|
|


'Reform talepleri devletin projesi'
Özellikle laikleşme sürecindeki İslam toplumlarında devletin reform arzusu taşıdığına dikkat çeken Ahmet Taşgetiren, "Özgürce yaşanan din, devlet için tehdit değildir" diyor
Reform dinde mi, dindarlıkta mı? (2)
Mehmet GÜNDEM
Ahmet Taşgetiren, 'hâkim anlayışın', İslam'ın reforme edilmesi yönünde bir arzuyu hep taşıdığını, İslam toplumlarının laikleşme sürecinde de bunun daha güçlü dile getirildiğini söylüyor. Taşgetiren'e göre, hâkim anlayışın toplumla kavgasının nedeni, kültür değerleri, ahlaki yapılanması, insan ilişkileri büyük ölçüde din tarafından biçimlendirilmişti. Fakat şimdi bu ilişkilerin yeniden düzenlenmesi kaçınılmazdır. "Aklınızdaki din anlayışını kabul ettirmek için ne kadar diretirseniz, toplumla aranızdaki mesafe de o kadar açılıyor" diyen Taşgetiren, sözlerini şöyle sürdürüyor:
'Politikaya dönüştürmek riskli'
"Hâkim yapının din çerçevesi ile toplumun din çerçevesi birbiriyle uyuşmadı. İnsan dini nasıl anlayacak? Buna hâkim yapı cevap veremez. Öncelikle Kuran ve Sünnet cevap verir. İnsanın din üzerindeki tasarrufu ancak yorum olarak kabul edilebilir. O da dini iyi bilen ve dindar insanların yorumu. Hâkim yapı bir siyasi duruştur. Onun dine yönelik tavrı da siyasi bir tavır ve taleptir, dine siyasi müdahaledir. Toplum devlet tavırlarını tartışır hale geliyorsa, burada kabahat toplumun değil. Bizde toplum ne devleti ne de dinini tartışmıyor, ama sanki devlet dini tartışma alanına sürmek istiyor. Dindar olmayabilirsiniz, din ile ilişkiniz de olmayabilir ama bunu bir politika halinde hayata geçirmeye yöneldiğinizde problem doğar. Dinin etkisi ve toplumun dindarlığı azalsın. Böyle bir beklenti var. Özgürce yaşanan din, çağdaş devlet için tehdit oluşturmaz. Devlet sadakati o kadar derin bir toplumuz ki, muhalefet bile yapamıyoruz. Müslümanlar devleti tartışmadılar bugüne kadar. Bunu içlerine sindiremediler."
'Zihinsel konfor bozulmalı'
Bugün İslam dünyasının "iyi" durumda olduğunu söyleyebilecek aklı başında insan bulmak pek mümkün değil. "Din bu hayata cevap veremez" diyenlere karşı Müslümanların, bugünün insanları olarak, yeni ve farklı çözümler ortaya koymaları kaçınılmaz. İslam dünyasında yöneticilerin genellikle düşünce endişesi taşımamasından yakınan Prof. Dr. Mehmet S. Aydın, bu zihinsel konforun bozulması gerektiğine inanıyor; "Endişeli düşünmeyi öğrenememiş olanlar, bu hal üzere var olduklarından dolayı da inanç, düşünce, vicdan ve ifade hürriyetinin mevcudiyetini hâlâ lüks sayıyorlar. Bu hal var olduğu sürece, teceddüd (yenileşme) de, ıslah da ve Yüce Kitap'ın 'izzet' diye vasıflandırdığı hayat da acı ve üzüntüyle hatırlanan bir hayalden ibaret kalır."
Yazar Ali Bulaç'a göre de içtihat talebi ve reform siyasidir. Abbasilerin orta zamanlarında 500 civarında mezhep ve müçtehit (ayet ve hadislere dayanarak hüküm ortaya koyan kişi) vardı. Onların yorumlarından rahatsız olan Abbasi, 'Birkaç mezhep imamını yüceltelim' dedi. Bunun için de içtihat kapısının kapatılmasını öngördüler. Tarihte içtihat kapısını kapatan siyasi iktidardır.
'Ya Kuran'ı bilmiyoruz ya da tam inanmıyoruz'
Kuran'ın insanlığın dertlerine çare olabilecek bir kaynak olduğunu vurgulayan Yaşar Nuri Öztürk, Müslüman aydınlara kafalarını, büründükleri örtüden çıkarmalarını öneriyor
