29 Ocak 2004 Perşembe
 
 
 BİZE ULAŞIN | ARŞiV | KÜNYE | HABER İNDEKSİ |  SIK KULLANILANLARA EKLE |  AÇILIŞ SAYFASI YAP  
  ·  SON DAKİKA       
  ·  ANA SAYFA    
  ·  GÜNCEL         
  ·  SİYASET         
  ·  EKONOMİ         
  ·  YAZARLAR         
  ·  SPOR         
  ·  DÜNYA         
  ·  YAŞAM         
  ·  MAGAZİN         
  ·  SAĞLIK         
  ·  KADIN & MODA         
  ·  ASTROLOJİ         
  ·  OTOMOBİL         
  ·  ÇİZERLER         
  ·  BİLİM & TEKNİK         
  ·  TV'DE BUGÜN         
  ·  İŞ YAŞAMI         
  ·  OMBUDSMAN         
  ·  HAVA DURUMU         
  ·  CUMARTESİ         
  ·  PAZAR         
  ·  BUSINESS   
  ·  POPULER KÜLTÜR   
  ·  EGE   


Çizgi filmde devrim

   
Warner Bros.'un 70'lik Looney Tunes'u ve Disney / Pixar'ın üç boyutlu deniz canlıları salonları fethetti

        Canlandırma sinemasını hâlâ çocuklara özgü bir alan olarak görüyorsanız, peşin ve kesin olarak belirtelim: Çok şey kaçırıyorsunuz! Çizgi filmler, kukla ve aklınıza gelebilecek her türlü malzemeyle gerçekleştirilen tek kare (stop motion) canlandırmalar hâlâ gözde ama bilgisayar yapımı görüntüler (computer generated images-CGI) sayesinde sinemada üç boyutlu devrim yapıldı. Teknik yönünü kavrayamasanız da izlediğiniz filmin olağanüstülüğünü hemen fark edebilirsiniz.
    Geçen hafta "Looney Tunes: Maceraya Devam", bu hafta "Kayıp Balık: Nemo" gösterime girdi. Her ikisi de verdiği gerçeklik duygusu ve sanat tadıyla canlandırma sinemasını devrimin ön saflarına taşıdı. "Kayıp Balık: Nemo" bütün zamanların en çok izlenen canlandırma filmleri sıralamasında hemen ilk 10'a girdi; hasılatı gitgide yükseliyor. "Looney Tunes: Maceraya Devam" ise canlı aksiyon-canlandırma karması olarak parlak bir başarıya ulaştı.
    Her iki filmi de gerçekleştirmenin zorluk derecesi tahminlerimizi aşıyor. Filmlerin prodüksiyon notlarını okudukça öğrendiklerimiz karşısında önce teknisyenlere hayranlık duyuyor sonra da biraz acıyoruz! Hani, insan bu kadar yetenekli ve becerikli olmasa da bu kadar uğraşmasa diye!
   
    En büyük zorluk suyu tasarlamak
    Şaka bir yana "Nemo"nun en büyük zorluğu sualtında geçmesi. Su, üç boyutlu bilgisayar canlandırmada tasarımı en zor madde. Suyun içinde inanılmaz bir hızla hareket edebilen balıkları tasarlamak da ondan geri kalmıyor. Bir de akvaryumun içinden dışarıyı seyreden balıklar meselesi var ki, su, cam, yansıma, akvaryum içindeki taşlar (120 bin tanecik!) ve kabarcıklar derken animatörlerin bilgisayarla bütünleşmesi işten bile değil.
    Filmin teknik süpervizörü Oren Jacob okyanusu ve mercan kayalıklarını gerçekçi biçimde yaratabilmek için beş temel öğe belirledi: 1. Işıklar (okyanus tabanında dans eden ışık kırılmaları) 2. Partiküllü maddeler (su içinde her zaman görünen parçacıklar) 3. Dalga ve kabarcıklar (su içinde bitkisel yaşamın sürmesini sağlayan sürekli hareket) 4. Karanlık bölgeler (ışığın renginin uzak mesafeleri filtre etmesi ve böylece uzakların karanlık görünmesi) 5. Yansımalar ve ışık kırılmaları. Kabarcıklar, köpükler, dalgalar ve halkalara da dikkat edildi.
    Monterey ve Hawaii'deki çeşitli akvaryumları ve dalış merkezlerini inceleyen animatörler, sualtı sahneleri bulunan "Pinokyo", "The Sword in the Stone", "Bedknobs and Broomsticks" ve "Küçük Denizkızı" gibi Disney klasiklerini de izledi. En önemli esin kaynağı ise hem empresyonist tarzı hem de cazibesi bakımından "Bambi" klasiği oldu. "Nemo"nun sualtında geçen bir "Bambi" olmasını hedeflediler. Balıkların ve diğer deniz canlılarının nasıl hareket ettiklerini incelemek için de bulabildikleri bütün Jacques Cousteau, National Geographic ve Mavi Gezegen kasetlerini seyrettiler. Filmin büyük beyaz köpekbalığı karakterine "Jaws"un esin verdiğini söylemeye gerek yok.
    Prodüksiyon tasarımcısı Ralph Eggleston balık kahramanları çekici kılabilmek için çok uğraştığını söylüyor: "Balıklar ufak tefek ve pullu yaratıklardır. Seyircinin bu karakterleri sevmesini istiyorduk. Bu yüzden onları çekici kılabilmek için onlara parlak ve aydınlık görünüm vermemiz gerekiyordu. Görünüm açısından balıkları üç gruba ayırdık. Bunlar sırasıyla sakız gibi yapışkan, kadife gibi yumuşacık ve metalik görünümlü balıklar oldu. İlk kategoride belli bir sıcaklığı olan Marlin ve Nemo gibileri vardı. İkinci kategoriye ise daha yumuşak yapılı Dory gibilerini koyduk. Metalik grupta ise tipik pullu balıklar yer aldı."
    Görüntü yönetmenleri de filme modern üç boyutlu Technicolor kalitesi vermek için çalıştı. Yumuşak arka planlar, keskin renkler ve birbirinden güzel pırıltılarla izleyicinin kendisini sualtında hissetmesi sağlandı.
   
