20 Ocak 2004 Salı
 
 
 BİZE ULAŞIN | ARŞiV | KÜNYE | HABER İNDEKSİ |  SIK KULLANILANLARA EKLE |  AÇILIŞ SAYFASI YAP  
  ·  SON DAKİKA       
  ·  ANA SAYFA    
  ·  GÜNCEL         
  ·  SİYASET         
  ·  EKONOMİ         
  ·  YAZARLAR         
  ·  SPOR         
  ·  DÜNYA         
  ·  YAŞAM         
  ·  MAGAZİN         
  ·  SAĞLIK         
  ·  KADIN & MODA         
  ·  ASTROLOJİ         
  ·  OTOMOBİL         
  ·  ÇİZERLER         
  ·  BİLİM & TEKNİK         
  ·  TV'DE BUGÜN         
  ·  İŞ YAŞAMI         
  ·  OMBUDSMAN         
  ·  HAVA DURUMU         
  ·  CUMARTESİ         
  ·  PAZAR         
  ·  BUSINESS   
  ·  POPULER KÜLTÜR   
  ·  EGE   




   
   
Askerimiz AB'yi gerçekten istiyorsa...

       
    Askerlerimiz AB'yi herkesten çok istediklerini sık sık tekrarlar, hatta aksini söyleyenleri de suçlarlar. Hafta sonu gazetelerinde Ege Ordu Komutanı Hurşit Paşa'nın yaptığı bir konuşmayı okudum. "Asker AB' yi istemiyor, diyenler yalan konuşuyor. Ben Ege Ordu komutanıyım. Bana bağlı 10 Birlik komutanı var. Hiçbiri asla böyle bir görüşe sahip olmamış. Boğazın kıyısında oturan bir grup insan, elinde purosuyla bakıyor mavi derin sulara, yazıyor asker AB'ye girmememizi istemiyor, diye... Boğaza bakarsanız yazarsınız."demiş.
    Tolon Paşa' yı tanırım.
    Son derece kibar, görüşleriyle ters düşenleri dahi dinleyen, onlarla tartışabilen nadir insanlarımızdan biridir. TSK adına kimin konuşması gerektiğini iyi bilen, asker disiplinine çok bağlı, gurur duyduğumuz komutanlarımız arasındadır.
    TSK'nın AB'yi istediği şeklindeki açıklaması da son derece doğru.
    Türkiye'nin batı ile güvenlik ilişkilerini sadece ABD ile sürdüremeyeceğini, özellikle 11 Eylül olayından sonra Ankara'nın Washington'un beklentilerini karşılamasının imkansızlaştığını en iyi görenler de askerlerimizdir. Türkiye'nin uzun vadeli çıkarının, AB içinde yer alıp Avrupa savunma sistemine girmek, aynı zamanda da ABD ile yakın ilişki sürdürmek olduğunu bilirler.
    Ancak son zamanlarda bütün komutanlarımızın AB konusunda gereken titizliği gösterip göstermedikleriyle ilgili olarak bazı çevrelerde soru işaretleri yarattığı da bir gerçektir.
    Cumhuriyet gazetesine sızdırılan haberler, bir Kuvvet Komutanı'nın bazı gazetecilere -adını açıklatmadan- görüşlerini yansıtması, bu soru işaretlerinin artmasına neden olmuştu. TSK içinde adeta bir çekişme varmış havası yaratılmıştı. Bunun hem ülkemiz, hem de TSK açısından ne kadar tehlikeli olduğu konuşuldu.
    Hatta bu yaklaşımlar o kadar rahatsız edici noktaya geldi ki, sonunda Genelkurmay Başkanı "Ordu adına benden başka kimse konuşamaz" uyarısı yapmak zorunda dahi kaldı.
    Son olarak Hurşit Paşa'nın açıklamasında kullandığı bazı cümleler, yaptığı bazı siyasi değerlendirmeler ve çeşitli konularda farklı düşünenleri vatan hainliği ile suçlaması çelişki yarattı. İnsanları şaşırttı.
    Aynı şekilde, Genelkurmay 2 inci Başkanının, tam AB Komisyon başkanı Prodi'nin resmi ziyareti sırasında bir basın brifingi düzenleyip, yine siyasi konularda politika açıklamaları yapması, "kan dökülebileceği" uyarısında bulunması, üstelik bu brifinglerin her ay tekrarlanacağının söylenmesi soru işaretlerine yenilerini ekledi.
    Bu gelişmeleri izleyen birçok kişi, "Asker, politikaların oluşturulmasını sadece sivillere bırakmak istemiyor. Eskiden olduğu gibi, bazı önemli politikalarda sözünün dinlenmesini istiyor ve bunu da açıkça gösteriyor" şeklinde yorumladı.
    Genelkurmay'daki basın brifingi aslında, daha önce basına yansıyan ve Kıbrıs konusunda askerin hükümet politikasından memnun olmadığı mesajını veren haberlerin yalanlanması şeklindeydi. Yani bir düzeltme yapılmak, Cumhuriyet gazetesine sızdırılan görüşlerin geçerli olmadığının sinyali verilmek istenmişti. Irak ve Kıbrıs konusunda hükümetle askerin aynı çizgilerde buluştuğu mesajı işleniyordu. Buna rağmen, TSK'nın güvenlik ve savunma konularının dışında siyasi ağırlıklı görüş açıklaması, dışardaki Türk düşmanları tarafından hemen kullanıldı. Türkiye'de asker ağırlığının sürdüğü görüntüsü aleyhimize bir puan olarak yazıldı.
    Gerektiğinde TSK'nın görüşünü almak, hükümetlerin en tabii görevidir. Ancak şu sıralarda hem AB, hem Irak, hem de Kıbrıs konularında son derece önemli bir aşamadan geçilmektedir. Bundan dolayı, yanlış görüntü vermekten kaçınmak, duyarlı ve titiz davranmak, özetle KONUŞMAYI sivil otoriteye bırakmak daha iyi olmaz mı ?
    Zira unutmayalım ki, AB'den tarih alınamaması bu saatten sonra ülkeyi çok karıştıracaktır.
    Kıbrıs'ta 1 Mayıs tarihinin kaçırılması, çok pahalıya mal olacaktır.
    Özetle, Hem AB'yi istiyoruz demek, hem de AB'nin tüm kriterlerine ters gelecek yaklaşımlar sergilemek olmaz. Demokrasilerde her farklı görüşü vatan ihanet olarak nitelemek hiç olmaz. Siyasi hükümetler yerine politikalar oluşturup kırmızı çizgiler çizmek kabul edilemez. TSK, artık tutumuyla, söylemleriyle tek bir ağızdan konuşmayı benimsemeli ve kendini herşeyin üstünde görmekten vazgeçmeli. Gerçekten AB'yi isteyen böyle hareket eder.
   
