09 Şubat 2004 Pazartesi
 
 
 BİZE ULAŞIN | ARŞiV | KÜNYE | HABER İNDEKSİ |  SIK KULLANILANLARA EKLE |  AÇILIŞ SAYFASI YAP  
  ·  SON DAKİKA       
  ·  ANA SAYFA    
  ·  GÜNCEL         
  ·  SİYASET         
  ·  EKONOMİ         
  ·  YAZARLAR         
  ·  SPOR         
  ·  DÜNYA         
  ·  YAŞAM         
  ·  MAGAZİN         
  ·  SAĞLIK         
  ·  KADIN & MODA         
  ·  ASTROLOJİ         
  ·  OTOMOBİL         
  ·  ÇİZERLER         
  ·  BİLİM & TEKNİK         
  ·  TV'DE BUGÜN         
  ·  İŞ YAŞAMI         
  ·  OMBUDSMAN         
  ·  HAVA DURUMU         
  ·  CUMARTESİ         
  ·  PAZAR         
  ·  BUSINESS   
  ·  POPULER KÜLTÜR   
  ·  EGE   


Sohbet Odası'nın konuğu, Uludağ Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Süleyman Seyfi Öğün

   
AKP'nin demokrasiye sıfat koyması riskli...
   
Prof. Öğün, "AKP cüretkar bir ifadeyle 'Türkiye muhafazakâr demokrasiyi seçti' diyor. Demokrasiye sıfat koyamazsınız. Bu totaliter bir tavırdır. Demokrasi muhafazakârlığın bağımlı değişkeni değildir" diyor

        SOHBET ODASI

    Derya SAZAK

   
    Türk politik kültürü üzerine yaptığınız analizler çerçevesinde AKP'nin kendisini tanımlamakta kullandığı 'muhafazakâr demokrat'lık hakkında ne söyleyebilirsiniz?
    Muhafazakâr düşüncenin, ortalamaları bulmak, aklıselim ile hareket etmek, tecrübeye güvenmek gibi siyasetin aşırılıklarını törpüleyen bazı özellikleri var. Bu özellikler çekici olabiliyor. AKP'nin muhafazakârlığı gündemine taşıması ve kendi kimliği olarak ortaya koymasının arkasında her an aşırılaşmaya dönük bir potansiyeli taşıdığına dair resmi çevrelerde egemen olan bir bakışı karşılama kaygısı var. Bunu ben meşruluk problemiyle ilgili görüyorum. Fakat burada atlanılan şey şu: Muhafazakârlık bir düşünce olarak bu anlamda çekici gelebilir. Fakat muhafazakârlığın politikaya taşınması kendisinden hiç beklenmedik çok önemli bazı açmazları da getirebilecektir.
    Muhafazakâra göre tarih, gelenek, toplum, devlet vs. gibi kavramlar çok büyük harfle yazılmış kavramlardır. İster devlet için daha patentli bir sivil muhafazakârlık yapın, ister daha sivil toplumcu bir muhafazakârlık yapın, o büyük harflerle okuma alışkanlığı sonuçta demokrasiyle zaafı üretebilecek sonuçlar getirmeye adaydır. Yani muhafazakârlığın politika öncesi bir düşünüş olarak vaat ettikleri ile politikleşmesinden sonra doğabilecekler arasında çok ciddi bir sıkıntı vardır. Dolayısıyla bu atlanmış bir meseledir.
    AKP Özal mirasından gelmez
   
