19 Şubat 2004 Perşembe
 
 
 BİZE ULAŞIN | ARŞiV | KÜNYE | HABER İNDEKSİ |  SIK KULLANILANLARA EKLE |  AÇILIŞ SAYFASI YAP  
  ·  SON DAKİKA       
  ·  ANA SAYFA    
  ·  GÜNCEL         
  ·  SİYASET         
  ·  EKONOMİ         
  ·  YAZARLAR         
  ·  SPOR         
  ·  DÜNYA         
  ·  YAŞAM         
  ·  MAGAZİN         
  ·  SAĞLIK         
  ·  KADIN & MODA         
  ·  ASTROLOJİ         
  ·  OTOMOBİL         
  ·  ÇİZERLER         
  ·  BİLİM & TEKNİK         
  ·  TV'DE BUGÜN         
  ·  İŞ YAŞAMI         
  ·  OMBUDSMAN         
  ·  HAVA DURUMU         
  ·  CUMARTESİ         
  ·  PAZAR         
  ·  BUSINESS   
  ·  POPULER KÜLTÜR   
  ·  EGE   




   
   
Bu sonuçta en hayati rolü kimler oynadı? (1)

           
    Hezimetler öksüz çocuklardır. Başarıların ise çok sahibi çıkar. Kıbrıs konusunda gelinilen bu noktaya çok kişinin katkısı oldu. Kimi küçük, kimi büyük katkıda bulundu. Ancak, bir de en önde siyasi sorumluluğu alanlar var. Bu konu üzerinde daha uzun süre yazılar yazılacak ve bilançolar çıkarılacaktır mutlaka, ancak bu aşamada sıcağı sıcağına, elde edilen sonuçta en çok kimlerin katkısı olduğuna bakarsak karşımıza şöyle bir tablo çıkıyor.
   
    ERDOĞAN- GÜL İKİLİSİ: SİYASİ BAŞARI ONLARA AİT
    Kim ne derse desin, bugün bir noktaya gelindiyse bunda en büyük pay Başbakan Tayyip Erdoğan'a ve hemen onun yanı başında da Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'e aittir. Türkiye New York'ta attığı adımı gerçekleştirememiş olsaydı, bugün hala yerimizde sayıyor olacaktık.
    40 yıldır süre giden, kemikleşmiş, kimselerin dokunamadığı ve toplum olarak tabulaştırdığımız Kıbrıs sorunu çözerken, siyasi irade gösterdiler. Cesur davrandılar ve daha da önemlisi, bu noktaya gelinirken etrafı döküp kırmadılar. Yönetime katılan kurumları karşılarına almadılar. Silahlı Kuvvetleri ve Cumhurbaşkanı'nı ikna etmesini bildiler. Direnmeleri "ben karar verdim, bu şekilde olacaktır" şeklindeki dayatmalara gitmeden, aksine bir yandan siyasi irade gösterip, öte yandan da ikna yöntemiyle yumuşattılar.
    Gül'ün genel yaklaşımı buna müsait idi, ancak doğrusu ben Tayyip Erdoğan'ın bu kadar iyi oynayabileceğini tahmin etmiyordum. 2002 Kopenhag doruğunda ve 2003 Lahey toplantılarındaki inişli çıkışlı yaklaşımı gördükten sonra, yoğurdu üfleyerek yemeğe başlamıştım. Başbakanın, belirli bir aşamadan sonra böylesine kararlı ve daha da önemlisi cesur davranabileceğini beklemiyordum. New York'ta son dakikada masaya konulan formül, BM yetkililerini dahi şaşırttı.
    Erdoğan- Gül ikilisi Türkiye'nin yakın tarihinin en önemli kararını almış oldular. Yüklendikleri risk çok büyüktü ve her siyasetçinin kolay kolay taşıyamayacağı nitelikteydi.
    Eğer bugün bir yere gelindeyse, herkes çok iyi bilmelidir ki, kredinin büyük bölümü bu iki siyasetçiye aittir.
   
    ORG.ÖZKÖK: ANAHTAR ROL OYNADI
    Eğer tüm riskleri omuzlayarak gösterdikleri cesaret ve irade ile Erdoğan- Gül ikilisi, siyasi açıdan en büyük prime hak kazandılarsa, Kıbrıs denilince en büyük duyarlığı gösteren Silahlı Kuvvetlerin başındaki isim de tarihe geçecektir.
    Org. Özkök'ün bu dönemde Genelkurmay Başkanlığında bulunması, Türkiye'nin büyük bir şansı olmuştur. Özellikle Kıbrıs konusunda gösterdiği sağduyulu yaklaşım unutulmamalıdır. Kamu oyuna yansıyan izlenim, başta Kara Kuvvetleri ve Jandarmanın Annan planına ters baktıkları şeklindeydi. Nitekim basına yansıyan bazı demeç ve söylentiler, emekli bazı Komutanların yaydıkları hava, TSK içinde önemli bir direnmenin işaretleriyle doluydu.
    Org. Özkök, Silahlı Kuvvetler içindeki direnmeleri son derece ustalıkla yönlendirmeyi bildi. AKP hükümetine karşı kuşku ve kaygıları, Kıbrıs konusuyla karıştırılmasına izin vermedi. Kendi açısından o da, Erdoğan gibi büyük cesaret ve irade gösterdi. İstese, bugün gelinilen noktayı kolaylıkla engelliyebilirdi.
    Yapmadı.
    Türkiye'nin uzun vadeli çıkarlarının nereden geçtiğini çok net şekilde gördü ve hükümet ile uyumlu bir çalışma yaptı. TSK içindeki muhaliflere, böyle bir kararın siyasi iktidarların sorumluluğunda olduğunu, askerin görüşünü vermenin ötesine geçmemesi gerektiğini ve TSK' nın tutumu konusundaki son sözün de kendisine ait olduğunu anlattı.
    Benim dışardan algıladığım buydu. İzlenimlerin gerçeği yansıttığını düşünürsek, Org. Özkök'ü hepimizin tebrik etmesi gerekir.
   