A. Toynbee, 1940'larda diyor ki; "Hıristiyanlığın ve komünizmin çözemediği en büyük dertlere çözümler var İslam'da. İslam yeniden sahneye gelecek." Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk de buradan hareketle şu soruyu soruyor: "Biz son 50 yılda insanlığın dertlerine çare olabilecek kitabın hangi mesajını gündeme getirdik. Alkolizmle, uyuşturucuyla, yalanla, yeraltı kaynaklarının fakirlerin hayrına sarf edilmesi yönünde hiçbir mücadele vermedik. 30 yıldır başörtüsü mücadelesi veriyoruz. Başörtüsünü tartışmıyorum ama soruyorum, Kuran mesajının içinde başörtüsünden başka insanlığın önüne çıkaracağımız hiç mi değer yok? İnsanlık inim inim inlerken Müslümanlar neden bu kitaptan çıkarttıkları yüzlerce reçetenin kavgasını vermediler? Bu kitap onlara hiç mi bir şey söylemiyor. Ya biz bu kitaba adam gibi inanmıyoruz ya da onu bilmiyoruz. Müslüman aydınların büründükleri örtüden kafalarını çıkarmaları lazım. Şunu kabul edelim, Kuran'ın insan hayatına ivme kazandıracak bütün değerleri Müslüman patenti taşımayan ülkeler tarafından paylaşılmıştır. Bize kalan sadece, fotoğrafı çekilen üç beş tane ibadettir. Kuran bunlardan mı ibaret?"
'Anlamlar değil, yorum değişmeli'
Dine dinlik vasfını veren ana noktaların temel inanç, ahlak ve ibadet ilkeleri olduğunu belirten Prof. Dr. Yunus Apaydın, bunlar üzerinde, yapılacak her değiştirme girişiminin tahrif riski taşıdığına dikkat çekiyor. Kuran'da gündelik hayatın düzenlenmesine ilişkin ayetlerin yorumu için de Apaydın şöyle diyor:
'Ayet neyse odur'
"Bir ayetin anlamı, bugünkü anlayışa uygun düşmüyor diye onu yeniden anlamamız gerektiğini söyleyemeyiz. Ayetin anlamı, en yalın şekliyle neyse odur. Anlamın tayini konusunda en yetkili kişi Kuran'ı beyan eden peygamberdir. Müçtehitlerin işi, bu anlamları tespit etmek ve gelişmeler doğrultusunda yorumlamaktır."
Şeriat devreye girince...
Prof. Dr. Beyza Bilgin: "İslamda Allah'la kul arasına giren din adamları, ruhban sınıfı yoktur. Buna rağmen, Müslüman devletlerin, hayatı yüzyıllar boyu İslam yorumuyla yönetmiş olması, şeriat adı altında, aşılamaz hale gelmiş kurum ve kanunların meydana gelmesine yol açtı. Bu kurum ve kanunlar şeriat adı altında, İslam dininin kendisiyle özdeşleştirilince, hayatın yeni biçimlerine geçit vermeyen engeller şeklinde donuklaştı. İslamın görünen yüzü, yani Müslüman ülkelere dışardan bakanların gördükleri, İslamın yapı ve hareket açısından olduğu kadar, çağdaş endüstri toplumunun sorunlarına bakış açısından da, uyumsuz bir moral akım olduğudur. İslam geleneği, Müslümanları modern toplumlarla çatışmasızca birlikte yaşamaktan alıkoymakta."
Değişiklik değil, yenilik
Dün 'yeniliğin öncülerinden' gösterilirken, bugün modernist çevrelerce muhafazakâr olarak algılan Prof. Dr. Hayrettin Karaman'a, "Siz geri mi çekildiniz, yoksa yeniliğin çerçevesi mi genişledi?" diye soruyorum. Karaman'ın cevabı: "Ben tecdid (yenileme) ve içtihat çerçevesinde değişimi, yenilemeyi savunuyorum. Bazı ilahiyatçılar dinin değişmezlerini de değiştirme sonucu doğuran bir yenilikten söz edince, söz etmekle kalmayıp İslami olmayan akıl ile bunun teorik altyapısını hazırlayınca bunlara karşı çıktım. Bizim işimizi, klasik usulde içtihat ve tecdidin görebileceğini söyledim. Batı özentili anlama, yorumlama, değiştirme teşebbüslerinin dine uygulanmasının 'dini, çağın nefsani arzulara bağlı gidişine uydurma tehlikesi' gibi sakıncalarına dikkat çektim."
Yarın
• Din mi, dindarlık mı sorgulanmalı?
• Hz. İbrahim'in isyanını bekleyen bir çağda mı yaşıyoruz?
• En büyük reformcu Hz. Ömer mi?
• Yaşanan hızlı değişim İslamı nereye götürdü?
• Müslümanın problemi uygulamalardaki şekilcilikte mi?
• Din mi bizi bu hale getirdi, biz mi dini bu hale getirdik?
GÜNCEL

'Reform talepleri devletin projesi'
'Batığa' kamera inecek
Yalova'da ürküten teklif
Sahneye çıkmayı ölümüne istedi
THK'ya bu bayram deri yağdı
Psikologlar: Ötanazi gizlice uygulanıyor
Tabip Odası Maliye'ye isyan etti
Kısa kısa..
Tarihte bugün
Serin Duruş
|
|






|