    Kucakta kuklalar
    Pixar çalışanlarının işi zor diyorsunuz. Ya "Looney Tunes"daki "var olmayan" rol arkadaşlarıyla oynamak, onları kucaklamak zorunda kalan Brendan Fraser ve Jenna Elfman ne yapsın? Rahat bir performans sergileyebilmeleri için imdatlarına usta kuklacılar Bruce Lanoil ve Dave Barclay yetişti. Lanoil ve Barclay, Arsız Daffy ve Bugs Bunny'nin kuklalarını yapmakla yetinmedi, konuşma ve tavırlarını inceleyip onları taklit etti! Fraser ve Elfman'ın karşısındaki kuklaları misinayla yönetirken, replikleri de hakkını vererek okudular! Buna rağmen her sahnenin provalar hariç bir kez kuklalı, bir kez kuklasız, bir kez de ışıklandırma için çekilmesi zorunluluğu vardı, canlandırmayla harmanlanabilmesi için. Jenna Elfman, Arsız Daffy'yi kucaklayıp stüdyodan kapı dışarı ederken gerçekliği hiç yadırgamamızın sırrı burada yatıyor.
    Görüntü yönetmeni Dean Cundey, Hollywood'un en saygı gören sanatçılarından biri olup, "Who Framed Roger Rabbit" ve "Jurassic Park" gibi efekt ağırlıklı filmlerle sinemada çığır açmış bir isim. Filmin ışıklandırma şeması için, "Looney Tunes stili" adını verdiği bir düzen kurdu. Bunu şöyle anlatıyor: "Üç boyutluluk hissi yaratmamaya özellikle çaba gösterdik çünkü bildiğimiz ve sevdiğimiz Looney Tunes karakterleri her zaman iki boyutluydu. Onlar 40'ların ve 50'lerin Warner Bros. stili grafikleriydi. İnsanları fazla kontrastlı ışık olmadan, Tunes'ları da kontrastlı ışıkla görüntüleyemezsiniz çünkü o zaman sonradan eklenmiş gibi gözükürler. Yani orada oldukları illüzyonunu yaratabilmek bir satranç oyunu gibiydi; daha yumuşak ışıklar kullanarak ama yine de her sahneyi kendi ruh haline ve stiline uygun olarak görsel açıdan ilginç bir hale getirmek."
   
    1200 görsel efekt yapıldı
    Görsel efekt süpervizörü Chris Watts, "Filmin yaklaşık yüzde 65'i bir şekilde görsel efekt ve animasyonlardan oluşuyor. Renklerin ve kontrastların tüm film boyunca tutarlı olmasını sağlamamız gerekiyordu ve animasyon karakterlerin de görüntüye eklendiklerinde iyi görünmeleri şarttı. Bu filmde kamera çok fazla hareket ediyor. Animasyon karakterler diğer insanların önünde ve arkasında yürüyüp, gerçek objeleri ellerine alıyorlar. Benim görevim tüm bunları yapımcıların yaratıcılığına fazla köstek olmadan doğal göstermenin bir yolunu bulmaktı" diyor, 1200 görsel efekt çekimi bulunan film için. Orantı sorunu ise yine titizlikle ve efektler sayesinde çözüldü.
    Her iki filmde asıl büyüleyici olan ise yüzlerce kişilik ekiplerin uyumu ve her birinin filmleri sanatsal anlamda estetik kılmak için yaratıcı çalışması.
   
   





 Donatella Piatti
 Sarıkız'ın Anıları
 Tuba Akyol
 İlhan Uçkan
 Yalvaç URAL