    UĞUR ZİYAL: SIRADIŞI BİR DİPLOMAT
    Bazı kişiler vardır, kendilerini öne atmazlar. Reklama hiç önem vermezler. İnsanlar belki tam algılayamazlar, ancak bu kişiler tutumlarıyla tarihin değişmesine sessiz sedasız inanılmaz katkıda bulunurlar.
    Dışişleri Bakanlığı müsteşarı Uğur Ziyal'den söz ediyorum.
    Ziyal Kıbrıs konusundaki yaklaşımıyla, Türk dışişleri Bakanlığının bir ara yıpranmaya başlayan prestijini kurtarmıştır. Sadece bununla kalmamış, direnen bürokrasiyi, Cumhurbaşkanlığını, Denktaş'ı ve Türk Silahlı Kuvvetlerinde kaygı duyan çevreleri ikna etmiştir.
    Ziyal en büyük desteği Gül'ün gösterdiği siyasi iradeden almış, ancak bunun ötesine geçerek kişisel prestijini kullanmış ve Türkiye' nin herkesi şaşırtan kararının alınmasında anahtar rol oynamıştır.
    Hem içerdeki direnişleri kırmış, hem de dış ilişkilerdeki orkestra şefliğini inanılmaz bir başarıyla gerçekleştirmiştir.
    Kıbrıs müzakerelerine başından itibaren katılan, BM' nin üst düzey bir diplomatının Uğur Ziyal hakkındaki şu sözleri, sanıyorum herşeyi çok iyi özetliyor:
    "Uluslararası düzeyin çok üstünde bir diplomat. Onun bu aşamada dışişleri müsteşarı olması sizin için büyük bir şanstır."
   
    DENKTAŞ VE TALAT: ÇOK ETKİLİ OLDULAR
    KKTC açısından en büyük katkı, Rauf Denktaş, Serdar Denktaş ve M.Ali Talat'tan geldi. Rauf Denktaş, Annan planına çok itiraz etmesine rağmen, Ankara'nın ortak politika saptaması üzerine ve Türkiye'nin uzun vadeli çıkarlarını düşünerek tutumunu değiştirdi ve işlerin olumlu sonuçlanmasında önemli rol oynadı. Bu değişiklikte hem Denktaş'ın Türkiye sevgisi, hem de gerçekçi politikacılığı ön plana çıktı. Serdar Denktaş ve M.A.Talat'ın seçimler öncesindeki duruşları ve özellikle de seçimlerden sonraki tutumları, Ankara'nın işini büyük ölçüde kolaylaştırdı. Eğer seçimlerden bu ikilinin kurduğu hükümet çıkmamış olsaydı, bugün New York'taki sonucu almak son derece zor olurdu.
    M. Ali Talat, Başbakan olduktan sonra özellikle Rauf Denktaş'a karşı tutumunu son derece ölçülü ve duyarlı bir düzeyde tutmasını bildi. Eski kavgaların üstüne sünger çekti ve Cumhurbaşkanı'nın güvenini kazanmaya çalışmıştı. Kendini değil, Denktaş'ı ön plana çıkardı.
    Serdar Denktaş, babası ile hükümet arasında tam anlamıyla bir sigorta rolü oynadı. Hem çözümden yana tutum alaması, aynı zamanda da babasının müzakerecilikten ayrılmamasını sağlamak çok zor bir işlevdi, ancak Sedar bunu gerçekleştirmesini bildi. Böylece, KKTC ve Türk toplumlarında parçalanmalar önlenebilmiş oldu.
    Her ikisinin özellikle New York görüşmeleri sırasındaki olgun tutumları, Cumhurbaşkanı Denktaş'ı sürekli el üstünde tutan yaklaşımları da dikkate değerdi.
   
    (Bu yazı, Posta Gazetesinde ve aynı gün Hürriyet Gazetesinin tüm dış yayınlarında, Hürriyet internet sitesinde (www.hurriyetim.com.tr) Milliyet internet sitesinde (www.milliyet.com.tr) ve Daily News ekibi tarafından tercüme edildikten sonra hem ana gazetede, hem de Daily News internet sitesinde (www.turkishdailynews.com.tr) yayınlanmaktadır. )
   
    mabirand@e-kolay.net
   
   





Taha AKYOL
Muhalefet yapmak

Çetin ALTAN
Parayı kim veriyor, niye veriyor?

Melih AŞIK
Kendinize sorun...

Hasan CEMAL
Baykuşlar, tarih ve sorumluluk!

Yılmaz ÇETİNER
Hurda kalp kapağı, ilaç eziyeti, yüksek prim!

Güneri CIVAOĞLU
Kestaneler

Hurşit GÜNEŞ
Dolardaki düşüş sürüyor

Doğan HEPER
Arzulanan mı, mümkün olan mı?

Sami KOHEN
Bir yerden başlamak lazım...

Mehmet Y. YILMAZ
Angela Merkel: Bir 'yeminli' Türk düşmanı..

Hasan PULUR
Fikret Otyam'ın mektupları ve pantolonu...

Derya SAZAK
Merkel'e tepkiler

Meral TAMER
Kuruşlar bolsa, enflasyonist etkiden korkma!

Yaman TÖRÜNER
Çalışmama keyfi

Güngör URAS
'Servet transferi' dönemi başlıyor

Serpil YILMAZ
Erol Kaya kitaplarla yola çıktı

M. Ali BİRAND
Bu sonuçta en hayati rolü kimler oynadı? (1)