19 Şubat 2004 Perşembe
 
 
 BİZE ULAŞIN | ARŞiV | KÜNYE | HABER İNDEKSİ |  SIK KULLANILANLARA EKLE |  AÇILIŞ SAYFASI YAP  
  ·  SON DAKİKA       
  ·  ANA SAYFA    
  ·  GÜNCEL         
  ·  SİYASET         
  ·  EKONOMİ         
  ·  YAZARLAR         
  ·  SPOR         
  ·  DÜNYA         
  ·  YAŞAM         
  ·  MAGAZİN         
  ·  SAĞLIK         
  ·  KADIN & MODA         
  ·  ASTROLOJİ         
  ·  OTOMOBİL         
  ·  ÇİZERLER         
  ·  BİLİM & TEKNİK         
  ·  TV'DE BUGÜN         
  ·  İŞ YAŞAMI         
  ·  OMBUDSMAN         
  ·  HAVA DURUMU         
  ·  CUMARTESİ         
  ·  PAZAR         
  ·  BUSINESS   
  ·  POPULER KÜLTÜR   
  ·  EGE   


   
Yalan dünya

            Onu Moda Deniz Kulübü'nün yaz gecelerinde, Pancaldi mintanını ılık rüzgarla dalgalandırırken görenler yaşamındaki med - cezirleri asla tahmin edemezdi. Saygın bir soy kütüğüne sahipti. Yakışıklıydı. Mekteplerin kralında sıraya oturmuşluğu, Avrupa görmüşlüğü vardı.
    Koşullar, olası bir "başarı öyküsü"ne çanak tutmaktaydı ama, o daha kestirmesini arıyor, başarılıymış gibi izlenim bırakmak ona yetiyordu. Ne yazık ki, kişisel kaynakları buna yetmiyordu.
    Biz Mehmet'i tanırdık. "İflas"a mahkum bir hayatın "gittiği yere kadar" uzatmalarında her türlü çılgınlığı yapmasına defalarca tanıktık.
    Mehmet, yaşamını yapay zaferlerle süslemek için olmayacak çılgınlıkları göze alırdı. Borçlanmak sıradandı... Bu uğurda birkaç kez evdeki antikaları satma girişimi ailesinin maddi manevi çabalarıyla eskicinin kapısından dönmüş, olay resmiyete intikal etmeden, kısa süreli "evden uzaklaştırmalar"la karşılık görmüştü.
   
    Canaydın'a benzerdi
    O günlerde bile kendini kandırırdı Mehmet. Harçlıksız ve umutsuz bir şekilde Moda Kayıkhanesi'ne sığınır, bilincini en kestirme yoldan bardak bardak sağır etmeye çalışırdı.
    Ta ki, ağabeyi onu parasal ve etik krizden çekip çıkarana kadar.
    Mehmet'i niye mi anlattım ? Çünkü hesap kitap adamı olan ağabeyi, tıpkı Özhan Canaydın'a benzerdi. Mehmet'e oranla renksiz bir insandı ama, ayakları yere basan prensipleriyle ömrünü dimdik sürdürmekteydi. Nefret ederdi Mehmet'in borçlanmasından ve elinden geldiği kadar ödemeye çalışırdı. Deniz Kulüp'te kazanılmış sosyal ve romantik zaferlere, Mehmet'in "müflis" öyküsünü dibe vurduran büyük tuzaklar olarak bakardı. Kontrolu ele almaktan çok, Mehmet'in kendi yağıyla kavrulması için olmayacak özverilerde bulunurdu. Adeta kendini sevgili kardeşine adamıştı... Lakin daima tepki alırdı. Mehmet onu hiç anlamadı.
    Sayın Canaydın'ı anlayan var mı ?
   
   
HAKLI YOK!
    Diyarbakır kalecisi Şenol'un isyanı, hepimize nefs - i müdafaa gibi geldi. Saldırana karşı koyuyor, hatta aynı yoğunlukta saldırıyla karşılık veriyordu.
    Mağdurken haklıydı Şenol. Bir sonraki aşamada saldırıyı başlatan kadar saldırgan.
    Arada en büyük darbeyi alan da futbol.
    Bu meselede haklı yok vesselam.
   
   
YILIN JÜRİSİ
    Nihat'ın birinci olduğu "futbolcu" sıralamasında, Tuncay oyların yüzde 38'ini alırken, Sergen yüzde 10'da kalıyorsa...
    Ve oy sahipleri, ülkenin "çok önemli" spor adamlarından oluşuyorsa.
    Tuz da mı kokuyor ne?..
    Sergen'i herkes biliyor da, kıymetli jüri üyeleri nasıl kıydılar Sabah Gazetesi'nin körpecik "Yılın Sporcusu" seçimine?
   
   
Sana ne!
    "Lucescu Ahmed Hassan'ı neden ilk on bire koymadı" ?
    Sana ne?..
    Adam kendi değerlendirmesine göre, maçın üçte biri geçtiğinde almış Hassan'ı oyuna... Hassan şahane oynamış, Beşiktaş kazanmış. Bunalım atlatılmış. Özgüven geri gelmiş.
    Sen hâlâ soruyorsun; "Ahmed Hassan neden yok ilk on birde" ?
    Nereden biliyorsun ki, Ahmed ilk on birde olsaydı hem kendisi hem Beşiktaş çok daha iyi oynardı. Veya Lucescu gibi bir adam, neden bilmiyor senin bildiklerini ?
    "Ama, Ahmed Hassan girince Beşiktaş'ın havası geldi"...
    İyi ya; onu yapan da Lucescu.
    Skor tamam. Matematiksel olarak ortada somut bir hata yok. Şayet futbol adına konuşuluyorsa, o işkolunda da kutsanması gereken kariyere sahip olan adam Lucescu. Bırakın şampiyonlukları falan; sadece İlhan - Ilie kombinasyonu ile Beşiktaş'a 10 milyon dolar kazandıran insanı ya mankafa, ya da art niyetli yerine koymak ayıp olmuyor mu?
    Sen daha iyi biliyorsan, ne diyelim helal olsun doğrusu.
   
