|


Neden Kıbrıs piyasalar için önemli
Kıbrıs sorununa ilişkin müzakerelerin piyasalara etkilerini dikkatle izlemek gerekiyor. Ekonomik temellerle doğrudan ilgisi olmayan bir gelişme piyasalarda belirleyici bir rol oynuyor.
Yatırımcılar Kıbrıs sorununun çözümünü AB'ye giriş sürecinin ön şartı olarak görmekte. Peki yatırımcı açısından Türkiye'nin AB'ye üyelik sürecinin başlaması neden bu kadar önemli?
Yatırımcı ekonomik istikrarın kalıcı bir biçimde sağlanmasını istiyor. Maastricht kriterlerini yakalamayı hedef alan bir ekonomi politikası bu açıdan önemli bir güvence. Üyelik sürecinde gerçekleşecek yapısal değişim de yatırımcıların beklentileri açısından büyük öneme sahip. Bu kapsamda özgürlük ve demokrasi alanında atılacak adımların siyasi istikrarı artıracağı öngörülüyor. Sosyal alanda atılacak adımların ise sosyal dokuyu ve barışı güçlendirmesi bekleniyor. Ekonomi alanında gerçekleştirilecek yapısal reformlarla ülkede iş yapma ortamının saydam ve objektif kurallara tabi olması, yolsuzluk, rüşvet, keyfilik ve hantal bürokrasi gibi faktörlerin ortadan kalkmasıyla etkinliğin sağlanması, yatırım ortamının iyileşmesi isteniyor. Enflasyonu kalıcı bir biçimde düşürmenin, uluslararası rekabet gücümüzü artırmanın, hızlı büyümenin, işsizliği azaltmanın ve vatandaşın refahını artırmanın yolu da buradan geçiyor.
Aslında siyasi partilerin programlarına baktığınızda hemen tamamına yakını bu reformları taahhüt ediyor. O zaman yatırımcıları ikna etmek için neden AB üyelik sürecinin başlamasına ihtiyaç var? Neden siyasi iktidarın dışarıdan denetlenmesi uzun vadeli güvenin sağlanması bakımından bu kadar önemli? Çünkü iktidarlar taahhüt ettikleri reformları uygulama konusunda kararlılık göstermiyorlar. Kısa vadeli siyasi rant sağlama güdüsüyle farklı davranabiliyorlar. Küresel bir oyuncu olmak için siyasetin ekonominin günlük işleyişinin dışında kalmasının, kuralların herkese objektif olarak uygulanmasının ve saydamlığın önemi herkes tarafından biliniyor. Buna rağmen iktidarlar geri adım atmaktan çekinmiyorlar.
Bunun son örneklerinden biri de yeni çıkarılan 5084 sayılı Kanun. Kanun yeni bir teşvik sistemi getiriyor. Bölgesel gelişmişlik farklarını azaltmayı amaçlayan teşvik programları dünyanın her yerinde kabul görüyor. Ancak teşviklerin objektif ve sık sık değişmeyen kurallara dayalı, keyfiliği ve bürokrasiyi asgariye indirecek biçimde, basit ve saydam olması halinde etkili olabildiği aksi takdirde ekonomiye ek külfet yükleyen bir siyasi rant aracı olacağını da dünyadaki örnekler gösteriyor. Türkiye son iki yılda bu konuda önemli adımlar attı.
Yeni teşvik kanunu bu alanda geri adım atıldığını düşündürecek unsurlar içermekte. Kanunda bedelsiz yatırım yeri tahsisi ile ilgili düzenleme bu açıdan dikkat çekici bir örnek. Yasa en az on kişilik istihdam öngören projelere kamu arsa veya arazilerinin bedava verilebileceğini hükme bağlıyor. Kanun koyucunun kamu arazilerinin yatırımcıya bedava verilebilmesi ile ilgili getirdiği tek sınır projenin asgari on kişiye istihdam sağlaması. Bunun dışında bedava araziye hak kazanılabilmesi ile ilgili tüm kriterlerin bakanlar kurulunca çıkarılacak bir yönetmelikle belirlenmesi öngörülmüş. Bu durum ciddi bir keyfilik endişesini beraberinde getiriyor. Hükümete ve bürokrasiye yapılacak yönetmelik değişiklikleri ile geçtiğimiz dönemlerde sıkça yaşadığımız talep sahibine göre iş yapma imkânını veriyor. Keyfiliğin ve bürokrasinin ortaya çıkardığı ek maliyet ve haksız rekabetin ülkemizde yerli ve yabancı yatırımcıyı caydıran hususların başında geldiği daha önce yapılan araştırmalarda ortaya çıkmıştı.
Bu uygulamalar hükümetlerin ekonomiyi güçlendirecek değişimi gerçekleştirme konusundaki kararlılığına gölge düşürüyor. Piyasalar siyasetin dışında güvence arıyor. Bağımsız kurumlar, AB üyeliği ve IMF programları bu nedenle siyasi iradenin taahhütlerinden daha etkili hale geliyor. Sonuçta kaçamakların ortaya çıkardığı güven bunalımı siyasetin oyun alanını daha fazla daraltıyor. Kıbrıs müzakerelerinde ekonomik endişelerin öne çıkması hükümetin bu alandaki esnekliğini kısıtlamıyor mu?
foztrak@yahoo.com
|
|

|