|


Önce saydamlık
Megapol(!) İstanbul'daki kar faciası üzerine çok söylenip yazıldı. Biz de üzerinde pek durulmayan bir noktaya değinelim ve son sözü başta söyleyerek, Her işin başı saydamlık diyelim.
Binlerce insanın yollarda kaldığı gece, İstanbul Valisi Güler televizyonda konuşuyor, yapılanları "icraatın içinden" üslubuyla anlatıyor. Bu arada halkın (ki bunların çoğu - hepsi değil - bencilin bencili özel araba sahipleri ve sürücüler) kural tanımazlığına ve tedbirsizliğine haklı olarak fırça çekiyor.
Konuşması bitince gazeteciler Vali'ye sorular yöneltiyor. Yanıtlardan anlıyoruz ki, kar tipisinde iki kişi ölmüş, asma köprüdeki 270 askı halatından biri kopmuş.
Vali bunları kendi konuşmasında baştan niye söylemez de gazeteciler sorunca açıklamak durumunda kalır?
Çünkü, bizim yöneticilerimiz hep olumluyu söylemek, olumsuzu saklamak anlayışı içindedir; saydamlığı özümsememiştir. "Türk'e Türk propagandası"nın bilinçaltından yansımasıdır bunlar. Bizce sorunlarımızın çoğunun temelinde saydamlıktan kaçışın önemli payı var.
Başbakan Erdoğan da gazetecilerin sorusu üzerine, yöneticileri savundu ve "Siz onların yerinde olsaydınız bunu halledecek miydiniz?" diye çıkıştı.
Bizim işimiz yöneticilik ve belediyecilik değil, ama madem Başbakan soruyor, güzel hatırı için söyleyelim: Evet, biz olsak hallederdik!
1- Kamyonları ve TIR'ları saat 16 - 17 sularında kent içine ve köprülere salmazdık. Zaten normal günlerde bile kamyon ve TIR'ların belli saatler dışında kent içine ve köprülere girmesi serbest değil. Kaldı ki, uluslararası ya da acil gıda taşıması gibi ayrıcalık belgesi olan araçlar dahi olağanüstü durum nedeniyle gece yarısına kadar trafiğe bırakılmayabilirdi. Faciayı asıl tetikleyen bu ihmal ve başıboşluk oldu.
2- Tahminleri doğru çıktığı bilinen meteoroloji, kar yağışını üç gün önceden bildirmişti. Zaten yarıyıl tatilinin eşiğine gelmiş okullar o gün tatil edilebilirdi. Resmi daireler de öğlede tatil edilse, sıkıntı büyük ölçüde hafiflerdi.
3- Tuz kamyonları ve kurtarma araçları kar bastırmadan önce köprü girişleri ve rampalar gibi kritik noktalara önceden gönderilip hazır bekletilebilirdi.
Yapılacak iş çok, ama zaman (pardon, yerimiz) yok. Ne dersiniz, belediye başkanlığına aday olalım mı?! Yoksa parti mi kuralım?!
Bir şiir
Özdemir Asaf"ı 23 yıl önce bugün yitirmiştik. "Perspektif" şiiriyle anıyoruz:
"Senin içine girdiğim zaman / Dışımda kalıyorsun / Senin dışından bana bakınca / İçime sığamıyorsun"
ngureli@milliyet.com.tr
|
|

|