|
|


Asli güzellik uğruna
Ünlü beyzbolcu Pete Rose geçenlerde yayımlanan "Parmaklıksız Cezaevi" kitabında bahis oynadığını itiraf edip af dileyince büyük bir tartışmaya yol açtı
WASHINGTON
George W. Bush'un geçen salı Kongre'de yaptığı konuşmada beni tek hayrete düşüren şey, başkanın "hormon" meselesine yer ayırması, hem de bayağı ciddi bir yer ayırmasıydı. Doğrusu Bush'un, Irak'ta her şeyi "mükemmel" yaptıklarını, tam anlamıyla "uluslararası" bir koalisyonla birlikte hareket ettiklerini ve bu sayede "varlığı kanıtlanan" kitle imha silahı programlarını durdurduklarını söylemesine şaşırmadım. Zira bu teraneyi epeydir dinliyor ve "siyasi propaganda" başlığında beynimizin başka bir işe yaramayacağından emin olduğumuz en kıvrımsız köşelerinde dosyalıyoruz.
Oysa "hormon" konusu yeniydi, daha doğrusu devletin başı tarafından, Kongre'nin kubbesi altında yapılan ve anayasada belirlenen amacı yasa yapıcılara ve kamuoyuna ülkenin durumu hakkında bir tür rapor vermek olan konuşmada bu konunun ele alınması, Amerikan tarihinde bir "ilk" idi.
"Hormon" deyince aklınıza domates gelmesin, zira Avrupa'nın aksine, Washington'ın hormonlu domateslerden şikayeti yok. Bush'un konuşmasındaki "hormon" paragrafı, ABD'de beyzbolcu ve futbolcuların kas geliştirmek için steroit kullanmasının tehlikeleri ve gençlere sunduğu kötü örnek üzerine kurulmuştu. Ve her ne kadar beni şaşırttıysa da, başkanı dinleyen milyonlarca Amerikalı anne-babanın kulağına hiç de "abes" gelmedi bu paragraf.
Şimdi konumuz Bush ve steroitler değil. Niyetim bu girizgahtan hareketle Pete Rose'a uzanıvermek. Ama önce "spor tutkusu" ile bir köprü kurmaya çalışıyorum. Bu pazar yazılarını düzenli okuyanlar, benim beyzbol aşkımı biliyorlar. Bu aşk, takım sporlarına oldum olası düşkün birinin tesadüfler sayesinde beyzbola da epey takılmasından kaynaklı değil sadece. Ben ABD'yi, ABC'si nedeniyle sevenlerdenim. Yazar Gerald Early'nin, her fırsatta tekrarladığım bir sözü var, ABC işte oradan gelme: "İki bin yıl sonra uygarlığımızı inceleyenler, Amerikalıların bu uygarlığa özgün katkısı olan üç şey bulacaklar: (A)nayasa, (B)eyzbol ve (C)az müziği. Bunlar, Amerikalıların bugüne kadar yarattığı asli güzellikler."
Evet şimdi, asıl konumuz Pete Rose'a geçebiliriz.
Efendim, Pete Rose gelmiş geçmiş en iyi beyzbolculardan biri. Bugün 63 yaşında ve 1960'ler, 70'ler ve 80'lerin ilk yarısına yayılan 24 yıllık kariyeri boyunca, tam anlamıyla yıldızlaşmış bir oyuncu. Cincinnatti Reds takımında oynarken ligde sadece beyzbol sopasını en iyi sallayan ve topa en iyi vurabilen değil, aynı zamanda en iyi koşan, en çok sayı yapan beyzbolcuymuş Rose.
Beyzbolun tam bir istatistik sporu olduğunu bilenler, Rose'un beyzbol tarihinde "tüm zamanların en iyileri" arasına adını yazdırdığından emin olabilirler. Başka deyişle, ABD'de beyzbolun bir tür "kabesi" sayabileceğiniz ve her anne-baba-çocuk üçgeni tarafından en az bir kez ziyaret edilmesi bir tür "farz" olan Baseball Hall of Fame'e, yani beyzbolun en parlaklarının ölümsüzleştirildiği mekana girmeyi garantilemiş birisi.
Ancak ABD'de beyzbol demek, sadece kas gücü, istatistik başarı ve milyonlarca dolar değil, aynı zamanda ailevi tutku, ulusal onur, asli güzellik demek. İşte Rose'u durduran da bu.
Aktif oyunculuğu bırakıp Cincinnatti Reds'in menajerliğini yaptığı dönemde, beyzbol maçları üzerine bahis oynadığı bilinen Rose, 1989'dan beri beyzbolla ilgili her ortam ve kurumdan men edilmiş durumda. Ünlü oyuncu, bu yasağa boyun eğmiş, ancak bahis oynadığını hiçbir zaman itiraf etmemişti. Geçenlerde yayımlanan "Parmaklıksız Cezaevi" kitabına kadar...
Rose, kitabında özetle, "Evet menajerken bahis oynadım. Çok pişmanım. Alkolik olsam ya da uyuşturucu kullansam, lig bana altı hafta ceza verir ve tedavi ettirirdi. Kumar da bir hastalık. Beni affedin" diyor.
Amacı belli: Beyzbol yıldızlarının ebedi mekanına kapağı atmak; üzerindeki yasağın kaldırılması ile Baseball Hall of Fame'de kendisine bir köşe bulabilmek.
ABD'nin beyzbol komiseri, Rose'un talebine henüz yanıt vermedi. Ancak halk galeyan halinde. Çoğunluk, bir beyzbolcunun beyzbol üzerine bahse girmesini "en büyük günah" sayıyor ve Rose'a hoşgörü gösterilmesi halinde, ulusal onurun lekeleneceğine inanıyor. Uyuşturucu ve alkolle kendisine zarar veren bir beyzbolcuya tedavi ve af nasıl doğal karşılanıyorsa, kumarı beyzbolun içine sokarak Amerikan rüyasının en pembe sayfalarından birini kirleten birinin bağışlanması da öylesine aykırı görülüyor.
İşte Amerikalıların ahlaklarından Pete Rose ayıklamalarını izlerken, ben de, Bush'un yalanlarla bezeli bir konuşmada, beyzbolcuların hormon kullanmasına karşı çıkmasını ironik bulsam bile destekliyorum doğrusu.
Yazara e-mail
|
|


|