    ***
   
   
CHP KENDİNE İHANET EDEMEZ
    CHP önümüzdeki aylarda son derece hayati bir testten geçecek. Vereceği karar, bu partinin dünya'ya ve Türkiye'ye bakışını netleştirecek. Uzun vadede bu ülkeyi nereye götürmek istediği anlaşılacak.
    Sorun, Avrupa Birliği uyum yasalarının tamamlanabilmesi için gereken Anayasa değişikliklerinden kaynaklanıyor.
    Kopenhag kriterlerine uyum sağlayabilmek için, bazı reformlar sadece yasa değişikliği ile gerçekleşebiliyor. Ancak bazıları için Anayasa değişikliği gerekiyor. Şu anda hükümetin önünde, yaklaşık 12 maddelik bir Anayasa değişikliği paketi var. Tümü AB'ye uyum ile ilgili maddeler. Siyasi yönden AKP' nin işine yarayacak veya bazılarının sık sık altını çizdiği "AKP' nin gizli gündeminin" izlerini taşıyan hiçbir madde yok.
    Değişiklikler arasında, YÖK'e Genelkurmayın aday seçmesi, DGM'lerin kaldırılıp yerine ihtisas mahkemelerinin kurulması, zaten kaldırılmasına karar verilen İdam cezasının yasaklanması, Uluslararası ceza divanına uyum gibi maddeler bulunuyor. Üstelik CHP'nin de bu değişikliklere itirazı da yok.
    Anayasa değişikliklerinin yapılması, AB'ye uyum açısından da kaçınılmaz bir olgu. Yani, 12 Aralık'ta Türkiye'ye tarih verilmesinin en önemli koşulu, Anayasa değişikliklerinin tamamlanması.
    Ancak gerçekleşemiyor.
    Bunun nedeni de, CHP'nin de bu değişikliğe katılmasının istenmesi. Oy sayısından çok, değişikliğin tek başına AKP tarafından değil, CHP ile birlikte gerçekleştirilmesinin getireceği görüntünün önemsenmesi.
    CHP, bu değişikliklere destek verme karşılığında, AKP'nin de Milletvekili dokunulmazlıklarını kısıtlayan değişikliği kabul etmesi koşulunu öne sürüyor. AKP ise kendi gerekçeleriyle hareket edip "iki sorunun birbirinden farklı olduğunu, pazarlık yapılmaması gerektiğini, milletvekili dokunulmazlıklarının yargı reformundan sonra gerçekleştirilmesi gerektiğini" ileri sürüyor.
    Bu siyasi kavga sürerken haftalar ve aylar geçiyor ve olan AB uyum yasalarına oluyor. Herkes bu Anayasa değişikliklerinin gerçekleştirilmesini bekliyor.
    Dışişleri Bakanı Gül, dünkü MANŞET (CNN TÜRK'te hergün saat 17.00'de) programında AKP'nin bu konuda tutum değiştirdiğini açıkladı. Gül "AKP'nin CHP'nin onayını beklenmeden bu değişiklikleri Meclis' e sevkedileceğini ve kararın CHP' ye bırakılacağını" söyledi.
    Anlaşılan, CHP'lileri kendi vicdanlarıyla karşı karşıya bırakmaya hazırlanıyorlar. Acaba CHP, siyasi bir manevra yapabilmek ve politik prim kazanma uğruna, AB reformlarını köstekleyecek bir tutum alacak mı, almayacak mı?
   
