|


Bardağın dolu yanı...
Bardağın yarısı boş, yarısı dolu... Kimi boş, kimi dolu tarafına bakıp öyle ahkam kesebilir. İkisi de mümkün. Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliği de böyle bir konu.
Yıl sonunda AB'den müzakere tarihi alacak mıyız?
Bu bir güncel soru.
Kimileri sadece bardağın boş tarafına bakıp olumsuz yanıt veriyor. Olabilir. Ama bu görüştekiler genellikle Türkiye'yi AB'de görmek istemeyenlerden oluşuyor.
Ya Avrupa'ya ideolojik olarak karşılar. Ya AB'nin Türkiye'yi böleceğine inanıyorlar. Ya bu işe kafaları basmıyor. Ya da ağzımızla kuş tutsak lobisi içinde yer alıyorlar.
Kısacası:
Şu ya da bu nedenle, Türkiye'nin üyelik müzakerelerine başlamak üzere yıl sonunda AB'den tarihi alamayacağını düşünüyorlar.
Oysa, bardağın dolu yarısına bakmak için de birçok neden var. Örneğin, Almanya Dışişleri Bakanı Fischer geçen hafta sonu Münih Güvenlik Konferansı'nda bir konuşma yaptı. Türkiye'nin AB içinde yer almasını savunurken şöyle dedi:
"Türkiye'nin Avrupa'ya bağlanması, Ortadoğu bölgesinin geliştirilmesi ve geleceği açısından çok önem taşıyan üç stratejik konudan biridir."
Alman Dışişleri Bakanı'nın bu görüşü yeni değil. Geçen yıl haziran ayında Dünya Ekonomik Forumu'nun Ürdün'deki Ölü Deniz toplantısında da, son Ankara ziyaretinde de söyledi.
Ayrıca, Fischer'in bu görüşünü dile getirenler arasında İspanyol Dışişleri Bakanı Ana Palazio, AB'nin savunma ve dış politikadaki bir numaralı yetkilisi Solana ve genişlemeden sorumlu direktörü Verheugen'nın da bulunduğunu kaydetmekte yarar var.
Öte yandan, İngiltere'nin Avrupa işlerinden sorumlu bakanı Denis MacShane bu yakınlarda muhalefetteki Muhafazakar Parti'nin lideri Michael Howard bir mektup yazıyor.
Konusu, Türkiye ve AB.
Mektubunda, İngiliz muhafazakarlarının Fransız ve Alman muhafazakarları nezdinde harekete geçmelerini istiyor. Yaklaşan Avrupa Parlamentosu seçimlerinde Türkiye'nin AB üyeliğine ilişkin olumsuz hava yaratmanın sakıncalarına değinirken şöyle diyor:
"Bugün bizim Avrupa'da ihtiyacımız olan en son şey, Türkiye aleyhine bir kampanyadır." (Süddeutsche Zeitung, 4 Şubat 04, s.6)
Dominique Moisi, Fransız stratejist.
Fransız Uluslararası İlişkiler Enstitüsü'nde başdanışman olarak çalışıyor. Geçen hafta Financial Times'ta çıkan yazısı ilginçti. Fransa'da hükümeti, türban yasaklarıyla uğraşmak yerine Türkiye'nin AB üyeliğine destek olmaya çağırıyordu.
Yazısının son cümlesi şöyleydi:
"Avrupa eğer modern ve ılımlı bir İslamı cesaretlendirmek istiyorsa, uzun vadede Türkiye'nin AB üyeliğine evet demek, Fransa'nın türbana hayır demesinden çok daha akıllıca bir iş olur." (Financial Times, 2 Şubat 04, s.11)
İngiliz The Economist dergisinin son başyazılarından biri de Türkiye'ye ilişkindi. Erdoğan'ı desteklemenin önemi başlığını taşıyan yazıda, 11 Eylül dünyasında Türkiye'yle ilgili olarak çok sık kulaklara çalınan şöyle bir cümle vardı:
"İslamcı köklerden gelen bir parti ve bu partinin pazar ekonomisine ve laik demokrasiye inanan hükümeti... İslam dünyasında, özellikle Arap ülkelerinde eğer demokrasi başarılı bir şekilde yayılacaksa, Türk modelinin desteklenmesi, özendirilmesi hayati önem taşıyor."
Genel havasıyla Türkiye'nin Avrupa'da yer almasını savunan başyazı noktalanırken de iki konu yan yana getiriliyor:
Kıbrıs'ta çözüm, AB'den tarih!
Kıbrıs'ta çözüme destek olan Başbakan Erdoğan'a AB'nin evet demek zorunda olduğuna değiniliyor. (The Economist, 31 Ocak 04, s.15)
Durum böyle.
Kıbrıs çözülürse, bardağın dolu tarafına bakanlar haklı çıkabilir.
Siz ne diyorsunuz?
h.cemal@milliyet.com.tr
|
|

|