    AKP'nin muhafazakâr demokrasiyi tartıştığı uluslararası sempozyumda siz de katılımcılar arasındaydınız. Neler gözlemlediniz?
    Toplantıda ilgimi çekti, Menderes'in, Özal'ın fotoğrafları var. AKP bu çizgiyi prensipleri olarak sorgulayabilecek durumda değil. Çünkü taşıdığını söylediği miras böyle bir miras değil. AKP'ye yönelik teveccüh tamamen dinseldir. AKP'nin sonuçta dindar insanları bir araya getirmesidir. AKP muhafazakârlık tanımıyla meşruluk krizini gideriyor. Hâkim parti olmaya doğru çalıştırmak istiyor ve cüretkar bir ifadeyle 'Türkiye muhafazakâr demokrasiyi seçti' diyor. Siz demokrasiye bir sıfat koyamazsınız. Muhafazakârlık demokrasi içindedir, yoksa demokrasi muhafazakârlığın bağımlı değişkeni değildir. Demokrasiyi sıfatlandırmak çok riskli bir şeydir.
    Muhafazakâr demokrasi, efendime söyleyeyim militan demokrasi, bu kendi egemen ideolojilerini demokratik kılmanın bir kaygısıyla söylenmiş olabilir ama ilan edilecek bir şey değildir. Totaliter bir yaklaşımdır. Türkiye de burayı seçti, bitti öyleyse...
   
    Cumhuriyet dönemi siyasal hareketlere bakarsak, milliyetçi - modernist süreçte muhafazakârlık hakkında neler söylersiniz?
    Cumhuriyet projesi, kurucu süreçleri itibarıyla çok ilerici, modernist bir manzara gösteriyor. Ama içi okunduğu zaman kendi keskinliğini kendi içinde törpüleyen muhafazakâr görüntü ortaya çıkıyor. Kuruluş döneminin değerlerine baktığım zaman böyle saf bir ilerlemecilik, saf bir ilericilik görmüyorum.
    Bir politik toplum yaratmak istiyor Cumhuriyet, o politik toplumun kurucu değerlerini tanımlıyor ve ona sadakat istiyor. Ve bu sadakate dayalı bir düzenlilik istiyor. İlerleyelim ama düzenli bir şekilde ilerleyelim, bu da muhafazakârlıktır. Üstelik Cumhuriyet etiği çok patentlidir. Ve muhafazakârlığa çok ters şeyler de söylemez son tahlilde, dolayısıyla Türkiye'deki Cumhuriyet süreçlerinin böyle sol bir kavramda açıklanması, ilerlemecilik olarak gösterilmesi bence her zaman çok doğru değil.
   
    Atatürk'ün mücadelesi
   
    Cumhuriyet'in kuruluşundaki mazlumiyet ve bağımsızlık düşüncesi başlangıçta toplumun tüm kesimlerini kapsarken Kemalist, milliyetçi, İslamcı ayrışması nasıl oluşuyor?
    Mustafa Kemal Atatürk bir politik toplum tasarlıyor. Bu politik toplumun tarihle, gelenekle, kültürle koşullanmamış tabulara sığınarak üzerine hiçbir şey yazılmamış boş bir politik 'toplumsal plaka' olarak var olmasını istiyor. Dolayısıyla gelenekle, tarihle, mevcut kültürle bir hesaplaşma içine giriyor. Onun düşündüğü şey şu: Bu plaka üzerinde, ki bu plakanın kamusal bir plaka olacağı, bir politik toplumla simüle olacağı aşikâr bağlardan özgürleştirilmiş bireylerin marifetiyle işleyebileceğini düşünüyor. Dolayısıyla o bireyleri de zihinsel ve ruhsal olarak kendisini kuşatan bütün bağlardan bağımsızlaştırmaya dönük bir karşıt kültür mücadelesi başlattı.
   
    Demokrat Parti'yle başlayan süreç 1960'ta ihtilalle kırılmaya uğruyor, 1970'lere dek solun yükselişini görüyoruz.
    Benim vurgulamak istediğim şey, Türk politik kültürünün sol ve sağ, muhafazakârlık veya ilericilik kavramlarıyla tek başına açıklanamayacağı. Çok statüko dışı, ilerlemeye, gelişmeye dönük temalar oralarda da çok rahat seferber edilebiliyor. DP, AP'yi bire bir bunlarla örtüştürmek çok zor.
    AKP bugün meşruluk bunalımı yaşıyor ve bunu aşmaya dönük çaba gösteriyor. Önce kendimi meşru göstermem lazım. Kime karşı? Devlet babaya... Yani babama rüştümü ispatlamam lazım.
   
