04 Şubat 2004 Çarşamba
 
 
 BİZE ULAŞIN | ARŞiV | KÜNYE | HABER İNDEKSİ |  SIK KULLANILANLARA EKLE |  AÇILIŞ SAYFASI YAP  
  ·  SON DAKİKA       
  ·  ANA SAYFA    
  ·  GÜNCEL         
  ·  SİYASET         
  ·  EKONOMİ         
  ·  YAZARLAR         
  ·  SPOR         
  ·  DÜNYA         
  ·  YAŞAM         
  ·  MAGAZİN         
  ·  SAĞLIK         
  ·  KADIN & MODA         
  ·  ASTROLOJİ         
  ·  OTOMOBİL         
  ·  ÇİZERLER         
  ·  BİLİM & TEKNİK         
  ·  TV'DE BUGÜN         
  ·  İŞ YAŞAMI         
  ·  OMBUDSMAN         
  ·  HAVA DURUMU         
  ·  CUMARTESİ         
  ·  PAZAR         
  ·  BUSINESS   
  ·  POPULER KÜLTÜR   
  ·  EGE   



   
Tanrı, yahut Doğa sürekli hazırlanamıyor

       
    Bayramın son günü. Değişik açılardaki pencerelerden bakıldığında nelerin göründüğünü anlatmaya çalışarak, bir pingpong topu ve pingpong raketiyle eğlenircesine, atıp tutmalı bir şeyler yazmayı düşünüyordum.
    Örneğin medyanın unutulmuş şöhretleri arasında vaktiyle kimler sempatik, kimler havalı, kimler özenli, kimler aşırı pozördü türünden...
    * * *
    Ama Konya Selçuk'taki ölümcül felaket ve rezaletin haberleriyle; ellerimiz havada, kışa teslim olur gibi, yine teslim olduk belaya...
    Dünkü Milliyet'in manşeti "Müteahhit faciası", dünkü Hürriyet'in manşeti, "7.4'lük müteahhit cinayeti"ydi...
    * * *
    Tanrı'yı yahut Doğa'yı; gerek siyasal, gerek üçkağıtsal, gerek megalomanyaksal kurnazlıklarla sonuna dek kazıklama olanağı bulunmadığı, artık her gün ekranlarda yıldırımlaşıyor.
    Selçuk'ta da yan yana 11 katlı ve her biri 44 daireli üç apartmandan ortadaki çöküverdi işte...
    * * *
    Müteahhidi, inşaat mühendisi, mimarı kimdir o yapıların ve kimlere nasıl satılmış, yahut nasıl kiralanmıştır bilemiyoruz...
    O yapılara nasıl ruhsat verildiğini de bilemediğimiz gibi...
    Son 50 yılda, Ankara'da görüntüsü yarım daire çizen, kapalı spor sarayı da dahil; çökmüş kaç yapı saydam bir incelemeye alındı ki?..
    Sadece bol nutuk ve demeç:
    - Siz isterseniz Hilafeti de getirebilirsiniz...
    ......
    - Donumuza kadar her şeyimizi Amerika veriyor...
    ......
    - Dün dündür, bugün bugündür, yollar yürümekle aşınmaz...
    ......
    - Asmayalım da, besleyelim mi?
    ......
    - Halkın moralini bozmayalım...
    * * *
    240 sayı çıktıktan sonra, geçtiğimiz aralık ayında yayımına son veren "tarih ve toplum" dergisinin 221'inci sayısında yayımlanmış eski bir yazı var. Hikmet Feridun'un 15 Mayıs 1935'te Yedigün dergisinde yayımlanmış bir yazısı. Yazının başlığı "25 Kuruşa Bir Kral - Artistler Borsası..."
    Şimdi o yazıdan bir alıntı:
    "İstanbul'da para borsası, zahire borsası, hayvan borsasından başka büyük ve gayet meraklı bir borsa daha vardır:
    Tiyatro aktörleri, tiyatro artistleri borsası...
    Camında 'Merkez Artistler Kahvehanesi' yazılı kahveden içeri girince büyük bir pazarlığa şahit oldum:
