16 Şubat 2004 Pazartesi
 
 
 BİZE ULAŞIN | ARŞiV | KÜNYE | HABER İNDEKSİ |  SIK KULLANILANLARA EKLE |  AÇILIŞ SAYFASI YAP  
  ·  SON DAKİKA       
  ·  ANA SAYFA    
  ·  GÜNCEL         
  ·  SİYASET         
  ·  EKONOMİ         
  ·  YAZARLAR         
  ·  SPOR         
  ·  DÜNYA         
  ·  YAŞAM         
  ·  MAGAZİN         
  ·  SAĞLIK         
  ·  KADIN & MODA         
  ·  ASTROLOJİ         
  ·  OTOMOBİL         
  ·  ÇİZERLER         
  ·  BİLİM & TEKNİK         
  ·  TV'DE BUGÜN         
  ·  İŞ YAŞAMI         
  ·  OMBUDSMAN         
  ·  HAVA DURUMU         
  ·  CUMARTESİ         
  ·  PAZAR         
  ·  BUSINESS   
  ·  POPULER KÜLTÜR   
  ·  EGE   



   
Yazarlık

       
    Kısa bir süre yazı yazamadım. Neden yazamadım? Sebebi önemli değil. Canım istedi yazamadım, canım istemedi yazamadım. Bir yazarın da gönlünde, başında zaman zaman yeller eser. Bu yeller şuradan eser, buradan eser. Zaten yazı, bu rüzgarların uğultusundan içte kalmış birtakım türkülerin kağıda dökülüşüdür.
    ***
    Meyhane kavgası tablosu yapan ressamın, kendi tablosunun tesiri altında kalarak, böyle bir manasız çıngarda ölmesi; her baktığı kadında sevdiğini gören şairin sabahtan akşama aşk şiirleri yazması gibi, yazarın da kağıtla olan macerasında hayatından yazıya, yazıdan hayatına tesir eden, çok kendisine ait gizli bir dramı vardır.
    ***
    Bunu zannederim ki okuyucular anlarlar ve karşılarına çıkamadığım günlerin özrünü affederler.
    ***
    Yazı yazmak güzel bir şey, yazıyı güzel yazmayı düşünmek kötü bir şey, yazıyı doğru yazmak zor bir şey, yazıyı şaklatarak yazmak hırçın bir şey, yazıyı mizahi yazmak hünerli bir şey... Bütün bu hünerin, hırçınlığın, zorluğun, kötülüğün endişelerinden süzülerek, sizlere her gün yaklaşmaya çalışmanın sinir gerginliklerini bu mesleğin gediklileri iyi bilirler.
    ***
    Gün olur yazarsın, beğenilirsin. Gün olur yazarsın beğenilmezsin.
    Gün olur, alkışlayanlar, bravo diyenler, gün olur:
    - Beceremiyor, çaptan düşüyor, derler.
    Onun doğrusu senin doğrunu tutmaz, senin doğrun onun doğrusunu tutmaz. Bütün bu insan beyniyle ruhunun çetrefilli kıpırdanışları içinde zıpzıplaşan kıymet hükümleri, başka başka elbiselerle karşına dikilir.
    ***
    Münkir'le Nekir sorularına, şahsiyetinin yakasını kaptırır, dilinin döndüğü kadar görünmez yüzlere, rüyalarında meram anlatırsın:
    - Daha iyi yazacağım, daha doğru yazacağım. Boş avuçlarımda yıldızları göremiyorsanız, kolum o kadar güçlü değil; ama isterseniz sizlere küçücük kandiller yakacağını. Bu neden siyah, bu neden beyaz. Ben de bilemiyorum...
    O görünmez yüzler:
    - Bileceksin, derler.
    Kıvranırsın:
    - Bilemiyorum.
    - Çare yok bileceksin.
    Araştırırsın bu neden beyaz, bu neden siyah... Araştırırsın yıldızlara uzanmak nasıl mümkün.
    ***
    Ve rüyalar birden kapılarını uçurumlara açar; yuvarlanır yuvarlanırsın. Belki yıldızlar, belki siyahla beyazın farkı uçurumların dibindedir diye...
    ***
    Uçurumların dibinde belki de senin parçalanmış kafanla cesedin vardır sadece... Ne kadar insan, yıldızlarla beyazların ve siyahların sebeplerini araştırırken, bula bula yalnız bunu bulmuşlardır.
    ***
    Bir yazı neye mal oluyor?
    Bir buçuk sayfa kağıtla biraz makine şeridi mürekkebine... Ve bir parça da insan hayatına.
    ————————-
    NOT: 42 yıl önce yazılmış bu yazı "Milliyet"ten...
   
    c.altan@prizma.net.tr
   
   





Taha AKYOL
Lozan'da diplomatik savaş

Çetin ALTAN
Yazarlık

Fikret BİLA
Denktaş'ın yaklaşımı

Yasemin CONGAR
Kıbrıs müzakereleri ve ABD

FAİK ÖZTRAK
Balonu fazla şişirmeyelim

Hasan PULUR
"O" ve "onlar"

Derya SAZAK
Talat ve AB

Ece TEMELKURAN
Saçının tellerine bağladım gönlümü!..

Yaman TÖRÜNER
Ya bitecek ya bitecek

Osman ULAGAY
Başkalarının yapamadığını AKP nasıl yapıyor?

Güngör URAS
Uzan şirketlerinin götürüsü getirisinden çok olabilir