|


'AB'ye Türklerle birlikte gireceğiz'
Türk tarafında çözüm umudu ne kadar güçlüyse, Rum tarafında da aynı... Avrupa Birliği'ne 87 gün uzaklıkta olan Rumlar, Türkiye davetimize "Belki 1 Mayıs'tan sonra Avrupa pasaportuyla geliriz" karşılığını veriyor
Duvarın arkasında - 2
1974 yılının 24 Temmuz günü Ayvalık'ta, yazlık bir kamptaydım. Sabah kampta sirenlerin çaldığını ve otoriter bir sesin derhal kampı terk etmemizi söylediğini hatırlıyorum. Bavulları bir arabaya doldurup kaçarcasına terk etmiştik Ayvalık'ı...
O sırada "karşı"da neler yaşanıyordu acaba...?
Bunu yeni öğrendim.
Güney Kıbrıs'ta geçirdiğimiz bayram tatili boyunca bize eşlik eden Rum şoförümüz 1959 doğumlu Kyriacos, başta Türkiyeli konuklarını kuşkulu bir suskunlukla izledikten sonra Limasol yolundaki Zigi'de, Akdeniz'e bakan "Captain's Table"daki yemek sırasında açılıyor birden...
Kuzey'deki Rum köyü Tatlısu'da yaşıyorlarmış 1974'de kadar... Çevre köylerdeki Türklerle iyi ilişkileri varmış.
Benim Ayvalık'tan kaçtığım o sıcak Temmuz günü saat 2'de Rum polisi gelmiş Tatlısu'ya... "Türk askeri geliyor, hemen köyü terk edin" demiş.
Annesi, babası ve 3 kardeşiyle, üzerlerinde günlük giysilerle kaçmışlar köyden... Evlerini, bütün eşyalarıyla geride bırakıp Larnaka'ya gelmişler.
Tam 2.5 ay bir ağaç altında yaşamışlar.
Çabuk biter sandıkları bu sürgün 30 yıl sürmüş. Larnaka'ya yerleşmişler. Kardeşler yetişip çoluk çocuğa karışmış. Babaları evini bir daha göremeden ölmüş.
Geçen Nisan'da, Kuzey'e geçişler serbest bırakılınca gitmişler evlerini görmeye...
Evde Kıbrıs'a yeni gelmiş bir Trabzonlu oturuyormuş. Yanında Moldavyalı sevgilisiyle... Tanıtmışlar kendilerini... Bir zamanlar o evde oturduklarını söylemişler. Kahve içmişler karşılıklı...
"Ne hissettiniz" diye soruyorum:
Gözlerini, camları döven yağmura dikip "Ne hissedeyim..." diyor, "Bizim ev için, Denktaş'a kira ödüyorlar şimdi..."
"'Dönüş serbest' deseler döner misiniz?"
"30 yıldır Larnaka'dayız. Artık dönmek mümkün değil. Aileler kurduk burada... çocuklar okula başladı. Köydeki evi toparlamak için en az 10 yıl ve çok para lazım."
Bunları söyledikten sonra buğulanan gözlerle ekliyor:
"Keşke kaçmasaydık. Türk komşularımız korurdu bizi... Belki bugünkü kadar para kazanamazdık, ama hiç değilse evimizde olurduk."
Geç ödenen borç
Bugünlerde Güney Kıbrıs'ı gezerseniz, Kyriacos'unkine benzer yüzlerce öykü dinleyebilirsiniz.
Güney'de olduğumuz sürece hiçbir Rum'dan hasmane bir tavır görmediğimizi söylemeliyim.
Türkiye'den geldiğimizi öğrenenlerin ilk tepkisi şaşkınlık oluyor, sonra bunun yerini sıcak bir sohbet alıyor ve ardından ortaklaşa bir maziden kalan insan hikayeleri geliyor.
İşte onlardan biri daha...
Muhasebecilikten emekli Gabriel anlatıyor:
1974 yılında Larnaka'da yaşayan Ayşe, mücevherci Kalopedis'ten 800 pound'a bir mücevher almış. Paranın 300'ünü peşin vermiş. 500'ünü sonra vermek üzere anlaşmış. O sırada müdahale gelmiş. Ayşe, Larnaka'yı terk edip Kuzey'e göçmüş. Ve bir daha Larnaka'ya geçemeden orada ölmüş.
30 yıl sonra geçen nisanda kapılar aralanınca, Ayşe'nin kızı, Larnaka'ya geçmiş. Kuyumcuyu aramış, bulmuş. Kalopedis'i sormuş.
"Benim Kalopedis" demiş tezgahtaki genç adam...
"Olamaz" demiş Ayşe'nin kızı... "Onun daha yaşlı olması lazım."
"Ben torunuyum" demiş genç Rum, "Dedem çoktan öldü."
Ayşe'nin kızı anlatmış öyküyü:
"Annem 30 yıl önce dedenden bir mücevher almış. 500 pound borcu kalmış. Onu ödemeye geldim."
Adalılık bilinci
Öyle çok öykü var ki böyle...
Döndüğü evinde, dededen kalma fotoğraflarını bir kutu içinde özenle saklanmış bulan Girneli Eleni... Âşık olduğu Rum delikanlıyla Larnaka'ya kaçıp evlenen Türk kızı...
Her bir öykü, "Biz kardeşiz, yıllarca birlikte yaşadık. Yine yaşarız" temasını işliyor. ENOSiS'li, Sampson'lu kötü anıları kimse anımsamak istemiyor.
Şoförümüz Kyriacos'un çözüm önerisi şu:
"Son 30 yılın bütün politikacıları gidecek. Yenileri gelecek. Dış güçler de adadan ellerini çekecek. Sorunu yabancı hükümetler yaratıyor, bedelini ada halkı ödüyor. Onlar olmasa kardeşçe yaşar gideriz burada... Belki belli bölgeler olabilir yine, ama isteyen, sınırlar olmadan karışık ve özgür yaşar."
Son 87 gün
Lefkoşe'nin meydanındaki dev tabelada "AB'ye 87 gün kaldı" yazıyor.
87 gün sonra Rumlar Avrupa Birliği üyesi olacak.
"Türkler de bizimle gelecek" diyen çok...
Buna inanan Kıbrıslı Türkler de...
Ayrılırken Kyriacos'u Türkiye'ye davet ediyoruz.
"Şu an Güney Kıbrıs pasaportuyla Türkiye'ye giremem" diyor, "Belki 1 Mayıs'tan sonra Avrupa pasaportuyla gelirim İstanbul'a..."
Gülümsüyoruz.
'Gelemem ben gidemem ben'
Larnaka'daki "Mehmet Ali Caddesi"nde "Siyah Kaplumbağa Tavernası" var. Dışardan izbe bir bina gibi görünüyor. içerisi bölgenin belki de en iyisi... Üç yaşlı adam, 30 yıldır haftanın üç günü burada gönüllü şarkı söylüyor. Biri buzuki çalıyor. Akordeon çalan bir mimar... şarkıcı ise 80'lik bir avukat: Chris Kyriakides... Türkiye'den geldiğimizi duyunca, diğer Rumlar gibi önce şaşırıp gülümsüyor, "Burada hep Türklerle birlikte yaşardık" diyor, sonra başlıyor kırık aksanıyla, o günlerden kulağında kalan manidar şarkısına:
"Gelemem ben, gidemem ben, her güzele gönül veremem ben..."
YARIN:Karışık yaşayan bir köyde
can.dundar@e-kolay.net
|
|

|