|


Kurban
Çocukluğumdan beri bayramda alnımdan kurban kanı eksik olmamıştır. Kurbana ne kadar acısam, kanından ne kadar kaçsam da o al damla, bir parmağa bulanır, gelir alnıma yapışırdı.
Sabah tüylerini okşadığımız dostu, öğlen afiyetle yemenin vahşetinin henüz farkında değildim.
Lakin dedemin duvar halısına işlenmiş bir sahne korkuturdu beni:
O sahnede, oğlunu bir taşın üzerine yatırıp gözlerini bağlamış, eli bıçaklı bir adam vardı; bir de gökten meleklerce getirilen bir koç...
Dedem, adamı "İbrahim Peygamber" diye tanıştırır, "Allah onun itikadını sınamak için ilk oğlunu kurban olarak istedi, tam bıçağı saplayacakken bu koçu gönderdi" derdi, bunlar olurken kendisi de olay mahallindeymiş gibi...
Halıda sureti işli oğlanla aynı yaşlardaydım.
Dedemi dinlerken boynum terlerdi.
***
Gürbüz Erginer'in "Kurban" (Yapı Kredi Yayınları, İst. 1997) kitabını okurken Hz. İbrahim'in oğlunu kurban etmesinin, "genç kan sunarak Tanrı'nın enerjisini artırma" inancının eseri olduğunu öğrendim.
İnsanoğlu, tanrıların bolluk sağlama çabasında çok enerji tükettiğine, o yüzden de periyodik olarak enerji depolaması gerektiğine inanırmış.
İlk çocuğun Yaradan'a ait olması pratiği bu inançtan doğmuş.
Kurban, insanoğlunun baş edemediği doğal afetler karşısında sığındığı doğaüstü güçlere verdiği bir rüşvet aslında...
"Tanrıları yatıştırmak için" bulduğu bir çözüm...
Erginer, kurbanın sunuluş amacı toplumdan topluma farklılıklar gösterse de temel amacın değişmediğini söylüyor:
"Doğaüstü ile anlaşma niyeti..."
Durkheim bu pazarlığı şöyle özetliyor:
"Ben sana vereyim, sen de bana ver..."
***
Geçen haftaki kar faciasında, Ümraniye'de okul dönüşü suya batıp donarak ölen 9 yaşındaki Atalay, baş edemediğimiz o doğal afetler karşısında verdiğimiz bir kurbandı aslında...
Atalay'ın babası 9 ay önce, Erzurum Pasinler'den gelmişti İstanbul'a...
İşsizlikten kaçtığı büyük şehirde de işsiz kalmıştı.
3 oğlunu yakındaki bir okula kaydettirmek istemiş, ancak kayıt için öğrenci başına istenen 100 milyon lirayı denkleştirememişti. Bu yüzden her gün kardeşleriyle 4 kilometre ötedeki bir okula yürümek zorunda kalmıştı Atalay...
Yine de iyi okuyor, öğretmen olmak istiyordu. Babasına "teşekkür getirme" sözü vermişti. Karnesini alınca sevinçle okuldan fırlamış, ama yol üstündeki dereyi geçemeyip donmuştu.
Babası, öğretmenini suçladı, karneyi verip erken yolladı diye... Sonra da "Mevla'nın takdiri" diye tevekkülle boyun eğdi büyük ihtimalle...
İtikat sınavını isyansız atlattı.
***
Bu zamanda hâlâ gözümüzde cehalet bağı...
Yok yere kurban olan çocuklarımızın asıl katillerini göremiyoruz. Çocuklardan okul için haraç kesenleri, babaları işsiz bırakıp o haracı ödeyemez hale getirenleri, Pasinler'i yoksulluk diyarına, İstanbul'u Pasinler'e çevirenleri, kentin ortasından dere geçirenleri...
Bayramı işsiz, evsiz, yoksul, aç karşılayan milyonların tevekkülünden besleniyor çağımızın hükümranları... Onların kanından besleniyor.
Bizimse evlatlarımızın boğazlanışını sessizce izlemek dışında bir şey gelmiyor elimizden...
Onları kurtaracak bir Mesih bekliyoruz çaresizce; kurbanları kurtaracak Mesih'in, kurbanlık sürüsünün ta kendisi olduğunu göremeden...
Kurbansız, mutlu bayramlar dileğiyle...!
can.dundar@e-kolay.net
|
|

|