    CHP' LİLER, SİYASET UĞRUNA AB' Yİ ENGELLEYEMEZLER
    Ben, CHP'nin kendi bindiği dalı kesebileceğine inanmıyorum.
    CHP, Atatürk'ün kurduğu ve Türkiye'yi Batı'ya taşımakla görevli bir partidir. Bizler de oyumuzu yıllar boyunca , bundan dolayı CHP' ye verdik.
    CHP, AB bayraktarlığını sürdürmesi gereken, hatta AKP'yi yeterince hızlı gitmemekle suçlayıp sıkıştırması gereken bir partidir.
    CHP bugüne kadar hem söyleminde, hem de daha önceki paketlerde AB'ye desteğini açıkça göstermiş bir partidir. Şimdi en kritik aşamada kendini reddetme anlamına gelecek bir tutum alamaz. Bizleri de böylesine dışlayamaz. Siyasi bir kavgada galibiyet uğruna, Türkiye'nin AB yolunu kapatamaz .
    CHP' den beklentimiz, bu konuda tutumunu yeniden gözden geçirmesidir.
   
    (Bu yazı, Posta Gazetesinde ve aynı gün Hürriyet Gazetesinin tüm dış yayınlarında, Hürriyet internet sitesinde (www.hurriyetim.com.tr) Milliyet internet sitesinde (www.milliyet.com.tr) ve Daily News ekibi tarafından tercüme edildikten sonra hem ana gazetede, hem de Daily News internet sitesinde (www.turkishdailynews.com.tr) yayınlanmaktadır. )
   
    mabirand@e-kolay.net
   
   





Taha AKYOL
Gelişmenin dinamikleri

Melih AŞIK
Sıra müdürlerde...

Fikret BİLA
Köye dönüş...

Hasan CEMAL
Yine Tolon Paşa!

Güneri CIVAOĞLU
Yuvarlak masa

Can DÜNDAR
Irak'a şeriat yasaları

Abbas GÜÇLÜ
YÖK kazanı kaynıyor (2)

Hurşit GÜNEŞ
AKP gevşiyor, IMF sıkıştırıyor

Sami KOHEN
Değişim mesajları...

Derya SAZAK
Program kimin?

Meral TAMER
Mustafa Koç: "Ekonomiye nazar değmesin"

Ece TEMELKURAN
Hiçbir şeyi olmayanların neşeli isyanı!

Güngör URAS
Gelirin yüzde 29.4'ü devlete gidiyor

Serpil YILMAZ
ANAP'ı sildi AKP'yi koydu

M. Ali BİRAND
Askerimiz AB'yi gerçekten istiyorsa...