27 Ocak 2004 Salı
 
 
 BİZE ULAŞIN | ARŞiV | KÜNYE | HABER İNDEKSİ |  SIK KULLANILANLARA EKLE |  AÇILIŞ SAYFASI YAP  
  ·  SON DAKİKA       
  ·  ANA SAYFA    
  ·  GÜNCEL         
  ·  SİYASET         
  ·  EKONOMİ         
  ·  YAZARLAR         
  ·  SPOR         
  ·  DÜNYA         
  ·  YAŞAM         
  ·  MAGAZİN         
  ·  SAĞLIK         
  ·  KADIN & MODA         
  ·  ASTROLOJİ         
  ·  OTOMOBİL         
  ·  ÇİZERLER         
  ·  BİLİM & TEKNİK         
  ·  TV'DE BUGÜN         
  ·  İŞ YAŞAMI         
  ·  OMBUDSMAN         
  ·  HAVA DURUMU         
  ·  CUMARTESİ         
  ·  PAZAR         
  ·  BUSINESS   
  ·  POPULER KÜLTÜR   
  ·  EGE   




   
   
Haydi şimdi, tam zamanı...

       
    Kendimi futbol maçında gibi hissediyorum.
    Mutlaka kazanmamız gereken bir maça çıkmışız ve artık son dakikalar yaşanmaya başlamış. Taraftar ayaklanmış durumda. Tribünler inliyor:
    " Haydi şimdi, haydi şimdi...Tam zamanı..."
    Takımın gol atması gerekiyor.
    Herkesi heyecanlandıran, adeta havalara sıçratan gelişme, takımın birden bire kendine gelivermesi. İlk devre çok kötü oynamıştık. Savunma dökülüyor, forvetler ise adeta ayakta uyuyorlardı. Taraftar, bıkkınlıktan tezahürat yapmadığı gibi, yönetimi ıslıklamaya dahi başlamıştı. Sağdan soldan "Başkan istifa...Bu bizim takımımız değil...Önüne gelene yeniliyoruz" sloganları çıkıyordu.
    Ne oldu anlayamadık, ikinci devrenin son dakikalarına doğru, önce yedek kulübesi dalgalandı. Ardından oyuncu değişikliğine gidildi. Bizim antrenör sahanın kenarına dikildi ve kolları sıvayıp bir bağırdı, takım adeta canlanıverdi.
    Savunma dahi forvete yardım etmek için ileri çıkıyor, karşı taraf şaşkınlık içinde " Yahu ne oldu bu takıma ! " diye hayretini saklayamıyordu.
    Şahlanmıştık.
    Elimizi kolumuzu bağlayan ipleri koparıp atmış, gerçek gücümüzü ortaya koyar olmuştuk.
    Gol gelecekti. Besbelliydi. Etraf gol kokuyordu.
    Tek duamız, "Allahım bir kaza golü yemeyim ve sonuna kadar bu şekilde götürelim. Zira sonunda bu maç bizimdir" şeklindeydi.
   
    * * *
   
    Türkiye'nin Kıbrıs konusunda harekete geçişi, beni Galatasaray'ın bir maçındaymışım gibi heyecanlandırdı.
    Türkiye adeta birden bire kendine geliverdi.
    Eski sümsürük, pısırık, ne yaptığı belli olmayan, kişiliksiz politika bırakılmış ve Türkiye birden bire canlanıvermişti. Kıbrıs'ta eli kolu serbest kalan Türkiye' nin prestijinin birden bire nasıl arttığını Davos'ta bire bir gördüm.
    Son derece olumlu bir hava esiyor.
    Ancak golün atılabilmesi için, bundan sonrası çok daha önemli.
   
    TÜRKİYE' NİN ABD ve AB'DEN ÖNEMLİ BEKLENTİLERİ VAR
    Bugüne kadar bütün Uluslararası kuruluşlar Türk tarafına baskı yaptılar. Çözüme direnmememizi istediler. Bu isteklerinin önemli bir bölümünde de haklıydılar. Ayak sürüyen taraf olduğumuzdan dolayı, kimse Rumlarla ilgilenmedi. Oysa gerçekte, onlar belki de bizden fazla çözümsüzlükten veya kendi istedikleri bir çözümden (yani 74 öncesinde dönüş) yanaydılar.
    Şimdi roller değişti.
    Bundan böyle "Haydi şimdi çözüm olsun" diyen taraf Türkiye... Topu taca atan değil, kaleye sokmaya çalışan taraf....
    Uluslararası kamu oyunun bundan böyle yapması gereken, özellikle Avrupa Birliği' nin Rumlara açıkça "1 Mayıs tarihini sudan nedenlerle geçiştirmeye kalkmayın. Aksi halde Annan planını son haliyle katılma anlaşmanızın bir parçası durumuna sokarız ve zorunlu olarak planı uygulamak zorunda kalırsınız" demesi gerekiyor.
    Eğer AB ve ABD gerçekten çözüm istiyorlarsa, bu defa kolları sıvarlar.
    Bundan daha iyi bir ortam bulunamaz.
    Kıbrıs' ta çözüme bundan daha yakın olunmamıştır.
    İşte bundan dolayı tribünler haykırıyor:
    " HAYDİ ŞİMDİ, HAYDİ ŞİMDİ...TAM ZAMANI..."
   