    - Zorla değil ya ...25 kuruş var... Otello oynayacaksın.
    - Etme yahu... 25 kuruşa Otello?.. Gel şunu 40 yap...
    - Haydi canım... Ben 30'u verdikten sonra 'kralı' oynatırım kralı. 25 kuruşa 'kralı' buluyorum.
    - 25 kuruşa ben 'kralı' oynayayım. Oynayayım ama Otello bu... İnsaf artık, 25 kuruşa oynanır mı?
    - Ne olacak canım... Suratını karaya boyayıp çıkacaksın... Bir kadını yalancıktan kıskanacaksın... Perde inince 25 kuruş cuup cebe..."
    * * *
    Yukarıdaki röportajın yayımlandığı 1935 mayısında babam Ankara'da İçişleri Bakanlığı Emniyet Genel Müdürlüğü'nde 3. Şube Müdürüydü. Emniyet Genel Müdürü de Şükrü Sökmensüer'di. Ankara'da yapımı sürmekte olan Bakanlıklar'da oturuyorduk. Bendeniz de, Mimar Kemal İlkokulu'nun 3. sınıfına gidiyordum. 4'e geçtikten sonra, Galatasaray Lisesi'nin ilkokuluna, önce "özel" sınıfa verilecek, sonra 4. sınıfı okuyacaktım.
    * * *
    Babam, frak giyerek katılıyordu resmi törenlere...
    Yer gök ve özellikle okullar, "Çıktık açık alınla on yılda her savaştan" marşıyla çınlıyordu; bir de "Dağ başını duman almış" marşıyla...
    Acaba aynı tarihlerde gazetelerin toplam tirajı ne kadardı ve hangi manşetlerle çıkıyorlardı?
    Ne kimsenin kar yağınca kapanan köy yollarından haberi vardı, ne de 25 kuruşa Otello oynandığından...
    * * *
    Önceki akşam Selçuk'ta çöken 11 katlı yapıyla, 1935'te 25 kuruşa oynanan Otello arasındaki ilişkiyi, bilemiyorum kaç kişi kurabilecek?
    Shakespeare, Otello'yu 1604'te yazmıştı. Amerika'nın keşfinden 100 yıl sonra...
    1604'te Osmanlı tahtında 13 yaşındaki I. Ahmet oturuyordu; tahta çıktıktan sonra lalasının kucağında sünnet olan I. Ahmet...
    Ne matbaa vardı, ne roman, ne tiyatro, ne de gazete...
    * * *
    Görsel bir vitrin yaratmak ve ithalata dayalı bir tüketim taklitçiliğiyle, çağdaş uygarlık düzeyine varılamıyordu. Hele hele ekonomik bir saydamlık da, "milli menfaatlere aykırı", yahut "sınıfı sınıfa düşürmek" gerekçeleriyle yasaklıysa...
    * * *
    Tanrı'yı yahut Doğa'yı; gerek siyasal, gerek üçkağıtsal, gerek megalomanyaksal kurnazlıklarla sonuna dek kazıklamak olanağı bulunmadığı, artık her gün ekranlarda yıldırımlaşıyor.
    Enseyi karartmayın. Hiç değilse şimdilerde izleyebiliyorsunuz Türkiye'nin nasıl bir keşmekeş içinde hipnotize edilmiş olduğunu...
   
    c.altan@prizma.net.tr
   
   





Taha AKYOL
Türkiye ve İran modelleri

Çetin ALTAN
Tanrı, yahut Doğa sürekli hazırlanamıyor

Fikret BİLA
Gül: İftira atıyorlar

Güneri CIVAOĞLU
Kadına kızılötesi

Abbas GÜÇLÜ
AKP hayal kırıklığı yaşayabilir!

Hurşit GÜNEŞ
Cari denge verileri şaşırttı

Nail GÜRELİ
Yoksa "arıza" sekste mi?

Hasan PULUR
Fenerbahçe tezgâhı bozdu

Meral TAMER
Çevresinde işsiz olmayan okurum var mı?

Ece TEMELKURAN
Yas Bitti!

Osman ULAGAY
'Yeni TL' yeni Türkiye'nin habercisi olabilir

Güngör URAS
Şifalı sularımızın kıymetini bilemiyoruz