29 Ocak 2004 Perşembe
 
 
 BİZE ULAŞIN | ARŞiV | KÜNYE | HABER İNDEKSİ |  SIK KULLANILANLARA EKLE |  AÇILIŞ SAYFASI YAP  
  ·  SON DAKİKA       
  ·  ANA SAYFA    
  ·  GÜNCEL         
  ·  SİYASET         
  ·  EKONOMİ         
  ·  YAZARLAR         
  ·  SPOR         
  ·  DÜNYA         
  ·  YAŞAM         
  ·  MAGAZİN         
  ·  SAĞLIK         
  ·  KADIN & MODA         
  ·  ASTROLOJİ         
  ·  OTOMOBİL         
  ·  ÇİZERLER         
  ·  BİLİM & TEKNİK         
  ·  TV'DE BUGÜN         
  ·  İŞ YAŞAMI         
  ·  OMBUDSMAN         
  ·  HAVA DURUMU         
  ·  CUMARTESİ         
  ·  PAZAR         
  ·  BUSINESS   
  ·  POPULER KÜLTÜR   
  ·  EGE   


Prof. Ünsal Oskay, yeni Türk sineması ile eğitimin ilişkisini yorumladı
   
'Okul'dan korkmalı mıyız?

   
Merhaba Hababam Sınıfı, eskisini aratıyor, Okul ise uygarlaşmanın getirdiği korkulara dair en ufak bir ipucu bile vermiyor

       
    Ünsal Hoca, bugün, ne adam gibi korkutmayı, ne de güldürmeyi becerebildiğimizi düşünüyor. Artık klasikleşmiş güldürü Hababam Sınıfı film serisinin yeni versiyonu Merhaba Hababam Sınıfı ile, Türkiye'nin ilk gençlik korku filmi olarak lanse edilen Okul'u izleyen Beykent Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Dekanı Prof. Ünsal Oskay, Merhaba Hababam Sınıfı'nın eski sıcaklığından uzak olduğu, okulu bir maskaralık ortamı gibi yansıttığı; Okul'un ise okulu sadece bir dekor olarak kullanmakla yetinip, okula ya da eğitim sistemine dair hiçbir eleştiride bulunmadığı kanısında.
   
    Sinemada korku ve komedi türü nasıl doğdu?
    Seyirlik oyunların en eskisi tragedyadır. Bu tür, mevcut hayatı pekiştiren değerlerin, ahlakın, kuralların, dini inançların korunmasını öngörüyordu. Komedya ise, eski topluluk hayatından toplum hayatına geçiş sonucunda ortaya çıktı.
    Komedya, büyük toprak sahiplerine, düzenlerine ve değer yargılarına açıkça bir saldırı halinde işe başladı. Bu tür, geleneği parçalamak, yok etmek ve daha geniş bir hayat kurmak isteyenlere akıl fikir vermek, önlerini açmak için yıkıcı bir unsur olarak ortaya çıktı. Halk, bu yeni türü çok sevdi.
   
    Peki ya bizim komedya geleneğimiz hangi temele dayanıyor?
    Bizde, eskiden beri, komedya pek diyemeyeceğimiz, çeşit çeşit komikliklerle örülü komiklik filmleri vardır. Sadri Alışık'lar, Cilalı İbo'lar... Biz, topluma dar gelmeye başlayan hayatı değiştirip de, yeni hayatı yücelten bir gelenek oluşturamadık ne yazık ki. Bizim filmler sanki yaşadığımız hayatın düz yansımaları. Bizde temelde de aktörlük sanatı, komedyenlik diye bir şey yok. Bizde daha çok, çocukluğumuzda yaptığımız, onu bunu taklit etmek, itip kakarak adam düşürmek, ayağa çomak sokmak gibi kaba saba, acımasızlığa dayanan ve küçük insanların kendi aralarındaki maskaralaşmalarını anlatan film geleneği var.
   
    Hababam Sınıfı da bunlardan biri miydi?
    Eski Hababam Sınıfı, hayatın çok daha zorlaştığı bir dönemde geçiyordu. Kırsal hayattan kente göç başlamıştı. Kente gelenler hem şaşırdılar, hem de o zamana kadar hiç yapmadıkları şeyleri yapmaya, inanmadıkları şeylere inanmaya başladılar.
    Hababam Sınıfı'nda çok canlı ve sıcak bir motif vardı. Kırdan gelen küçük insan okula gittiğinde, yatarak kalkarak, çakarak makarak bir diploma alıyordu. Diploma alınca ya çarşıya bekçi oluyor ya da şoför ehliyeti alıyordu. Bu, şehirdeki hayat için bir başlangıç, sıradan insan için bir inisiasyon (çocukluktan olguluğa geçiş) dönemiydi. Okul ortamı, insanın ufkunu açan bir şey gibi resmediliyordu.
   
    Hababam Sınıfı, o günlerin eğitim sistemini aynen yansıtıyor muydu?
    Hiçbir kötüleme yoktu. "Zordur, belki biraz da anlamsızdır" diyordu. Hocalar dünyada, öğrettiği matematik dersinden başka hiçbir şeyin önemli olmadığına inansa, öğrenciler de o matematik dersinden şamatayla, kopyayla en ucuz yoldan kurtulmaya baksa bile; dönüp dolaşıp tekrar, dört işlemi öğrendiği, onunla ehliyet sınavına girebildiği için, okula asgari saygısını sürdürüyordu.
    Gelelim Merhaba Hababam Sınıfı'na... Bir kere ortam, o ortam değil. Okulun, çocuklar için o hayata geçişte ne sağladığı belli değil. Çünkü düz lise mezunu çocukların hiçbiri bugün karın doyuracak bir iş bulamıyor. Okul, insanı toplumsal hayata hazırlayan bir geçiş dönemi olmaktan çıktığı için, anlamsız, soyut bir maskaralık ortamı haline geliyor.
   
