27 Ocak 2004 Salı
 
 
 BİZE ULAŞIN | ARŞiV | KÜNYE | HABER İNDEKSİ |  SIK KULLANILANLARA EKLE |  AÇILIŞ SAYFASI YAP  
  ·  SON DAKİKA       
  ·  ANA SAYFA    
  ·  GÜNCEL         
  ·  SİYASET         
  ·  EKONOMİ         
  ·  YAZARLAR         
  ·  SPOR         
  ·  DÜNYA         
  ·  YAŞAM         
  ·  MAGAZİN         
  ·  SAĞLIK         
  ·  KADIN & MODA         
  ·  ASTROLOJİ         
  ·  OTOMOBİL         
  ·  ÇİZERLER         
  ·  BİLİM & TEKNİK         
  ·  TV'DE BUGÜN         
  ·  İŞ YAŞAMI         
  ·  OMBUDSMAN         
  ·  HAVA DURUMU         
  ·  CUMARTESİ         
  ·  PAZAR         
  ·  BUSINESS   
  ·  POPULER KÜLTÜR   
  ·  EGE   



   
Askerin rolü, ezberi!

       
    Asker ve Türkiye'de demokrasi... Yıllardır güncelliğini ya da sıcaklığını hiç yitirmeyen bir konu...
    Davos'ta da öyleydi.
    Dünya Ekonomik Forumu bünyesindeki Yazarlar Grubu toplantısında Başbakan Erdoğan'a yöneltilen sorulardan biri yine Türk askeri ile ilgiliydi.
    Amerikalı bir meslektaşım sordu:
    "Türkiye'de askerin anayasal rolü, hem Avrupa Birliği hem NATO standartlarına göre çok fazla... Bu rol, demokrasilerdeki olağan boyutuna çekilecek mi?"
    Erdoğan geçen yıl bu alanda yapılan anayasal ve yasal düzenlemeleri anımsatarak başladı yanıtına. AB ve NATO standartlarıyla artık - en azından kağıt üstünde - herhangi bir uyum sorunu olmadığını anlatmaya çalıştı.
    Aynı zamanda modernleşme açısından Türk ordusunun Osmanlı'dan bu yana oynadığı tarihsel ve öncü role dikkati çekti. Yakın siyasal tarihimizdeki askeri müdahalelere üstü örtülü biçimde değinirken de, siyasetin boşluk kaldırmadığını, rejim boşluk verince dıştan doldurulduğunu söyledi Tayyip Erdoğan...
    Türkiye'de asker ve demokrasi konusunda bir başka sorgulayıcı tutum, bir İsviçre gazetesinde yer aldı. İki yüzyıllık bir geçmişi olan, ülkenin en ciddi gazetesi sayılan Neue Zürcher Zeitung'un birinci sayfasında geçen gün büyük başlıklarla şu haber çıktı:
    "Ankara, Kıbrıs'ta müzakereye hazır. Hükümet, generallerin uyarılarına rağmen bu kararı aldı. Generallerin uyarısı, 'teslimiyetçi politika'da düğümleniyordu."
    Değişen bir şey yok.
    Yıllardır asker özellikle dışarıda demokratik rejim açısından sorgulanır.
    Dün de öyleydi.
    Bugün de farklı değil.
    Eleştirilerin bir bölümü haksız, abartılı ya da gerçeğe aykırıdır. Ama bir bölümü haklı ve yerindedir, gerçeği de yansıtırlar.
    Örneğin alalım Kıbrıs'ı. Bu konuda asker baskısı yok mu? Yok diyebilir misiniz?..
    Alalım Güneydoğu'yu. Bu bakımdan yıllar yılı temel siyasetlerin oluşturulmasında asker tekeli yok muydu? Hayır yoktu denebilir mi?..
    Alalım laikliği. Bu konuda eğitim, yüksek öğretim dahil birçok bakımdan askerin rolü belirleyici değil miydi? Hayır değildi diyen kolay çıkar mı?
    Bütün bu konularda askerin ağırlığı, Türkiye'de bir yandan rejime yönelik askeri müdahaleleri getirdi, öte yandan demokrasi ve hukuk devletinin yerli yerine oturmasını önledi.
