|


Hiçbir şeyi olmayanların neşeli isyanı!
Sokaklarda yaşayan ve üstündekilerden başka hiçbir şeyi olmayan insanlar barış için destek topluyor, bildiri dağıtıyor, kampanya açıyor
Belden aşağısı olmayan bir travesti dünyayı değiştirebilir mi demiştim ilk günkü yazıda. İkinci günkü yazıda bunu başkaları için sormuştum, köle-işçi çocuklar için. Şimdi üçüncü gün ve soruyorum yeniden: Sokakta yaşayan ve üstündekilerden başka hiçbir şeyi olmayan ama sokaklara çöp atılmaması gerektiğine ilişkin tek başına bir kampanya yürüten bir adam için soruyorum: Hiçbir şeyi olmayanlar dünyayı değiştirebilir mi?
Kendilerini değiştiriyor
Ayakkabıları olmayan bir Hindistanlı adam, mükemmel bir İngilizce ile konuşma yapıyor Forum'un herhangi bir yerinde. Hiçbir şeyleri olmayan Tibetli rahibeler, gülümseyerek Tibet barışı için destek topluyor. Toprakları olmayan Hindistanlı köylüler bildiri dağıtıyor. Hiçbir şeyi olmayan insanlardan bahsediyorum; zincirlerinden başka kaybedecek hiçbir şeyi... Özgürlük mü demişti bunun için biri? Kim bilir, belki de doğru söylemişti. Zira, oldukça mutlu görünüyor hepsi. Dünyanın tamamını olmasa bile kendilerini değiştiriyorlar, az şey mi?
Dünya Sosyal Forumu'nun Hindistan için en "devrimci" yanı, paryaların en altında durduğu Kast Sistemi'ne karşı geniş bir kampanyayı barındırıyor. Bambaşka konuları konuşmak için gelen yüzlerce ülkeden insan Hindistan'daki bu mesele için bir araya geliyor. Bir araya geldikleri ikinci mesele ise savaş karşıtı hareket. Türkiye'den de birçok örgütü temsilen gelen Sertuğ Çiçek, her yerde Türkiye'de yapılacak Bush karşıtı mitinge dünyanın muhaliflerini çağırmak için bildiri dağıtıyor. Barış ve Adalet Koordinasyonu üyeleri toplantılara katılıp Türkiye'deki tecrübeleri paylaşıp destek istiyorlar.
Bütün bu toplantılar "devrimci" mi, "devirici" mi bir yandan da bu tartışılıyor. Dünkü akşam seanslarından birinde, şahsımın da yazılarını sevdiği The Guardian köşe yazarı George Monbiot, bu konu üzerine konuşuyor ve "Ne kadar radikal olmalıyız?" sorusunu cevaplıyordu. Fakat ne hüsran! Adamcağız tuhaf bir biçimde sinirlendi ve toplantıyı altüst etti. Muhtemelen Bombay'ın acayip hayat koşulları bir İngiliz'in üzerinde böyle bir etki yapıyor!
İlerliyor muyuz beyler?
İki kuşağın üyeleriyle konuştum biraz. Sordum: Geçen yıl Porto Alegre'de yapılan Forum'dan sonra burası ileri doğru bir adım sayılabilir mi? 68 kuşağına mensup olanlardan aynı zamanda Avrupa Sosyal Forumu'nun örgütçülerinden Fransızlar bunun bir "kitle hareketi" olup olmadığını tartışmaya başladılar. Aralarından Bernard Derano şöyle dedi:
"En azından geçen yıl dans etmeyi bilmiyorduk. Bu sene onu öğrendik!"
Genç kuşak ise çok daha şüpheci. Forum'un "işe yarayıp yaramadığını" sorunca uzun uzun düşünüyorlar.
Burası elbette derin felsefe tartışmalarının yapılabileceği bir alan değil. Daha ziyade dünyadaki bütün sivil toplum örgütlerinde çalışan muhaliflerin bir araya gelip toplu eylem kararları aldıkları, buna imkân aradıkları bir dev platform. Ama en önemlisi kesişmeler!
Herkes birbirinin boynunda asılı karta bakıp hangi ülkeden geldiğine bakıp en acayip derin politik soruyu soruyor birbirine. Bana en çok AKP'nin reformist olup olmadığı sorulur mesela. Ben de geçen yıl sembolik olarak başvurduğum Tibet yurttaşlığının akıbetini soruyorum mesela! Forum'un iyi yanı bu: İnsanlar birbirini tanıyıp beraber işler yapıyorlar. Misal, California'dan Tess, Singapur'dan Malivaki, Fransa'dan Bernard ve ben gelecek yıl için "muhalif" bazı planlar yapıyoruz.
Dev bir kalabalık içinde insan insana bir şey yani. Bilmem az şey mi?
ecetem@hotmail.com
|
|

|