    ***
   
   
KIBRIS'TA 1 MAYIS NEDEN ÖNEMLİ?
    Başbakan Erdoğan'ın Davos'ta, BM Genel Sekreteri Kofi Annan ile yaptığı görüşmenin en önemli noktası 1 Mayıs tarihi oldu.
    Anlaşma, 1 Mayıs'a kadar yetiştirilebilir mi?
    1 Mayıs'ın önemi, o gün Rumlar'ın, Kıbrıs'ın tümünü (Güney ve Kuzey) temsil ederek AB'ye tam üye olmalarından ve AB karar mekanizmalarında yerlerini almalarından kaynaklanıyor. Yani, veto haklarını kullanabilecekler ve AB'yi kendi amaçlarına uygun şekilde etkileyebilecekler. Daha da önemlisi, sorunun çözümü izin özel bir çaba harcamalarına, ödün vermelerine gerek kalmayacak. En ideal konuma girecekler.
    Ardından da beklemeye başlayacaklar.
    Önce Kuzey'in boşalmasını ve KKTC vatandaşlarının hükümetleri üzerinde baskı yapmalarını bekleyecekler. Sonra, Türkiye-AB ilişkilerinde önemli yol kavşaklarını bekleyecekler. Örneğin, Aralık ayında Türkiye'ye tarih verileceği sırada ortaya çıkıp "KKTC kendini fesh etmeden biz tarih vermeyiz. Vetomuzu kullanırız." Diyebileckeler. Veya önümüzdeki yıl aynı şantajı yapacaklar. Hiçbiri tutmadığı taktirde, Türkiye ile müzakerelerin sonunu bekleyecek ve "ya üyelik veya KKTC'nin feshi" dayatmasını tekrarlayacaklar.
    Annan planı çoktan bitmiş ve unutulmuş olacağından dolayı, Türkler AB kurallarıyla yetinmek zorunda bırakılacaklar. Asıl o zaman Kıbrıs kaybedilecek. Tüm göçmenler evlerine dönecek ve 1974 öncesi uygulamaya girilecek.
    İşte 1 Mayıs tarihi bundan dolayı son derece önemli. "1 Mayıs" AB veya Rumlardan çok, Türk tarafı açısından, kaçırılmaması gereken bir tarih.
    Bu gerçeği görelim de, hesaplarımızı daha sağlıklı (!) yapalım. Vatan-Millet edebiyatı iyi de, 2 Mayıs günü kafamızı taşlara vurmak istemiyorsak, gelişmelere artık farklı bakalım...
   
    (Bu yazı, Posta Gazetesinde ve aynı gün Hürriyet Gazetesinin tüm dış yayınlarında, Hürriyet internet sitesinde (www.hurriyetim.com.tr) Milliyet internet sitesinde (www.milliyet.com.tr) ve Daily News ekibi tarafından tercüme edildikten sonra hem ana gazetede, hem de Daily News internet sitesinde (www.turkishdailynews.com.tr) yayınlanmaktadır. )
   
    mabirand@e-kolay.net
   
   





Taha AKYOL
New York notları

Melih AŞIK
Profesöre ceza

Fikret BİLA
Denktaş neden memnun?

Hasan CEMAL
Askerin rolü, ezberi!

Güneri CIVAOĞLU
Ver kurtul - turşu kur

Can DÜNDAR
Şarkılarda yaşayan kırık bir aşk hikâyesi

Abbas GÜÇLÜ
YÖK kazanı kaynıyor (6)

Hurşit GÜNEŞ
Yeni ekonomik dev: Çin

Sami KOHEN
Yeni umutlar...

Mehmet Y. YILMAZ
Muhalefet partilerine Popstar dersi

Derya SAZAK
Bush'un kampanyası

Meral TAMER
Çok satan yazarları motive eden ne?

Güngör URAS
Vergiyi koymak kolay toplamak zor

Serpil YILMAZ
TÜSİAD'ın raporu, AKP'nin tasarısı

M. Ali BİRAND
Haydi şimdi, tam zamanı...