    Elbette bu ülkede rejimle ilgili birçok olumsuzluğun günah keçisi tek başına asker değil. 'Siviller'in de payı var. Ev ödevlerini yapmayan, asker karşısında demokratik ağırlık yaratamayan, demokrasiyi bir türlü kavrayıp içine sindiremeyen sivil siyaset sınıfı da sorumlu, yıllar yılı yaşanan olumsuzluklardan...
    Ama bu yazının konusu siviller değil, asker. Askerin olağanüstü özen göstermesi gereken dönemdeyiz. Çünkü Türkiye kritik bir kavşakta. 2004 kader yılı olabilecek özellikler taşıyor.
    Kıbrıs yeniden masada; iyi bir başlangıç yapıldı. Yıl sonunda AB'den tarih alınabilir. Irak bir başka duyarlı konu... Ekonomide yapısal değişimin sürmesi şart.
    Tümü iç içe konular!
    Birinde yanlış bir adım, bir anda hepsini olumsuz etkileyebilir. Doğru adımlarsa, 2005'ten itibaren Türkiye'de ekonomik bakımdan çarpıcı bir atılımı tetikleyebilir.
    Biz ne kadar farkındayız, bilemiyorum, ama Türkiye büyük ve önemli bir ülke. Davos gibi uluslararası platformlardan bakılınca, 11 Eylül dünyasında Türkiye'nin ne kadar önemsendiğini bir kez daha görmek mümkün.
    Peki, biz kendimizi önemsiyor muyuz?
    Önemseyelim ve gereğini yapalım.
    Türkiye'yi Avrupa yolundan saptıracak, Amerika'yla ilişkilerini limonileştirecek, bu ülkeyi iç çatışmalara çekebilecek eğilimlere geçit vermeyelim. Yoksa hem ekonomi yine kötüler, hem siyasal yapı istikrarsızlaşır.
    Gerçekten kritik bir kavşak.
    Ülkelerin böylesi dönüm noktaları seyrektir. Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök'ün dediği gibi duygularla değil, akılla hareket edilmesi gereken sularda yol alıyor Türkiye...
    Askerin rolü de ön planda!
    Böyle bir dönemde askerin kendi kendine arada bir eleştirel bakabilmesi de lazım. Ve bazı konularda, örneğin Kıbrıs'ta, Güneydoğu'da, ya da laikliğe ilişkin kimi noktalarda geçmişten gelen ezberlerinden kurtulması da iyi olur askerin...
    Son söz:
    Kıbrıs'ın çözülmesi, ekonomide ve siyasette yapısal değişimin devam etmesi ve AB'den yıl sonunda tarih alınması...
    Bu gelişmeler, siviliyle askeriyle herkesin menfaatinedir; çünkü bu sayede Türkiye dünyada küme atlayacak, birinci lige çıkacak...
   
    h.cemal@milliyet.com.tr
   
   





Taha AKYOL
New York notları

Melih AŞIK
Profesöre ceza

Fikret BİLA
Denktaş neden memnun?

Hasan CEMAL
Askerin rolü, ezberi!

Güneri CIVAOĞLU
Ver kurtul - turşu kur

Can DÜNDAR
Şarkılarda yaşayan kırık bir aşk hikâyesi

Abbas GÜÇLÜ
YÖK kazanı kaynıyor (6)

Hurşit GÜNEŞ
Yeni ekonomik dev: Çin

Sami KOHEN
Yeni umutlar...

Mehmet Y. YILMAZ
Muhalefet partilerine Popstar dersi

Derya SAZAK
Bush'un kampanyası

Meral TAMER
Çok satan yazarları motive eden ne?

Güngör URAS
Vergiyi koymak kolay toplamak zor

Serpil YILMAZ
TÜSİAD'ın raporu, AKP'nin tasarısı

M. Ali BİRAND
Haydi şimdi, tam zamanı...