09 Şubat 2004 Pazartesi
 
 
 BİZE ULAŞIN | ARŞiV | KÜNYE | HABER İNDEKSİ |  SIK KULLANILANLARA EKLE |  AÇILIŞ SAYFASI YAP  
  ·  SON DAKİKA       
  ·  ANA SAYFA    
  ·  GÜNCEL         
  ·  SİYASET         
  ·  EKONOMİ         
  ·  YAZARLAR         
  ·  SPOR         
  ·  DÜNYA         
  ·  YAŞAM         
  ·  MAGAZİN         
  ·  SAĞLIK         
  ·  KADIN & MODA         
  ·  ASTROLOJİ         
  ·  OTOMOBİL         
  ·  ÇİZERLER         
  ·  BİLİM & TEKNİK         
  ·  TV'DE BUGÜN         
  ·  İŞ YAŞAMI         
  ·  OMBUDSMAN         
  ·  HAVA DURUMU         
  ·  CUMARTESİ         
  ·  PAZAR         
  ·  BUSINESS   
  ·  POPULER KÜLTÜR   
  ·  EGE   



   
Eski yazılar

       
    İNSANOĞLU TUHAFTIR
    Mutlaka yapılması gereken çok önemli işler vardır. Bayramda herkesten önce daire şefinin evine uğramak; fırıncının borcunu vermek; iğreti alınmış ütüyü iade etmek; akan damı tamir ettirmek; yeni ölmüş eski bir dostun ailesini ziyaret etmek; ağrıyan bir dişi doldurtmak; kandilde büyük validenin elini öpmek gibi...
    ***
    Yapılması pek gerekmeyen önemsiz işler de vardır. Akşamleyin gazinoda oturup biraz içmek; son çıkan edebi bir eseri okumak; bir arkadaşın haksız terfi ettiğini söylemek; bayram tatilinden istifadeyle borç alarak İstanbul'a gitmek; şiir yazmak; herkes yattıktan sonra sokağa çıkıp hava almak gibi...
    Ne hikmettir bilinmez, şu "Yapılması gereken" çok önemli işler canımı müthiş sıktığı, bunların çoğunu da ihmal ettiğim halde, o önemsiz olanları seve seve yaparım ve o sırada kendimi mesut sanırım.
    ***
    TELEFON REHBERİ
    Telefon rehberi en çok sevdiğim kitaplardan biridir. Alfabeye göre arka arkaya sıralanmış isimler, o Ahmet'ler, Ali'ler, Avni'ler, Bahadır'lar, Bahriye'ler, Cavide'ler, insanın aklına neler neler getirir, neler hatırlatır. Telefon rehberinin sayfaları arasında gözüme ilişiveren basit bir soyadı, sadece bir isim benzerliği yüzünden birdenbire İstanbul'un yosun kokan bir sahil gazinosunu hayalimde canlandırıverir. Bu sihirli kitapta karşıma çıkan bir "Nurullah", dövüştüğüm bir okul arkadaşı; bir "Nuran" yıllarca yasını tuttuğum genç yaşta ölmüş bir kız arkadaştır.
    İşte gene elimde bir telefon rehberi, sayfalarını çeviriyorum. Mahmut Kocabaş... Amma acayip soyadı. Müfit Terazici... Bu adamı tanıyorum, balık pazarında yağ satar. Müfit Temizer... Müjgan Biçer... Çerçeve içinde bir ilan: Sobalarınızı Mürdümoğullarından alınız. Tel: 13461.
    Dur şu adresi kaydedeyim. Öyle ya, bu kış soba alacağız.
    ***
    BAYRAM
    Caddeler her zamankinden daha kalabalık. Halk akın akın şekerci dükkanlarına girip çıkıyor. Erkek çocuklar babalarının ihtarlarına rağmen mantar tabancası patlatıyorlar. Daha küçükleri bir ellerinde kağıt bayraklar, öteki elleriyle annelerine asılmışlar; hem yürümeye uğraşıyorlar, hem de şaşkın şaşkın etraflarına bakınıyorlar.
    Kadınlar yeni elbiselerini giymişler, çoğunun ayakkabılarıyla çantaları da aynı renkte...
    Erkeklerin giyiminde bir başkalık yok. Herkes birbirine misafirliğe gidiyor.
    Benimse ne gidecek yerim, ne de gelecek kimsem var. Parkta oturup havuza bakarak sigara içeceğim.
    Amma da yalan ha. Benim de gidecek ahbaplarım, bana da gelecek birçok dostlarım var. İllavelakin tesirli bayram yazısı başka türlü bitirilemez ki...
    ***
    DERSAADET
    Şu dakikada Çin'in geniş bataklıklarında pirinç eken insanlar vardır. Şu dakikada Arjantin gazinolarında flamenko oynayan kadınlar vardır. Şu dakikada, izbe Marsilya meyhanelerinde kafayı çeken apaşlar vardır. Filipin sahillerinde inci avlayan yerliler vardır. Hindistan'da açlıktan ölen paryalar, denizde dalgalarla boğuşan balıkçılar, ocak karşısında terleyen işçiler, dağlarda sürü otlatan çobanlar, yollarda avuç açan dilenciler vardır.
    Bütün bu insanlar bedbahttırlar, belki de mesutturlar. Bu insanların kederleri, yahut saadetleri bana vız gelir. Benim derdim İstanbul'a bir türlü gidemeyişimdir.
    ***
    SOBE
    - Elma dersem çık, armut dersem çıkma.
    - Armut, armut. Çıkma saklan görecek.
    - Gördüm, gördüm, görüyorum. Şu ince altın çerçeveli gözlüklerin arkasında kim saklı? Şu kepçe kepçe tebessümler dökülen selamın arkasında yağlı bir kazık saklı. Şu nazik mektubun arkasında alınacak, borç saklı.
    - Armut, armut, çıkma saklan.
    - Gördüm, gördüm, görüyorum. Şu dairenin arkasında kırılan gururlar saklı. Şu mezarlıkta mektep arkadaşım Uğur saklı. Şu gecelerin arkasında doğacak çocuklar saklı.
    - Armut, armut çıkma.
    - Gördüm, görüyorum... Şu demeçlerin arkasında ihtiraslar saklı. Şu kitapların arkasında palavralar saklı. Şu dağların arkasında açlar saklı. Hepinizi görüyorum, hepinize sobe, sobe, sobe...
   
    Not: 54 yıl önce yazılmış yazılar... "Yeni Adam"dan...
   
    c.altan@prizma.net.tr
   
   





Taha AKYOL
Batman'dan Bolşoy'a

Çetin ALTAN
Eski yazılar

Fikret BİLA
Annan'ın senaryoları

Yasemin CONGAR
Dönüm noktasında dört nokta

Can DÜNDAR
'Gelin nazı bıktırdı'

FAİK ÖZTRAK
Doların değer kaybı neden endişelendiriyor?

Hasan PULUR
Teftiş macunu, teftiş fırçası...

Derya SAZAK
Zoraki nikâh

Ece TEMELKURAN
Irak'ın derdi, alemi gerdi!

Yaman TÖRÜNER
Bu denge sürmez

Osman ULAGAY
Bush'un 'Büyük Ortadoğu' oltasına takılmalı mıyız?

Güngör URAS
"Ucuz dolar" sadece ABD'ye değil bize de "yarıyor"