    Gerçek hayatta da durum bu değil mi?
    Okullar hâlâ birçok insan için çocuğunu göndermeye değer, ciddiye alınması gereken yerler. Galiba bizim sinemamızı yapanlar, kullananlar, oyuncular, tabiat olarak kendileri mektep kaçkını olduğu için, okulu bu şekilde görüyorlar. İçlerinde konservatuvar ya da güzel sanatlar mezunu olanlar vardır. Ama hayata bakışları ve birbirleriyle yaşadıkları hayat tarzı gitgide hafifleyen bir hayat tarzı olduğu için; güzel sanatlarda okumaları, konservatuvar bitirmeleri para etmiyor. Reklamcılıktı, piyasaydı, dizi filmdi derken, hayatın ciddi taraflarına önem vermeyen, toplumun döküntü taraflarıyla iletişime başlıyor, onların zevkine hitap ediyorlar.
   
    Filmde nasıl görüyoruz bunu?
    Müdür, durmadan para sayıyor. Müdür rolünü oynayan adamın zaten tüm hayatı para saymakla geçmiş. Mehmet Ali Erbil, gerçek hayatta kendisi o maskaralığı yapıyor. Öğrenciler sanki, hocalarla alay etmiyor, hayata hazırlanma sürecinden devamlı kaçmaya çalışıyorlar. Hayata okulun dışında hazırlanıyorlar. Fenerbahçe maçına giderek, dalavereli sokak hayatını yaşayarak... Okul, anlamsız bir saçmalık ortamına dönmüş. Bu halk için böyle değil. Halk hâlâ okulu ciddiye almaya devam ediyor çünkü bunun alternatifi yok.
   
    Merhaba Hababam Sınıfı ile Okul filminin çizdiği okul portreleri birbirini tutuyor mu?
    Hayır. Hababam Sınıfı bence daha saf, daha basit ve iddiasız. Tamamen güldürmeye yönelik ama güldürme tekniği kötü. Espriler, bin defa yaptığımız dinlediğimiz türde şeyler.
   
    Okul, bir gençlik korku sineması örneği. Sinemadaki korku unsuru nereden geliyor?
    İnsanoğlu her zaman korkmuştur ama korktuğumuz şeyler değişmiştir. Yaşadığı köyden ömür billâh çıkmayan birinin köyünde korktuğu bir şey yoktur. Temel korkusu, alıştığı yerin uzağındaki dünyadır. Bugün halk devletten çok korkar.
    Modern dünyada yeni bir korku çıkıyor ortaya. Alıştığı coğrafyayı terk edip, kente, yepyeni bir hayata karışıyor insanlar. Orada allak bullak oluyorlar. Varlıklı sınıflar bile korkuyorlar çünkü teknoloji "Beni 10 yıldır kullanıyorsun, aynı teknolojiyi kullanırsan, İngiltere'deki dokumacılar seni dünya pazarından sürer. Haydi bakalım teknolojini değiştir." diyor. Kapkaççılar, tinerciler... Artık korku her yanımızı sarmış durumda.
    Bugün sinemada korku bilim kurguda kendini gösteriyor. Tabiat yok oluyor. İnsan hayatı giderek değersizleşiyor. Okul filmi, yapımcısı, yönetmeni, senaristi, oyuncusuyla beraber, bizim çok sağlıklı ve korkmayan bir toplum olduğumuzu gösteriyor. Korkularımız hâlâ kocakarı masallarındaki, mezarlıktan çıkan hortlak, hayalet vs. gibi şeylerle sınırlı. Uygarlaşmanın getirdiği korkular bizim sinemamızda hâlâ yok.
   
    Bu kötü mü?
    İyi mi demem lazım? Hiç iyi değil, çünkü modern dünyanın korkuları bizim uzağımızda. Film, gerçekten korkulması gerekenleri önümüze koymuyor.
    Kızın sevgilisi ölmüş. Kız onun hayaletini yaşıyor. Kıza sevgili olmak için sırada bekleyen çocuk, ona dürüst yollarla yaklaşmaya çalışsa da kız ikide bir "Hayır. Hâlâ hayaliyle yaşıyorum" diyor. Eblehlik düzeyinde bir romantizm var. Bu arada da okul kayıp. Nasıl bir okul bu? Hiçbir şey bilmiyoruz, yalnız hayaletten korkup soldan sağa koşuşan kızlar görüyoruz. Gece gündüz beraber olan bu kızlar ve erkekler arasında hiç gerçekçi anlamda bir aşk ilişkisi yok. Dezenfekte edilmiş bir cinsel yakınlaşma duygusu... Hangi kız, sevgilisi öldükten sonra aylarca başka tarafa bakamaz?
   
    İki filmin ortak yanı var mı?
    Var. Yapanlar, kendilerine çok inanıyorlar.
   
    MELİS ÇELEBİ

POPULER KÜLTÜR


Kaçaydı bu şarkı?
Kaymışlığın büyüsü
Vatandaş 'hac pazarı'na gel!
Bu topraktan Kazancı Bedih geçti
'Kırık' imgesinin sonu geldi
"Yok bir farkımız; ama biz aday adayıyız!"
Mafya-Turkalaşıyor muyuz?
'Saçmalamanın Erdemi' (ve de Cenk'i) üzerine...
Gençlerin aklı firarda
Çıplak imajlar ve silikonlu tirajlar
İmajını beğenmedim, seni kovuyorum!
Dindarlık modası
Geçen hafta seçilenler
Aydınlanmayan aydınlanmacılar
POPUN YARIM ASRI 1967
'Okul'dan korkmalı mıyız?