|
|


"Bakkamağacı"
Benim Gözlüğümden / Nihat Demirkol
Bilinen ilk yazılı kayıtlar, günümüzden 7.000 yıl öncesine tarihleniyor. Babil ve Mısır uygarlıklarının, bu konuda kilometre taşları olduğu söylenir. Başlangıçta kullandıkları yazım aracı basit çakmaktaşıyken, sonraları bunun yerini ucu yontulmuş çubuğun aldığını görüyoruz. M.Ö. 1300'e doğru Çinliler ve Mısırlılar, kandillerde yakılan yağdan çıkan isi, su ve bitki zamklarıyla karıştırarak ilkel mürekkebi buldular. Meraklısı, yazı mürekkebi ve dolmakalem için Yeniçağı beklemek zorunda olduğunu bilmiyordu. İnsanlık elektronik imzaya "evet" dediğine göre, okuduğunuz satırlar da, birkaç yıla kalmadan mazi olacak demektir.
* * *
Geçen hafta, İzmir'deki bir konferansta, "bakkamağacı"ndan söz ettim. Fazla tanınmıyordu. Aslında bildiğimiz baklagiller familyasından... Orta Amerika ve Batı Hint Adaları kökenli bir ağaç. Kısa ve eğri bir gövdesi, tüysü yaprakları var. Bakmayın bizim bahçede varmış gibi anlattığıma; sözkonusu ağacı görmüşlüğüm filan yok. Herhangi bir ansiklopedide bulabileceğiniz türden, sıradan bilgiler bunlar. Lafı, sormak istediğim soruya getirmeye çalışıyorum.
Kızıl kahverengi bakkamağacından yapılmış bir dolmakaleminiz oldu mu hiç? Oldukça koyu renkli olan bakkam, aşırı derecede sert ve dayanıklı bir ağaç. Renginde ve dokusundaki doğal farklılıklar, "bu ağaçtan yapılan her dolmakalemin bir eşinin daha olmadığı" anlamına geliyor. Çalışılması çok zor olmasına rağmen, hala gözde ve hala aranıyor. İnsanlardan bahsederken, bu "gibi olmama" tavır ve halini, "nev'i şahsına münhasır" diyerek tanımlıyoruz. Bakkam, yakışır bir ele düştüğünde ise dolmakalem kullanmak, "dolmakaleme sahip olmaktan daha fazla şey" ifade etmektedir artık. İletişim teknolojisi kuralsız genleşiyor olsa bile, iyi bir dolmakalemin kullanıcısına verdiği "asil haz"zı, henüz vakit varken mutlaka tadmanızı, aşinaysanız gözden çıkartmamanızı öneririm.
* * *
Dolmakalem alırken, herhangi bir şey alıyormuş "gibi" yapmamalısınız. Zaten erbabı da, herhangi bir şey satıyormuş "gibi" satmaz.
Alışveriş öyle bir çırpıda bitmez. Bab - ı Ali'den böyle bir dolmakalem satınaldığımda, beyaz saçlı, nur yüzlü tezgahtarın beni, "İnşallah çok güzel şeyler yazmak ve imzalamak nasip olur" diye uğurladığını hatırlıyorum. Farkında olmadan mistik bir yaşam tarzı satın alabileceğiniz, herbiri ayrı birer "şahsiyet" olan böyle dükkanlara ve "gibi" olmayan sahiplerine, tek tük rastlayabiliyoruz artık.
Anadolu'nun soluğu tükenmemiş beldelerinde, Kadıköy Çarşısı'nda, Şire Pazarı'nda, İmaret'te, Çıkrıkçılar Yokuşu'nda Şehreküstü'de, ve Kemeraltı'nda, kaybettiğimiz bir terbiyenin mücadelesini veriyorlar hala.
Aslında onların ne sattığı, sizin ne aradığınız ve aldığınız da çok önemli değil. Grosmarketlerde bulamayacağınız, "hayır dualı" eşsiz alışverişlerin menbaı, bu eski çarşılardır bilesiniz....
Ve bu ruh ile yapılan her alışveriş, müşterisine "bir eşinin daha olmadığı" duygusunu hissettirir. Bakkamağacı deyip geçmeyin! Bakın nelere vesile oldu...
ege@milliyet.com.tr
EGE

"Bakkamağacı"
Çığlık
Siyaseti bırak Göztepe'ye bak
Taban kimdir, bu kadar güçlü müdür?
Risk yönetimi
|
|




|