|
|


Ressamdı! Aşkı bitti, yazar oldu
Orhan Pamuk'un gizli tablolarını ve bir sırrını bulduk; büyük aşkı 'kara gülün' gitmesiyle, fırçayı bırakıp kaleme sarıldığını...
Ümran Avcı
Biz Orhan Pamuk'u hep romanlarıyla, edebiyat ödülleriyle, zaman zaman politik duruşuyla tanıdık. Gençlik yıllarında iyi bir ressam olmak istediğini ise son romanı 'İstanbul'da öğrendik.
Pamuk'un o dönemlerde yaptığı resimleri görmek için kendisini aradığımızda da, birçoğu kaybolan ve aile dostlarına verilen resimlerini beğenmediğini, hatta göstermeye utandığını söyledi. Ama onun beğenmediği için göstermediği resimlerine biz ulaştık. Oldukça iddialı karakalem ve yağlıboya resimlerinin yapılış tarihi 1967, 1968 ve 1971... Zaman zaman resim yapmayı bıraktığı için pişman olduğunu söyleyen Pamuk, resim ve edebiyat dünyasını ise şöyle karşılaştırıyor:
"Ben resmi hobi olarak değil, çok iyi bir ressam olmak için yapıyordum. O zaman seyircim anne ve babamdı. Yaptığım resimlere bakar, 'Evladım, bak ne güzel yaptı maşallah' derdi. Resim yaptığım dönemde sürekli yüreklendirilmiş, iyi resim yaptığıma inandırılmıştım ama yazarlıkta hiç böyle olmadı. Sabah akşam küfür..."
'Kara gülü' babası kopardı
Pamuk, otobiyografik kitabında, 15 yaşından itibaren fotoğraflarını çektiği İstanbul manzaralarını, daha sonra resmettiğini anlatıyor. Resim, onun dünyası haline geliyor.
Adı Farsça 'kara gül' anlamına gelen ilk aşkını resimlerinde model olarak kullanıyor. Onu Cihangir'de resim atölyesi olarak kullandığı evde uzanmış haliyle verdiği pozla resmediyor. Hatta 'kara gülünü', Halil Paşa'nın 'Yatan Kadın' resmindeki modele benzetiyor. Ne var ki 'kara gül' ressam olmak isteyen bir gençle birlikte olmaya başlayınca babası tarafından eğitim için yurtdışına gönderiliyor. Pamuk'un birkaç yıl süren resim aşkı, 'kara gülünden' mecburi ayrılığıyla sekteye uğruyor. Üniversiteyi terk etmek ve ressam olmak istediği için annesiyle hummalı tartışmalara giren Pamuk, sonunda yazar olmaya karar veriyor.
'Aile resimlerimi bulmak isterdim!'
Orhan Pamuk, ressamlığını kitabında şu satırlarla anlatıyor: "Çoğunluğu kayıp olan resimlerim arasında evde 16 -17 yaşlarındayken yaptığım ve Tolstoy'un seveceği kelimelerle söylersem bir 'aile mutluluğu'nu anlatan bazı resimleri bugün bulabilmeyi çok isterdim... 'Mutlu aile' taklidi yapmak bazen bana çok zor geldiğinden bu resimlerin benim için olağanüstü bir önemi var. Bunlar İstanbul'un arka sokaklarının ya da boğaz manzaralarının değil, bizlerin, annemle babamın sıradan günlük hayat içerisinde, evin içinde yaşarken yapılmış resimleriydi. Bu resimleri annemle babam arasındaki gerilim yumuşadığı, kimsenin ötekini iğnelemediği, herkesin rahat davrandığı zamanlarda, bir köşedeki radyoda ya da teypte müzik çalarken, hizmetçi kadın az sonra yiyeceğimiz öğle ya da akşam yemeğini mutfakta pişirirken ya da hep birlikte çıkacağımız bir gezi ya da yolculuktan önce çok mutlu olmasak da herkesin hayatından memnun olduğunu hissettiğim zamanlarda bir hamlede yapardım."
YAŞAM

Ressamdı! Aşkı bitti, yazar oldu
Mutluluğun düşmanı para
Sadece karbonhidratla zayıflayabilirsiniz
Gagası değil 'çenesi' var
Giy-çıkar kâbusu tarihe karışacak
Doğaya sırtta dönüş
Aşkın gözü kör falan değilmiş!
Bu karavan yüzüyor
İnsanoğlu 'hızlanıyor'
13 yaşında "en iyi kadın oyuncu" adayı
İnternette Nazi dehşeti
Gulfstream duracak mı?
|
|




|