16 Şubat 2004 Pazartesi
 
 
 BİZE ULAŞIN | ARŞiV | KÜNYE | HABER İNDEKSİ |  SIK KULLANILANLARA EKLE |  AÇILIŞ SAYFASI YAP  
  ·  SON DAKİKA       
  ·  ANA SAYFA    
  ·  GÜNCEL         
  ·  SİYASET         
  ·  EKONOMİ         
  ·  YAZARLAR         
  ·  SPOR         
  ·  DÜNYA         
  ·  YAŞAM         
  ·  MAGAZİN         
  ·  SAĞLIK         
  ·  KADIN & MODA         
  ·  ASTROLOJİ         
  ·  OTOMOBİL         
  ·  ÇİZERLER         
  ·  BİLİM & TEKNİK         
  ·  TV'DE BUGÜN         
  ·  İŞ YAŞAMI         
  ·  OMBUDSMAN         
  ·  HAVA DURUMU         
  ·  CUMARTESİ         
  ·  PAZAR         
  ·  BUSINESS   
  ·  POPULER KÜLTÜR   
  ·  EGE   



   
Balonu fazla şişirmeyelim

       
    Geçtiğimiz hafta sonunda Kıbrıs görüşmelerinin ilk aşaması New York'ta sonuçlandı. 19 Şubat'ta adada, iki toplum arasındaki görüşmeler başlayacak. Kamuoyu AB yolunda önemli bir engelin aşıldığı kanaatinde. Bu, ekonomide eski oyun düzeninin geri dönülmez bir şekilde değişmekte olduğu beklentisini giderek güçlendiriyor.
    Diğer taraftan geçtiğimiz hafta ABD Merkez Bankası başkanı Greenspan'in faizleri yakın bir tarihte artırmayacağı yönündeki açıklamaları, bizim gibi yükselen piyasa ekonomilerini rahatlattı. Buna bağlı olarak euronun dolar karşısında değer kaybetmeyecek olması ihracatımızın sürdürülebilirliği bakımından önemli.
    Her iki gelişme de bu hafta piyasalarda önemli bir coşkuya neden olacaktır.
    Ancak unutmayalım ki ekonomik temellerin unutulduğu, coşkunun sarhoşluğa dönüştüğü ortam, aşırı şişmiş bir balon gibidir ve patladığı zaman ciddi sorunlara yol açar. Bu nedenle haftaya başlarken gözden kaçırılmaması gereken bazı ekonomik gelişmeleri değerlendirmek istiyorum.
    Geçtiğimiz hafta DİE Ekim 2003 dış ticaret endekslerini açıkladı. 10 aylık ihracat miktar artışı yüzde 22.4 olurken aynı dönemde ithalat miktar artışı yüzde 33.4 olmuş. Geçtiğimiz yıl 9 aylık dönemde büyümenin yüzde 5.4 olduğunu dikkate alırsak her yüzde 1 büyüme karşılığında ithalat yüzde 6 artmış. Bu uzun dönemli esnekliklerin çok üstünde. Bir diğer ifadeyle üretimde giderek daha fazla ithal girdi kullanılıyor. Özel imalat sanayiinde geçtiğimiz yıl ilk 9 ayda üretim yüzde 11.3 artarken, katma değer yüzde 7.5, üretimde çalışanların sayısı ise yüzde 3.7 artıyor. Yurtiçinde yerleşik emek ve sermayenin üretime kattığı değerin çalışan sayısından daha hızlı artması, genellikle (sermaye yoğun üretime kayılmıyorsa) emeğin verimliliğindeki artışı gösterir. Katma değerin üretimden daha düşük artması ise yerli sermaye ve emeğin üretimden aldığı değerin azalması anlamına gelir. Bir diğer ifadeyle, yabancıların üretimimizden aldığı değerin artması, işsizlerimizin Çin veya ithalat yaptığımız diğer ülkelerin işçileri karşısında kaybettiği iş imkanı demektir. Bu, katma değerdeki artış olarak tanımlanan, büyümenin önünü de keser. Üretim içinde ithalatın payının artmasının temelinde aşırı değerlenmiş TL yatmaktadır. TL'nin değer kazanması sürdürülebilir değildir. Böyle bir gelişme, cari işlemler dengesindeki bozulma ile birlikte, spekülatif saldırı riskini de artırır. Neden AB euronun dolar karşısında değer kazanmasından rahatsızdır? Neden seçim öncesinde ABD, doların değer kaybından memnundur?
    Geçen hafta açıklanan Hazine ocak ayı nakit dengesi de, uzun zamandır ilk defa faiz dışı açık verdi. Hazine, bunun 1 katrilyon lirasının şubat ayında yapılması gereken ödemelerin ayın ilk haftasının bayram tatiline rastlaması nedeniyle ocak ayına kaymasından kaynaklandığını açıkladı. Bu düzeltmeyi yaparsak bütçenin nakit gelirleri geçen yıla göre yüzde 9 artarken, nakit giderlerdeki artış yüzde 18 oluyor. Faiz dışı fazla ise geçen yıl 1.1 katrilyon TL olan seviyesinden 650 trilyon TL'ye geriliyor. Bu mali dengelerde bir sorun olabileceğine ve bir an önce tedbir alınması gereğine işaret ediyor. IMF ile yedinci gözden geçirmenin tamamlanması da buna bağlı.
    Enflasyonda ve enflasyonist bekleyişlerdeki gerilemede, Merkez Bankası'nın bağımsızlığı kadar, eski oyuna artık dönülemeyeceği inancının AB'ye üyelik sürecindeki gelişmelerle güçlenmesi de etkili oluyor. Döviz kurunun enflasyonist bekleyişler üzerindeki etkisi giderek zayıflıyor. Mali disiplini koruma ve yapısal reformları hızlandırma konusunda gösterilecek kararlılık, mevcut enflasyon beklentileri karşısında oldukça yüksek kalan, faizlerin daha hızlı düşürülmesine imkan verecektir. Bu, TL'nin reel değerinin makul seviyelerde oluşmasını sağlarken enflasyonist etki yapmayacaktır.
    Umarım hafta sonundaki olumlu gelişmelere ve Kıbrıs'ta başlayacak müzakere sürecine piyasalarımız, ekonominin temel dengelerini de dikkate alarak rasyonelliği kaybetmeden makul tepki verir.
   
    foztrak@yahoo.com
   
   





Taha AKYOL
Lozan'da diplomatik savaş

Çetin ALTAN
Yazarlık

Fikret BİLA
Denktaş'ın yaklaşımı

Yasemin CONGAR
Kıbrıs müzakereleri ve ABD

FAİK ÖZTRAK
Balonu fazla şişirmeyelim

Hasan PULUR
"O" ve "onlar"

Derya SAZAK
Talat ve AB

Ece TEMELKURAN
Saçının tellerine bağladım gönlümü!..

Yaman TÖRÜNER
Ya bitecek ya bitecek

Osman ULAGAY
Başkalarının yapamadığını AKP nasıl yapıyor?

Güngör URAS
Uzan şirketlerinin götürüsü getirisinden çok olabilir