|


Karlar içinde bir gerilla
Adı Heba Rauf İzzet. Konuşkan ve genç bir kadın. Beyaz bir türban, güleryüzlü aydınlık yüzünü çevreliyor. Elimi uzatıyorum o da uzatıyor ama ceketimin üstünden şöyle bir tutuyor. Kartvizit kullanmıyor, gülerek "Sosyal anarşistim çünkü"diyor
DAVOS İsviçre
Çalışma yemeği, din - laiklik bölünmesi başlığını taşıyor. Bir de alt başlığı var: Laik ve dinsel dünyalar arasındaki bölünme, dinler arasındaki bölünmeden daha mı kötü?"
Müslüman, Hıristiyan, Yahudi din adamları, akademisyenler, gazeteci ve diplomatlardan oluşan bir topluluk.
Elimi uzatıyorum.
Ben uzattığım için o da biraz zoraki uzatıyor. Ama elimden değil, ceketimin üstünden kolumu şöyle bir tutuyor.
Konuşkan ve genç bir kadın. Beyaz bir türban, güleryüzlü aydınlık yüzünü çevreliyor. Mısırlı. Kahire Üniversitesi Siyasal Araştırmalar Merkezi'nde öğretim üyesi.
Adı, Heba Rauf İzzet.
Ailesinde baba tarafından Türklük bulunduğunu söylüyor. Kartvizitimi veriyorum. O da boş bir karta telefonlarını, e - mail adresini yazıyor. "Ben kartvizit kullanmıyorum" diyor sessiz bir kahkaha atarak, "Sosyal anarşistim çünkü..."
Mısır'da siyaset nereye gidiyor diye soruyorum. "Babadan oğula geçen bir sistemimiz olacak, Suriye'deki gibi..." diyor gülerek, "Yeniden krallığa dönüyoruz. Mübarek şimdi genç oğlunu başkanlığa hazırlıyor: Cemal Mübarek. Genç, yakışıklı, üstelik piyasa falan nedir biliyor. O da Davos'ta..."
Garson, kırmızı - beyaz şarap mı diye soruyor. Elma suyu istiyor. Şarap bardağında geliyor elma suyu, beyaz şarap gibi. Servis masasından büyük bir su bardağı alıyor, elma suyunu onun içine boşaltıyor. "Beyaz şarap gibi gözüktüğü için mi rahatsız oldunuz, bardağınızı bu yüzden mi değiştirdiniz?" diye sorunca gülüşüyoruz.
Türbanı ne zaman, niçin taktığını merak ediyorum. Ailenin etkisi mi diye soruyorum.
"Ailemden gelmiyor. Annem türbanlı değil. Ben taktım, 13 yaşında. Kahire'deki Alman Katolik Okulu'ndayken. Sınıfta üç kişiydik türbanlı olan. Okulda büyük tartışmalar yaşandı. Hani bugün Fransa'daki türban tartışmaları gibi..."
"Kaç yılıydı?"
"1978."
"Enver Sedat'ın Mısır - İsrail barışı için Kudüs'e gittiği yıl... Mısır'ı da, İslam dünyasını da müthiş karıştırmış, büyük tepkilere yol açmıştı. Yoksa buna bir tepki miydi, o yıl türbana karar vermeniz?"
Gülümsemekle yetiniyor.
"Siyasal bir simge mi türbanınız?"
"Hayır, dinimin gereği..."
"Din, İslam penceresinden Türkiye'yi nasıl görüyorsunuz?"
Yanıtı ilginç:
"Geçen yıl da Davos'taydım. Bir Türk gecesi yapmıştınız. Merak ettim, ben de katıldım. Türkiye'deki yeni hükümetle de ilgilendiğim için... Dini dans vardı, Sufi dansı... Aynı zamanda modern dans gösterisi, yarı çıplak kadınlar... Defile de yapıldı. Bu arada Avrupa güzellik kraliçesi olan Türk kızı da oradaydı. Ama aynı zamanda Başbakan'ın, Dışişleri Bakanı'ın eşleri de türbanlıydı."
Bu manzaralardan pek hoşlanmadığını açığa vuran bir üslupla ekliyor:
"İşte Türkiye bu!"
"İtirazınız mı var?"
Gülüyor:
"Hayır ama Türkiye bu..."
"İslam'a aykırı mı?"
"Evet öyle, aykırı..."
"Müslümanlıkla bunlar arasında bir duvar mı var, duvar mı olmalı?"
"Evet öyle."
"Ama bak, Türkiye modelinde bu duvar yıkılıyor. Moderniteyle İslam'ın birlikte yaşamasının mümkün olduğu ortaya çıkıyor Türkiye tecrübesinde. Hatta o kadar ki, nüfusunun yüzde 98'i Müslüman olan bir Türkiye, Avrupa Birliği'ne resmen aday kabul edilebilecek kadar modernleşmiş, demokrasi yolunda ilerlemiş durumda. Siyasal İslamcı bir gelenekten gelen Başbakan Erdoğan'ın başında bulunduğu hükümet, Avrupa yolunda ciddi adımlar atıyor. Güçlüklerimiz var ama dini olanla, dindar olanla laik olan aynı çatı altında yaşayabiliyor. Farklı kültürler arasında bir duvar yıkılıyor, kötü mü?"
Heba Hanım'ın sesinde ilk defa sinirli titreşimler kendini ele veriyor. Duvarın yıkılması fikrinden hoşlanmadığı anlaşılıyor.
Radikalleşiyor bir anda:
"O duvar yıkılırsa, altında kalan biz olmayız!"
Bir an göz göze geliyoruz.
Ben kırmızı şarabımdan bir yudum alıyorum.
O da elma suyundan...
Dışarısı bembeyaz. İngiliz Anglikan Kilisesi Canterbury'nin eski Başkanı Lord Clifton, Darvin'in Türlerin Evrimi'ne inandığını, bunu da dine aykırı görmediğini belirtiyor. Nazi kamplarından kurtulmuş, New Yorklu Yahudi bir din adamının sözünü de not ediyorum:
"Ruhun bütün sorunlarını çözmek imkansız..."
Kar hiç durmadan yağıyor. Bir adım ötesini görmek olanaksız. Dağlar, çam ağaçları... CHP Grup Başkanvekili Ali Topuz aklıma takılıyor.
Kendi kendime gülüyorum.
Burada olsa, Heba Hanım'ın radikal islamcı duvar yanıtı üzerine kendisini bir anda dışarı atıp, kim bilir çam ağaçlarının arasından belki de dağa çıkardı gerilla savaşını başlatmak için...
İlahi Ali Bey!
h.cemal@milliyet.com.tr
|
|

|