   
Ömür törpüsü Cim-Bom
    Galatasaray açısından Gençlerbirliği maçından sonra yaşanan ilginç olaylardan biri de Hakan Şükür'ün veryansın ettiği hakem Ali Aydın'a, Fatih Hoca'nın teşekkürleriydi.
    Böylece hakem konusundaki değerlendirmeleri kestirmeden yapabilmek şansı doğdu ki, Ali Aydın'ı beğenmeyenler fikirlerini "Hakan Şükür haklı" şeklinde ifade edebilecekler. Ali Aydın'a geçer not verenler ise tek tek ayrıntılara gireceklerine "Fatih Terim doğru söylüyor" deyip geçebilecekler.
    Peki, bir takımın kaptanı ile teknik direktörünün maçın sonunu farklı şekilde algılamasından dehşete düşenler... Onlara bir kestirme yok mu ?
    Bulamıyorlarsa "Ters Köşe'deki gibi" desinler.
    Bu olay bir kulüp için küçük, ama Galatasaray için çok büyük sorundur. Çünkü Hoca ile Kaptan arasındaki pamuk ipliklerine, küllenmiş hadiseler asılıdır. Sayın Terim'in sinir katsayısının en büyük çarpanı "sineye çekme" durumudur. Hakan Şükür'ün en belirgin özelliği ise "hesaplaşma dürtüsü".
    Yahu bu Galatasaray tam bir ömür törpüsü.
   
   
DÜŞTÜK...
    Milli Takım teknik direktörümüz sayın Şenol Güneş'ten "bakanlık müfettişi" gibi bir tespit:
    "Türk futbolu düşüşte"!..
    Sağol Hoca'm... Sen söylemesen de belliydi zaten.
    Ama bu düşüş duracak sayende.
    Kontratın bitince.
   
   
Saran'ın satır araları
    Sayın Aziz Yıldırım, - başsağılığı dilerim - oldum olası medyadan şikayetçidir ya; aslında ona başkanlık yaşamındaki en ağır eleştiriler kendi mesai arkadaşlarından geldi ve gelmeye devam ediyor.
    Sayın Atilla Kıyat'ın salvosunu, Sayın Sadettin Saran'ın adaylıktan çekilme açıklaması izliyor. Sayın Saran sivil ya; o sitemlerini satır aralarına yerleştirmeyi yeğliyor.
    Bir şifre kırıcıyla okursanız; eski başkan adayının, tek başkan adayına yazdıkları, fıkradaki genel müdürün halefine bıraktığı üç mektuba benziyor. Bir farkla, sonuncuda değil üçünde de "üç mektup yaz" notu yer alıyor.
    "Hani aday olmayacaktın" diye başlıyor açıklama, "bu sezon takım şampiyon olamazsa hiç ortalarda dolaşma" mesajıyla sürüyor. Sayın Saran'a göre "borç gırtlakta". "Başkanın gözünü hırs bürümüş". Ufukta "ciddi travmalar" görüyor ve o günler geldiğinde "bahane" olmak istemiyor. "Başkan olmak için benim neyim eksik" diye soruyor Sayın Saran.
    "Arkandayım" değil ensendeyim" demeye getiriyor.
    Ya da ben öyle anlıyorum.
    Müthiş ustalıkla kaleme alınmış bir açıklama. Saran galiba bizim mesleği elimizden almaya kalkıyor.
   
   
Çok güzel sustular!
    Kanal D'nin salı gecesi klasiği 3. Devre spor programını ve yöneticisi İlker Yasin'den başlayarak sürekli katılımcıları Engin Verel, Kazım Kanat ve Osman Tanburacı'yı, hararetle kutluyorum.
    Söyledikleri yüzünden değil, sustukları için!
    Hayır dalga geçmiyorum. Geçen akşam kelimeleri en ekonomik şekilde kullanarak, yerinde yeterince sorarak, polemik tuzakları kurmayarak, konukları Lucescu'yu konuşturmak yolunu seçtiler ve bence ekrandaki spor programları tarihine geçtiler.
    Aynen mükemmel hakem tarifindeki gibiydiler. Göze batmadan dört dörtlük yönettiler olayı. Rol çalmadılar. Ofsaytı da gördüler, penaltıyı da. Sertliğe müsade etmediler ama oyunu da kesmediler.
    Demek ki, kayıkçı kavgasından futbol marjinallerine, geçkin çiğlerden pişmeden küreselleşmişlere kadar uzanan geniş bir yelpazede iyi program yapmanın bir yolu da zaman ve zemine göre susmaktan geçiyor.
   
    eguven@milliyet.com.tr
   
   

SPOR


ACEMİ BİRLİĞİ: 0-1
At yarışları
Avrupa Ligleri
Efes hakem kararıyla: 107-103
İKİNCİ LİG PUAN DURUMU
Mehmet Okur duble yaptı
Güneş Sigorta'nın kalbi Neslihan: 3-1
Ahmed'e sus emri
Fener, Nobre'ye kilitlendi
Cansun'dan gizli zirve
Kısır golcü Augustine
SERT VE AKILLI FUTBOL
Haber turu...
Karma
Kimlik arayışı
Yalan dünya





Mehmet DEMİRKOL
Karma
Nihat GEVEN
Kimlik arayışı
Ercan GÜVEN
Yalan dünya


 İSTATİSLİKLERLE LİG
 EURO 2000
 SIDNEY 2000
 DÜNYA KUPASI 98