledim.
    O şeyin bir adı yoktu. Geçmişte bazılarının beklediği sosyalizm ya da belki şimdi birilerinin beklemekte olduğu şeriat düzeni ya da AB üyeliği gibi bir şey değildi. O şey; piyangodan büyük ikramiye kazanmak ya da mirasa konmak, büyük bir aşk yaşamak ve evlenip sonsuza kadar mutlu olmak, aniden değerimin (hangi değer?) anlaşılıp çalıştığım şirkete genel müdür yapılmak gibi bir şey de değildi.
    Sonsuz bir mutluluk, erişilmez bir başarı, çuval çuval para beklemiyordum hayattan. Ama bir "şey" bekliyordum. Neyse işte o şey eninde sonunda kendiliğinden olacaktı nasılsa. Benim boş yere çabalamam gerekmiyordu. Dağıtabilirdim. Önemli değildi. O şey hayatı tersine çevirip her şeyi düzene sokacaktı. Mucize gibi ama mucize de değil tam karşılığı.
    Anlatamıyorum di mi? Ama ne anlattığımı biliyor olmalısınız. Bilmiyorsanız da ne yapalım, demek ki siz başka türlü, ihtimal benden/ bizden daha akıllı-mantıklı birisiniz.
    Kıymetinizi biliniz.
   
    "Tutunabilenler"den olmak...
    Biz de kendi kıymetimizi bildik geçen akşam. Çok eskilerden bir arkadaşla yemeğe çıktık. "Amma da gezerdik, tozardık, nasıl da dersleri kırardık, çok dağıttık çoook"tan sonra bir ara dönüp bana "İyi de" dedi, "Sen nasıl mezun oldun? Mezun oldun, değil mi?"
    Mezun oldum. Zaten o yüzden böyle kopmuş, görüşmez olmuştuk ya. Ben son sene eve kapanıp nasıl bir ders çalışmak, nasıl nasıl!
    Hâlâ benim dönemimde asistan, şimdi hoca olanlar arkadaşlarımla rastlaşınca soruyorlarmış; "Kopya çekiyordu, değil mi?" diye. Hiç çekmiyor değildim ama genellikle feci halde ders çalışarak geçtim ben o dersleri.
    Sonra işte o arkadaşım tespit buyurdu: "Dağıtıyorsun ama asla toplanamayacak kadar çok dağıtmıyorsun demek ki" dedi. Olabilir. Benim de kıymetini bilmem gereken garantici bir tarafım vardır belki. Bir toplanma payım...
    Bu, iyi bir şey mi? Açıkçası bu tespit bana kendimi iyi hissettirmedi. "Tutunabilenler"den olmak öyle çok da hoş bir şey değil. Ama bugün parası için bir kocanın kahrını çekmiyorsam ya da aileme sığınmak zorunda kalmamışsam ya da bağımlılık tedavisi görmüyorsam, herhalde tam da bu yüzdendir. Üniversitenin son yılında ya da işyerinde, hayatta işler kötü gittiğinde, gelip beni kurtaracak o şeyden, BİR ŞEYden medet ummak yerine durumu düzeltmek için elimden geleni yaptığım için yani.
    ***
    Uyuşturucu beklediğimiz o şeyin yerini tutar mıydı peki? Burçin Bircan''n eroine rağmen o şeyi beklemeye devam ettiğini okuyunca...
    "Allah''m, Ramazan gününde diliyorum ki bir anda her şey tersine dönsün ve inanılmaz yükselişe geçeyim."
    Keşke reklamlardaki gibi büyülü bir formülü olsa, keşke hayat tek bir şeyle tersine dönse...
    Keşke!
   
   
Burada öpüşmek yasak! Şili'ye mi gidelim?
        Ankara'dan bir okur, Deniz anlatmış mesajında.
    "Karşı Pencere"yi izliyor, sinemadan çıkıyorlar. Pastaları göre göre normal olarak canları şöyle tatlı bir şey yemek istiyor. Bir pastaneye giriyorlar. Ve kafalarını bir kaldırıyorlar. Bir öpüşen çift resmi, üstünde kocaman çarpı işareti.
    "Her kolonda, duvarlarda, en az 20 tane, print edip PVC kaplatıp bayağı bayağı uyarı amaçlı asmışlar her yere" diye yazmış Deniz. Şaşırmış, sinirlenmiş, "Ne istiyorlar birbirini sevenlerden" diyor.
    Ne bileyim...
    Gidip Şili'ye yerleşelim. Bakınız adamlar 20'li yaşlarda 4 bin
    450 çift öpüşsün diye Santiago'da bir caddeyi trafiğe kapatıyorlar. Şu rekor denemesi için Ankara Belediyesi'ne, herhangi bir şehrin belediyesine başvurun bakalım, ne cevap alacaksınız; pastanelerinde bile öpüşmenin yasak olduğu bir ülkenin yetkililerinden?
    Arif olan Burçin Bircan'ın günlüğündeki şu satırları alıp yukarıya bağlasın bi'zahmet:
    "14 Kasım: Eve gidip belki de bir işe girip çalışmak istediğimi, belki kendimi toparlayacağımı aileme söyledim. Ama onların gözünde bir şeytanım. Babam tabii eve dönme fikrimi yıllardır yaptığı gibi kabullenmedi. Tüm olanlar onun saçma namus tribi yüzünden..."
   
    tubakyol@yahoo.com
   
   





 Donatella Piatti
 Sarıkız'ın Anıları
 Tuba Akyol
 İlhan Uçkan
 Yalvaç URAL