    Sol ekonomide ricat etti
   
    AKP ne yapıyor?
    Sorunları daha çok muhafazakâr bir demagojiyle aşmaya çalışıyorlar. Diyorlar ki: "Biz geleceğe, geçmişimize bakarak gideriz." "Geçmişimizi ihmal etmeden gideriz." Yahya Kemal'i çağrıştıran bir söylem.
   
    AKP, Türkiye'nin gerçek sosyolojik tabanını temsil ediyor mu, sola ne oldu?
    Şimdi burada solun çok örselenmiş olduğunu düşünüyor bazıları. Sol esas olarak Marks'ın eserlerini referans gösterir. Marks, ekonominin yani nesnel olarak insanın içinde bulunduğu koşulları, kültüre, politikaya, ideolojiye, devlete göre hep önceler. Kültürel durumun illüzyon olduğunu söyler. Esas olarak bakılması gereken şeyin, insanın üretim sahasındaki yeri, 'sınıfsal durum'u olduğunu söyler. 1980'lerden sonra birden durum değişiyor: Kendisine yeni muhafazakâr veya liberal diyen bir grup, ekonomik meselelere el koyuyor. Thatcher, Reagan ve Özal, bunu çok ustaca yapıyor. Solun durumu burada eğreti kalıyor. Ekonomizm bir maharet haline geldikçe, sol ekonomiye yabancılaşıyor ya da solun entelektüelleri ekonomiyi anlamakta zorluk çekiyorlar, bir ricat başlıyor.
   
    Duvarın yıkılması, Sovyetler'in çözülmesi de etken...
    Tabii onların da etkisi olmuştur. Sol birden elinde kalan yegane şeyi, moral meseleleri pekiştirme yoluna gidiyor. Bazı temalara kimlikler düzeyinde fetiş anlamlar yüklemeye başlıyor, etnik meselelere ilgi duyuyor, cinsiyet meselelerine, hatta bazı dinsel meselelere ilgi duyuyor ve sürekli kültürel marjinalizmler üzerinden kendisine yeni bir taban oluşturmaya çalışıyor.
   
    Hayat sadece kimlik değil
   
    Halkın gerçek sorunlarından kopuyor mu?
    Sağ ekonomizm karşısında bir bozguna uğramış vaziyette. Aynı sahada mücadele etmekten kaçıp daha kolay moral meselelerine el atmaya başlıyor. Kimlik siyasetleri veya yeni sol temaların birden böyle cazip bir şekilde yeni solun değerleri haline gelmesi de buradan kaynaklanıyor. Türkiye'de bugün sol olmak ne demektir diye düşünürsek, işte Kürt meselesi, Alevi meselesi, eşcinsel ve kadın hakları meselesinde tavır almaktır.
    Bunlar da belki önemlidir ama esas olarak bu coğrafyada yaşayan insanların içinde bulunduğu 'insanlık durumları' üzerinden bunlar konuşulursa bir anlam taşır. İnsanın içine düştüğü çok sefil durumları göz ardı edecek derecede değil. Yoksa hayat sadece kimlikler mücadelesi değildir.
   
    Açlık, işsizlik...
    Elbette, Türkiye'de örneğin berbat bir gelir dağılımı var. Hiçbir parti çıkıp ben gelir dağılımını şöyle düzelteceğim diyemiyor.
   
   
Politika dinselleşiyor
        1990'larda siyasal İslam'ın yükselişinden farklı olarak AKP merkeze mi oynuyor?
    Hâkim parti olmaya doğru gidiyor, böyle bir trendi var. Politikanın dinselleşmesi süreçlerinin tezahürü olarak AKP ortaya çıktı.
   
