|


Rum tarafına Kıbrıs uyarısı!
Bu Kıbrıs uyarısı en başta Rum yönetimiyle Atina'ya. Bu uyarının altında BM Genel Sekreterliği'nin, Avrupa Birliği'yle Amerika'nın imzaları yer almalı. Rum tarafı markaj altında tutulmalı...
Sorularla başlanabilir uyarıya:
Rumlar Kıbrıs'ta yeni devleti ve yönetimi Türklerle paylaşmak istiyorlar mı? Türklerle eşit ortaklığı içlerine sindiriyorlar mı? Annan planı çerçevesinde kendilerini böyle bir nihai çözüme hazır hissediyorlar mı?
Niye mi bu sorular?
Çünkü Rum liderliği öteden beri Kıbrıs'ta yönetimi Türklerle paylaşmayı istemez. Türkleri azınlık olarak görmekten yanadır. Türkleri ikinci sınıf vatandaş veya azınlık olarak devlete yamamak işlerine gelir.
Onun için Annan planı sevilmiyor.
Bu nedenle 1 Mayıs eşiği çözüm olmadan aşılmak isteniyor. Çünkü 1 Mayıs 04 tarihine kadar çözüm olmazsa, Güney Kıbrıs yine AB'ye tam üye olabilecek. Ama bu arada Annan planı ortadan kalkacak; yeni Kıbrıs devleti değil, var olan Kıbrıs devleti devam edecek.
Rumların işine bu geliyor.
Bu ihtimal var mı?
Yok değil.
Eğer Rum tarafı yarın başlayacak müzakerelerde işi yokuşa sürebilirse... Denktaş'ın sabrını taşırıp masadan kaçırabilirse... Ankara gerekli siyasal kararlılığı sürdüremezse... Yani Rumlardan bir adım önde olma politikasını gevşetirse...
1 Mayıs, çözümsüz aşılabilir.
Rumların istediği olur.
Türkiye tuzağa çekilmiş olur.
Ama not etmekte yarar var: Ankara'nın, hükümetin siyasal kararlılığında bir gevşeme olması ya da Denktaş'ın sabrının taşması bugün için yakın ihtimaller olarak gözükmüyor. Davos ve New York zirvelerinde izlenmiş olan çizginin Türk tarafınca devam ettirileceği anlaşılıyor.
Atina ve Rum yönetimi bu zirveler öncesinde Ankara'da meydana gelen değişimi kavrayamadılar. Bu nedenle Annan planını benimseyen, Annan'ın boşlukları doldurmasını ve referanduma gidilmesini ilke olarak kabullenen Türk tarafındaki tutum değişikliği onları şaşırttı.
Artık şaşırtmasın.
Oyun oynanmıyor!
Hedef, nihai çözüm.
Türk tarafı bunun peşinde... Rum tarafının bu saatten sonra bir çuval inciri berbat etmesi, hem kendi bindiği dalı kesmek, hem de büyük bir sorumsuzluk örneği olarak tarihe geçmek olur. Tarafları elbette kıyasıya pazarlık bekliyor. Elbette çıta başlangıçta yüksek olacak. Ama bir anlaşmaya varılacaksa bu çıta müzakere sürecinde makul seviyeye elbette çekilecek, fazlalıklar atılacak.
Pazarlığın doğası bu.
Başka türlü al - ver dengesi kurulamaz. Ama eğer armudun sapı, üzümün çöpü denirse çekin kuyruğunu gitsin. Ama bu saatten sonra buna ihtimal vermiyorum. Vermek istemiyorum. Bir tünele girilmiş durumda. Ucunda ışık olan bir tünel...
Çünkü anlaşmadan Türkler de, Rumlar da kazançlı çıkacak. İngilizce deyişle win - win durumu... Ayrıca, Doğu Akdeniz'de istikrar, Ege'de barış gölü, hem Türkiye'yle Yunanistan'ın, hem AB ile ABD'nin ortak çıkarıdır.
Son söz:
Kıbrıs uyarısının bu aşamada BM, AB ve ABD tarafından Rum liderliğine ve Atina'ya yapılmasında yarar var diye düşünüyorum.
h.cemal@milliyet.com.tr
|
|

|