    Prof. Şerif Mardin'in bir değerlendirmesi var: Türkiye'de İslamcı yeniden canlanma olarak yorumlayacağımız şey sadece dini değişkenlere dayanarak açıklanamaz.
    Açıklanamaz. Politikanın dinselleşmesi derken zaten kast etmiş olduğu şey bildiğimiz anlamda dinler değil, sosyolojik olarak politikanın dinselleşmesi. Şerif Bey'in de bana kalırsa söylemek istediği budur. Sadece İslamiyete dönüş veya Hıristiyanlığa dönüş biçiminde değil de, sosyolojik anlamda hayatın dinselleşmesi dediğimiz zaman, bunun içerisine, dinle tanımlanamayacak, hatta din dışı tanımlanıp da dinsel olarak gözüken pek çok şey girebilir.
   
    Örnek verebilir misiniz?
    Bir rock konseri de dinseldir, bir tür ayindir, bir ritüeldir. Bunun gibi günlük hayatımız bu anlamda hep böyle ritüellerle dolu hale geliyor:
    Bu ritüelleşmenin politik olarak da bazı sonuçları olacaktır. Zaten politikada karşımıza böyle dinsel metaforları çok kullanan bir şekilde geliyor.
   
   
Soyut Cumhuriyet savunması olmaz
   
    Eskiden sol partiler düzeni değiştirme iddiasındaydı, CHP bugün AKP'den daha statükocu.
    Politikada dinselleşmeden bahsettim, aslında bunu çok güzel ortaya koyan şey bu söylediğiniz, yani politikayı bir moral mesele haline getirmek. Mesela burada devlet bir moral mesele. Cumhuriyet bir moral mesele. Kimlikler moral meseleler. Sonuçta moral meseleleri derleyecek, toparlayacak bir değer fetişi olmaktan çıkarıp politikada işlenebilecek meseleler haline getirecek şeyse, o insanlık durumlarıyla bunların arasındaki ilişkiyi kurmaktan geçiyor. Yoksa soyut bir Cumhuriyet düşmanlığı ve soyut bir Cumhuriyet savunması olmaz, bu sözünü ettiğim bir metafizik bir haldir.
   
    Kutsallık ve ekonomi politik
   
    Seçim ne olacak?..
    Bir seçim daha var, muhafazakâr olmayan ya da olmadığını düşünenler ne yapacak? Bu insanlık durumlarını yeniden okumamızı, onlarla yeniden yüzleşmemizi, yeniden tanışmamızı sağlayacak şeyler AKP'nin birikiminde yok. Bunlar daha çok sola havale edilmesi gereken meseleler. Bunun için toplumun tüm kesimlerinin, kurumlarının benim insanlık durumları dediğim gerçek sorunlarla yüzleşmesi gerekiyor.
   
    CHP bunu yapamaz mı?
    Hayır, kesinlikle talip değil, böyle bir niyeti de olduğunu zannetmiyorum. Siz Cumhuriyet'i ve devleti ekonomi politik olarak okumuyorsanız, sadece kutsal birer kategori olarak görüyorsanız bir şey yapamazsınız.
   

SİYASET


Sohbet Odası'nın konuğu, Uludağ Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Süleyman Seyfi Öğün
Eyvah! Mümtaz Hoca
Teşkilat Erdoğan'ı 30 dakika bekletti
AKP'nin sürpriz Ankara adayı kim?
BM rahatsız: Taahhüt bekliyoruz
Politika turu





Fikret BİLA
Annan'ın senaryoları
Derya SAZAK
Zoraki nikâh


 Partilerarası Uzlaşma Komisyonunun uzlaşmaya vardığı Anayasa değişikliği metni için tıklayın
 AB Ulusal Programı (Giriş ve Siyasi Kriterleri)
 DGM Savcılığı'nın Milli Görüş davası mütalaası


 AB - Katılım Ortaklığı Belgesi
 Kopenhag Kriterleri


 AKP
 ANAP
 BBP
 CHP
 DSP
 DYP
 MHP
 SP


 ADANA
 ADAPAZARI
 ANKARA
 ANTALYA
 BURSA
 ESKİŞEHİR
 GAZİANTEP
 İSTANBUL
 İZMİR
 KOCAELİ
 KONYA
 SAMSUN